GÜNEŞ

 

Güneş çok büyük ve ışıldayan bir gaz topudur. Hayat kaynağımızdır. Çok parlak bir ışığa sahiptir. Öyle ki eğer bir müddet hiçbir önlem almadan çıplak gözle Güneş’e bakacak olursanız gözleriniz görme yetisini yitirebilir. Güneş kendi kendine oluşmuş bi nükleer reaktöre benzetilebilir. O da öteki yıldızlar gibi başlangıçta soğuk olan bir moleküler bulutun büzüşüp ısınmasıyla oluşmuştur. Güneş, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce doğmuştur ve bir o kadar daha ömrünün kaldığı tahmin edilmektedir. Güneş'in çekirdeğinin çapı, Dünya'nın çapının 27 katıdır. Güneş'in merkezindeki sıcaklığın 15 milyon 0C derecenin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklık yüzeyde 5.500 0C dir. Güneş aslında bir yıldızdır. Geceleyin gökyüzünde gördüğünüz bütün yıldızlar da aslında ışıldayan dev gaz toplarıdır, ama çok uzakta olduklarından ışık noktaları olarak görünürler. Gezegenlerin güneş etrafındaki yörüngeleri çember değil de elips biçiminde olduğundan, gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları sürekli olarak değişir. Dünya'nın Güneş'e en yakın ve en uzak konumları arasında 5 milyon kilometre fark vardır. Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı ortalama olarak 149.600.000 kilometredir. Bu uzaklık Dünya'nın Güneş'e en yakın olduğu konumda 147.000.000 kilometreye düşmekte, en uzak olduğu konumda ise 152.000.000 kilometreye kadar çıkmaktadır. Ayrıca astronomide Dünya'nın Güneş'e ortalama uzaklığı olan 149.600.000 kilometre bir Astronomi Birimi (AB) olarak kabul edilir. Güneş ışınları Dünya'ya yaklaşık 8 dakikada gelirler. Yani biz Güneş'e baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görürüz. Aynı şekilde bu, uzaklıklarına ve büyüklüklerine bağlı olarak diğer gezegenler ve yıldızlar için de geçerlidir. Yani biz onlara baktığımızda aslında onların şu andaki hallerini değil, belki de binlerce ışıkyılı önceki hallerini görüyoruz. Güneş kendi çevresindeki dönüşünü 25 günde tamamlar. Güneş'in üzerinde koyu renkli bölgeler olarak görülen Güneş lekeleri manyetik alanın etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Lekeler, 11 yıllık dönemlerle aktivitelerini arttırırlar. 

 

AY 

 

Dünya'nın, ortalama 376.284 kilometre uzaktaki yörüngesinde dolanan tek bir uydusu vardır. Latince adı Luna olan bu uydunun dilimizdeki adı Ay'dır. Ay bir uydu olarak, Dünya'nın büyüklüğü göz önüne alındığında şaşılacak derecede büyüktür. Ekvatorundan ölçüldüğünde 3475 kilometreyi bulan çapıyla Ay, Dünya'nın dörtte birinden biraz küçüktür. Bu nedenle bazı bilim adamları Ay ve Dünya ikilisini ''çift gezegen'' olarak düşünmek gerektiğini söylüyorlar. Aslında Ay'ın tam olarak nereden geldiğini bilmiyoruz. Astronomlar Ay'ın Dünya ile birlikte, yaklaşık 5 milyar yıl önce oluştuğunu düşünüyorlar. Ama Apollo uzay aracı ile Ay'a giden astronotların topladığı taş örnekleri, Ay ile Dünya arasında benzerlikler kadar şaşırtıcı farklılıklar da olduğunu ortaya koyuyor. Ay'ın kendisi nasıl oluşmuş olursa olsun, yüzeyindeki kraterlerin gökcisimlerinin çarpması sonucunda olduğunu biliyoruz. Ay'daki bazı kraterler Güneş sistemindeki en büyük kraterlerdir (Copernicus kraterinin çapı 97 km'dir). Bazı gök cisimlerinin Ay yüzeyine çok şiddetli çarpmalarından dolayı kabuk kırılmış, aşağıdan yükselen lavlar yayılarak yüzeyi kaplamışlardır. Sonradan soğuyup sertleşen bu lav ovaları karanlık renkleriyle hemen belli olurlar. Bu düzlüklere ''deniz'' adı verilir. Dünya'nın kütle çekim kuvveti zamanla Ay'ın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yavaşlatmıştır. Ay'ın kendi etrafındaki dönme ve Dünya çevresindeki dolanma süreleri birbirine eşittir. İşte bu '' eşzamanlı dönme'' nedeniyle biz Ay'ın yalnızca bir yüzünü görürüz. Ay'ın arka yüzünü sadece uzay sondaları ve astronotlar görmüştür. Gökcisimleri içinde Dünya'dan sonra belki de en iyi tanınan Ay, uzay araştırmalarında ülkeler arasında yarışa bile neden olmuştur. İlk insanlı uzay uçuşunu Rusların gerçekleştirmesinin ardından Ay'a ilk insanlı uçuşu Amerika Birleşik Devletleri gerçekleştirmiş (1969 Temmuz ayında Neil Armstrong) ve insanlık tarihinde çok önemli olan yeni bir dönemin başlamasında Ay bir sıçrama rampası vazifesini görmüştür. Amerikalıların insanlı Apollo uzay uçuşları 1972 yılında sona ermiştir, ama astronotlar daha büyük teleskoplar kurmak ve gelecek ekipler için bir Ay Üssü inşa etmek üzere 2005 yılına doğru yeniden Ay'a gitmeyi planlıyorlar. Böylece diğer gezegenlere yapılacak yolculuklar için de Ay bir sıçrama tahtası olarak kullanılabilecektir.

 

MERKÜR 

 

Güneş sisteminde Güneş'e en yakın gezegendir. Güneş'ten uzaklığı 57.900.000 kilometredir. Merkür 4880 kilometrelik çapıyla Güneş sisteminin en küçük ikinci gezegenidir (Birincisi Pluto). Bu nedenle 1974 yılına değin Merkür hakkında çok az şey biliniyordu. Bugüne kadar Merkür'e giden tek uzay aracı Amerika Birleşik Devletleri'nin Mariner 10 adlı uzay sondasıdır. Bu araç Merkür'e 756 kilometre kadar yaklaşarak gezegenin ayrıntılı olarak resimlerini çekmeyi başarmıştır. Elde edilen bilgilere göre gezegenin çok ince bir atmosfer tabakasına sahip olduğu ve atmosferinde helyum ve sodyum bulunduğu tesbit edilmiştir. Merkür'ün yüzeyinde çok miktarda krater vardır. Bunlara gezegene çarpan meteorların yol açtığı düşünülmektedir. Çünkü ince olan atmosferi Merkür'ü dışarıdan gelen bu meteorlara karşı yeterince koruyamamaktadır. Mariner 10 uzay sondasında bulunan araçlar sayesinde Merkür'ün ince bir yüzey tabakasına sahip olduğu ve bu tabakanın altında büyük, metal bir çekirdek tabakası olduğu anlaşılmıştır. Boyut ve ağırlık olarak Merkür'ün yaklaşık %70'ini, çapı 3600 kilometreyi bulan dev bir metal çekirdek oluşturmaktadır. Oysa Dünya, Venüs ve Mars'ın çekirdekleri küçük, kabukları kalındır. Bir teoriye göre Merkür bundan milyonlarca yıl önce iki kez hemen hemen kendisi kadar büyük gökcisimleriyle çarpışmıştır. İlk çarpışma sonucunda gezegen nerdeyse sıvılaşmış, ağır metaller dibe batarak büyük çekirdeği oluşturmuştur. İkinci çarpışmanın sonucunda ise kabuğun büyük bir kısmı dağılmıştır. Merkür Güneş'e çok yakın olduğundan, gündüz vakti sıcaklık 423 0C ye kadar çıkar; ama Güneş battıktan sonra bu sıcaklığın -183 0C ye kadar indiği olur. Merkür'ün yörüngesi Güneş'e çok yakın olduğundan gökyüzünde her zaman Güneş'e yakın olarak görülür. Yani Merkür'ü yalnızca gün doğumundan hemen önce ya da günbatımından hemen sonra görebiliriz. Çıplak gözle Merkür ufka yakın, parlak bir yıldız gibi görünür. Merkür kendi etrafındaki dönüşünü 59 Dünya gününde tamamlar. Güneş'in etrafındaki dönüşünü ise 88 günde yapar. Güneş ile Merkür'ün birbirlerinden olan açısal uzaklıkları 28 dereceden fazla olamaz.

 

VENÜS 

 

Dünya'ya hem en yakın, hem de büyüklük bakımından en çok benzeyen gezegendir. Güneş'e en yakın ikinci gezegen olan Venüs, Güneş'ten 108.200.000 km uzaklıktadır. Venüs çok yavaş döner, kendi etrafındaki dönüşünü 243 günde tamamlar. Güneş etrafındaki dönüşü ise 224 gün sürer. Bu nedenle bir Venüs günü, bir Venüs yılından daha uzundur. Venüs yalnızca yavaş dönmekle kalmaz, aynı zamanda Dünyamız ve diğer gezegenlerin dönüş yönüne ters yönde döner. Eğer Venüs'te olsaydınız Güneş'in batıdan doğup doğudan battığını ve gökyüzünde çok yavaş ilerlediğini görecektiniz. Venüs yılın belirli dönemlerinde Güneş doğmadan hemen önce ya da battıktan hemen sonra çıplak gözle rahatlıkla görülür. Pek çok kimse ona Sabah ya da Akşam yıldızı der. Venüs yörüngesinde dolanırken Dünya'ya en yakın konuma geldiğinde Güneş ve Ay'dan sonra gökyüzündeki en parlak cisimdir. Dünyanın en güçlü teleskopuyla bile Venüs'ün üzerindeki yüzey şekilleri görülemez. Bunun nedeni gezegenin yüzeyinin çok kalın bir atmosfer tabakası ile kaplı olmasıdır. Büyük bir kısmını karbondioksitin oluşturduğu bu atmosfer öylesine yoğundur ki gezegenin yüzeyini büyük bir kuvvetle bastırır. Atmosferi nefes almaya uygun olmadığından, atmosferin çok yüksek basıncı nedeniyle ezilebileceğinden ve gökyüzünden yağan sülfürik asitten yanabileceğinden, Venüs yüzeyi bu haliyle insan yaşamına uygun bir yer değildir. Venüs'ün parlaklığının nedeni de atmosferidir. Bulutlar dev bir ayna gibi davranarak Güneş'in parlak ışınlarını gerisin geriye uzaya yansıtır. Her ne kadar Güneş'e Merkür'den daha uzaksa da, Venüs daha sıcaktır. Yüzey sıcaklığı ortalama 480 0C ye ulaşır. Bunun nedeni de ısının, bulutlarda tutulması sonucunda tıpkı bir serada olduğu gibi, sıcaklığın yükselmesidir. Gökyüzünde çok güzel parladığı için Eski Romalılar ona Aşk Tanrıçaları Venüs'ün adını vermişler. Venüs Dünya ile hemen hemen aynı büyüklükte olduğu için geçmişte astronomlar onun, Dünyamızın ikiz kardeşi olduğunu düşünmüşlerdir. Venüs, gizlerini uzay çağına kadar korumuştur. 1975 yılında Venera adlı Rus uzay sondalarından ikisi Venüs'ün yüzeyinin fotoğraflarını çekmiştir. Yüzeyinin kayalarla kaplı olduğu görülmüştür. Atmosfer, daha önceki uzay sondalarının yörüngeden fotoğraf çekmesini engellediğinden, sonraki sondalar bulutların altını incelemek için radar dalgaları kullanılmıştır. Oluşturulan haritalar sonucunda yüzeyin genellikle düz olduğu ve bir çok büyük kıta bulunduğu anlaşılmıştır. Venüs'ün en ayrıntılı haritasını Magellan adlı uzay sondası çıkarmıştır. Magellan, Atlantis adlı uzay mekiği tarafından 1989 yılının Mayıs ayında Venüs'e doğru fırlatılmıştır. Elde edilen verilere göre Venüs yüzeyinin %80'inden fazlasının, gezegende bulunan binlerce volkandan akarak soğumuş ve katılaşmış lavdan oluşmuş düzlüklerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Magellan Venüs üzerinde pek çok vadi görmüştür. Bunlardan Aphrodite Terra'nın kuzeyinde yer alan vadi, eğer yeryüzünde olsaydı Roma'dan New York'a kadar uzanırdı. Merkür gibi Venüs'ün de evreleri vardır. Venüs'ün evreleri çıplak gözle fark edebilir, ama gözünüz o kadar keskin değilse,bu evreleri bir dürbünle rahatça görebilirsiniz. Şekillerin değiştiğini görmek için birkaç hafta gözlem yapmanız gerekir.

 

MARS 

 

Dünya'nın yarısı büyüklüğünde olup, Güneş'e yakınlıkta dördüncü gezegendir. Mars bazı bakımlardan Dünya'ya benzer. Mars'ta da mevsimler vardır. Mars günü Dünya gününden yalnızca bir saat kadar uzundur. Kutup bölgelerinde donmuş halde su ve karbondioksit vardır. Güneş'ten uzaklığı 227.900.000 km olan Mars, Güneş çevresindeki dönüşünü 687 günde tamamlar. Kendi etrafındaki dönüşü ise 24,6 saat sürer. Yüzey sıcaklığı ortalama -50 0C dir. Mars, atmosferinin çoğunluğu karbondioksitten oluşan, kanyon, volkan ve kraterlerin hakim olduğu soğuk bir gezegendir. Atmosfer basıncı (atmosferdeki gazların gezegen yüzeyine uyguladığı kuvvet) suyu yüzeyde tutamayacak ölçüde düşüktür. Bu nedenle su buharlaşıp gider. Mars, görünüş olarak sert rüzgarların biçimlendirdiği göz alabildiğine uzanan turuncu-kahverengi düzlükler ve kum tepeleri ile irili ufaklı kayalar ve taşlardan oluşur. Mars'tan bakıldığında Güneş, Dünya'dan görüldüğünün üçte ikisi büyüklüğünde ve daha solgun, sarı renkli görülür. Güneş ışınlarının atmosferde bulunan toz parçacıklarından saçılması nedeniyle gökyüzü pembe renklidir. ''Kırmızı Gezegen'' olarak da bilinen Mars, bu rengini toprağında bolca bulunan demir oksitten almıştır. Yüzey şekilleri, Dünya'dan teleskopla görülebilir. Mars'ın teleskopla ilk gözlemleri 1659 yılında Huygens tarafından yapılmıştır. 19.yüzyılda astronomlar, Mars yüzeyinde boyut ve parlaklıkları mevsimlere göre değişen karanlık ve belli belirsiz bölgeler görmüşlerdir. Bazı astronomlar bunu Mars yüzeyinde yaşam bulunduğunu kanıtlayan bitki örtüleri olarak yorumlamışlardır. 1877'de İtalyan astronom Schiaparelli Mars'ın yüzeyinde ince, koyu şekiller görerek bunlara nehire benzemelerinden dolayı İtalyanca ''canali'' ( nehir yatağı ) adını vermiştir. Daha sonra yanlış bir çeviri sonucunda bu şekiller insan yapısı kanal (canal) olarak yorumlanmıştır. Mars'ın 1896 yılından 1916 yılına kadar gözlemini yapan Percival Lowell da Mars yüzeyinde ''kanallar'' görmüştür. Lowell, su sıkıntısı çeken Mars'lıların kutup bölgelerinden şehirlere su getirmek amacıyla kanallar inşa ettiklerini düşünmüştür. Mars'ta yaşam olduğu fikri hemen tutulmuş ve 1898 yılında İngiliz yazar H.G. Wells ''Dünyanın Sonuna Doğru'' adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitapta Marslılar Dünya'ya üç bacaklı makineler ve ölüm ışınlarıyla saldırıyorlardı. 1938'de Amerika'da bu romandan uyarlanan bir radyo oyunu ülke çapında bir panik yaratmıştır. Amerikan Mariner 4 uzay sondası 1965 yılında Mars'ın ilk uydu fotoğraflarını çekmiştir. Bu fotoğraflarda koyu renkli bölgelerin bitki örtüsü olmadığı görüldü. Kanallardan ve Mars'taki şehirlerden de hiçbir iz yoktu. Yalnızca yanardağlar, çıplak düzlükler ve kraterler görünüyordu. Daha sonra giden Mariner uzay araçları, Everest tepesinden üç kat yüksek olan dev bir sönmüş yanardağ (Olympus Mons) ve 4500 kilometre uzunluğunda, 600 kilometre genişliğinde dev bir vadi buldular. Bu vadiye Valles Marineris ( Mariner Vadisi ) adı verildi. 1976 yılının Ağustosunda Amerikalıların Viking 2 adlı uzay aracı Mars'ın Ütopya Ovası'na inerek bu gezegende bakteri ve liken gibi ilkel yaşam biçimlerinin olup olmadığını araştırdı. Bugün, Mars'ın yüzeyi hakkında, Dünyamızdaki okyanusların dipleri hakkında bildiklerimizden çok daha fazlasını biliyoruz.  2 Aralık 1996 tarihinde fırlatılan Pathfinder, yaklaşık 500 milyon kilometrelik bir yolculuktan sonra, 4 Temmuz 1997'de Mars'a indi. Daha sonra Sojourner adlı hareketli bir aracı Mars yüzeyine indirdi. Rampadan aşağıya yaklaşık 5 dakikada inen Sojourner, Mars'a inen ilk hareketli araç olma ünvanını kazandı.  Sojourner, üç kameraya sahiptir; ancak, aracı hareket ettiren bu kameralar değildir, asıl Pathfinder'ın üstündeki ana kameradan faydalanılmaktadır. Mars'ta, bir zamanlar, bol miktarda su olduğu, Pathfinder'ın gözlemleriyle de kanıtlanmıştır. Bu gün, suyun gezegenden tamamen buharlaşıp uzaya dağıldığı ya da en azından bir kısmının, hala gezegende, özellikle yeraltında donmuş halde bulunduğu ihtimalleri üzerinde durulmaktadır. Projeyi yürüten bilim adamlarından Matthew Golombek, Mars'ın, su açısından Dünya'dan bile zengin olabileceğini belirtiyor. Ancak, Pathfinder'ın araştırmaları, bu suyun varlığını tespit edebilmek için yeterli değil. Bunun için, yeraltında da ölçümler yapabilen özel araçlar gönderilmesi gerekiyor.  

Asaph Hall 1877'de Mars'ın iki uydusunu keşfetmiştir. Viking'lerden çekilen fotoğraflar ise bu konuda daha ayrıntılı bilgi sağlamıştır; 27x22x28 km boyutlarındaki Phobos isimli uydu, gezegenin yüzeyinden 6000 km yüksekte dolanmaktadır. Yüzeyinde derin çizgiler bulunan Phobos'un 5 km çapında ve Stickney adı verilen bir krateri vardır. Yüzeyden 20.000 km yüksekte dolanan Deimos'un boyutları ise 15x12x10 km.dir. Bu uyduların Güneş sisteminin başka bölgelerine ait oldukları ve Mars'ın kütle çekimine yakalandıkları düşünülmektedir.

 

JÜPİTER

 

Güneş Sisteminin en büyük gezegenidir. Diğerlerine göre Güneş'e yakınlıkta beşincidir. Kütlesi tüm öteki gezegen kütlelerinin toplamının 2,5 katıdır. Jüpiter, 143.884 km'lik çapıyla Dünya'nın çapının 11 katıdır. Jüpiter'in Güneş'ten uzaklığı 778.300.000 km'dir. Güneş'in çevresini 11,86 yılda döner. Kendi çevresini ise 9,9 saatte döner. Jüpiter 16 adet uyduya sahiptir. Jüpiter genelde gazlardan oluşmuş bir gezegendir. Çok küçük olan katı çekirdeği dışında minyatür bir güneş gibi hemen hemen tümüyle gazdan oluştuğu için Jüpiter diğer gezegenlerden farklı gözükür. Jüpiter çok güçlü atmosfer hareketlerine sahiptir. Gezegendeki en belirgin atmosfer hareketi, '' büyük kırmızı leke '' olarak adlandırılan bir fırtına bölgesidir. İlk kez bir İngiliz astronom olan Robert Hooke tarafından 1664 yılında gözlenmiştir. Aşağıdan yukarıya doğru hızla yükselen maddenin yarattığı 8 km yüksekliğinde, 40.000 km uzunluğunda ve 14.000 km genişliğinde bir fırtınadır. Saat yönünün tersine dönen bu fırtına Jüpiter yüzeyinde hareket ederken, saatte 500 km hızla esen rüzgarlarıyla önüne çıkan diğer fırtınaları yutar. Çoğunlukla kahverengi ve kırmızı olan bu büyük fırtınanın zaman zaman pembeye dönüştüğü de görülür. 3 Aralık 1973 tarihinde, Jüpiter'e ulaşan Pioneer 10 ve hemen arkasından 1974 yılında Jüpiter'e ulaşan Pioneer 11 Dünya'ya Jüpiter'in bulutlarına ait ilginç fotoğraflar gönderdiler. 1979 yılında Voyager araçları Jüpiter'in Dünya'dan görülemeyecek kadar ince üç tane halkası olduğunu buldular. 1995 yılında Galileo uzay aracı Jüpiter'e ulaşarak yakın plan çekimler ile atmosfere girerek bazı deney ve ölçümler yaptı. Bilim adamları büyüklüğüne bağlı olarak Jüpiter'in dev bir manyetik alana da sahip olduğunu buldular. Pioneer 10 ve 11 uzay araçları Dünya'daki benzerinden çok daha güçlü bir manyetik alanla ve burada yakalanmış çok hızlı hareket eden yüksek enerjili elektronlarla karşılaştılar. Böyle bir bölgede ne bir canlının yaşaması, ne de iyi korunmamış bir uzay aracının sağlam kalması pek olası değildir. Nitekim her iki uzay aracı da birtakım sorunlarla karşılaşmışlardır. Pek çok transistör yanmış, araçların görüntü kalitesi bozulmuştur. Araçların burada maruz kaldığı radyasyon seviyesi, bir insan için ölümcül olan dozun yaklaşık bin katıdır. Voyager uzay araçlarının yaptığı ölçümler sonucu, gezegenin manyetik kuyruğunun Satürn'ün yörüngesinin ötesine uzandığı keşfedilmiştir. Yani, Jüpiter'in manyetik kuyruğu yaklaşık 650 milyon km uzunluktadır. En az 16 uydusu olan Jüpiter'in büyük olasılıkla keşfedilmeyi bekleyen başka uyduları da vardır. Bilinen uydulardan en büyük dördü, onları 1610 yılında keşfeden Galileo'nun adıyla Galileo uyduları olarak bilinir. Bunlar; en büyükleri olan Ganymede, Callisto, Io ve Europa'dır. Diğerleri ise; Adrastea, Metis, Amalthea, Thebe, Leda, Himalia, Lysithea, Elara, Ananke, Carme, Pasiphae ve Sinope'dir.

 

 

Bir başka Jüpiter görüntüsü

(Evet! Jüpiter'e torpil yaptık!!)

 

 SATÜRN

 

Güneş sistemindeki ikinci büyük   gezegendir. Jüpiter gibi o da gazlardan oluşmuştur. Satürn, Güneş'e uzaklık sıralamasında altıncıdır. Satürn'ün Güneş'ten uzaklığı ortalama olarak 1.427.000.000 km'dir. Güneş'in çevresindeki dönüşünü 29,46 yılda tamamlayan Satürn kendi etrafındaki dönüşünü ise 10,7 saatte tamamlar. Satürn'ün 120.660 km olan çapı Dünya'nınkinden neredeyse on kat büyüktür. Satürn'ün en belirgin yapısı olan halkalar sayısız küçük parçacıktan oluşmaktadır. Kendi çapının beş katı çapa sahip olan çok güzel görünüşlü halkaları olduğu için Satürn'e '' Halkalı Gezegen '' de denir. Satürn çıplak gözle kolayca görülebilen en uzak gezegendir. Parlak, altın renkli bir yıldıza benzer. Gezegen diskini ya da halkaları görebilmek için bir teleskop kullanmak gerekir. Satürn'ün halkaları, aletleri oldukça ilkel olan eski astronomların aklını karıştırmıştı. İlk olarak 1610 yılında bu gezeni teleskopla gözlemleyen Galileo Gezegenin konumundan ötürü halkaları, gezegenin iki yanında duran uydularıymış gibi algıladı. İki yıl sonra ise uydular görünmez olmuştu. 1633 yılında Gassendi, Satürn çevresinde bilinmeyen parlak bir halka çizdi. 1656'da Huygens, çeşitli gözlemcilerin çizdiği halka resimlerini yayınladı. Satürn'ün, gezegenin yüzeyine dokunmayan '' ince ve yassı bir halkası '' olduğunu açıkladı. 1675'de Cassini, halkalar arasında bir boşluk olduğunu buldu. Bu boşluğa '' Cassini Bölümü '' adı verildi. 1837'de Encke ikinci bir boşluk buldu. 1850'de Astronomlar C halkasını buldular. 1852'de Lassell, C Halkasının saydam olduğunu, dolayısıyla da katı olamayacağını; birbirine çok yakın küçük parçacıklardan oluştuğu için katı bir şerit gibi göründüğünü keşfetti. 1857'de James Clerk Maxwell, Satürn'ün çevresinde dönen halkaların katı olmaları durumunda dağılacaklarını matematiksel olarak ispatladı. 1895'de Keeler, halka bölümlerinin farklı hızlarda döndüklerini, bu nedenle de katı olamayacaklarını buldu. Bilim adamları, Satürn hakkında detaylı bilgilere ilk kez 1979 yılı Ekim ayında gezegene ulaşan Pioneer 11 uzay aracı sayesinde ulaştılar. Uzay aracı Satürn'ün ve uydularının yakın plan fotograflarını çekti. Pioneer 11 uzay aracını Voyager uzay araçları izlediler. Bu araçlar birbiri ardına Kasım 1980 ve Ağustos 1981'de Satürn'e ulaştı. Bu araçlardan elde edilen veriler ışığında Satürn üzerinde de Jüpiter'in Büyük Kırmızı Leke'sinin küçük benzerlerini buldular. Satürn'ün pek çok özelliğinin puslu atmosferinin altında gizli kaldığı anlaşıldı. Uzay araçları aynı zamanda Satürn'ün de manyetik bir alanı olduğunu keşfettiler.Bu alan Dünya'dan Radyoteleskoplar aracılığıyla tesbit edilemiyordu. Bunu halkaların engellediği anlaşıldı. Satürn'ün manyetik alan kuvvetinin Dünya'nınkinin yaklaşık 600 katı olduğu ortaya çıktı. Jüpiter gibi Satürn'ün de bazıları Dünyadan görülebilen çok sayıda uydusu vardır ( 17 adet ). Satürn'ün en büyük uydusu Titan, Ganymede'den sonra Güneş Sistemi'nin ikinci büyük uydusudur. Merkür'den daha büyük olan bu uydunun atmosferi Dünya'nınkinden daha kalındır. Satürn'ün uyduları, Titan, Atlas, Prometheus, Pandora, Janus, Epimetheus, Mimas, Enceladus, Tethys, Telesto, Calypso, Dione, Helene, Rhea, Hyperion, Iapetus ve Phobe'dir.

 

URANÜS 

 

Uranüs, 1781 yılında İngiliz astronom William Herschel tarafından bulunmuştur. Daha önce iki kez gözlenmiş ama yeni bir gezegen olduğu anlaşılamamıştır. Uranüs Güneş'ten ortalama olarak 2.870.000.000 km uzaklıktadır. Güneş'in çevresindeki dönüşü 84 yıl sürmektedir. Kendi etrafında ise 17,2 saatte döner. Uranüs yaklaşık olarak Dünya'dan dört kat büyüktür. Uranüs, Güneş çevresindeki yörüngesinde yan yatmış olarak döner, tıpkı yuvarlanan bir varil gibi. Bu nedenle de zaman zaman her iki kutbu da bize doğru döner. Bu garip dönüşe, milyarlarca yıl önce dev bir gök taşının gezegene çarpması neden olmuş olabilir. Uranüs'ün de halkaları vardır ve bunlar 1977 yılında, astronomlar gezegenin arkasından geçen bir yıldızı gözledikleri sırada bulundu. Yıldızın ışığı beklenenden beş dakika önce sönükleşince yıldızın ışığını engelleyenin bir uydu olabileceği düşünüldü. Aynı şey gezegenin diğer yanında da tekrarlanınca bunun bir halka sistemi olduğu sonucu çıkarıldı. Voyager 2 aracı Ocak 1986 Yılında Uranüs'e ulaştı. İlk bakışta Uranüs ve Neptün birbirlerinin ikizi gibi görünürler. Her ikisinin de büyüklükleri, kütleleri, yoğunlukları ve kimyasal özellikleri birbirine benzer. Buna karşın, yine onlar gibi gaz yapılı gezegenler olan Jüpiter ve Satürn'den pek çok bakımdan ayrılırlar. Jüpiter ve Satürn gibi ağırlıklı olarak Hidrojen ve Helyum değil, daha çok Metan ve Su içerirler. Uranüs'ün onbeş uydusu vardır.Bunlardan Miranda, Güneş Sistemindeki en eski gök cisimlerinden birisidir. Uranüs'ün uyduları; Cordelia, Ophelia, Bianca, Cressida, Desdemona, Juliet, Portia, Rosalind, Belinda, Puck, Miranda, Ariel, Umbriel, Titania

 

NEPTÜN 

 

Uranüs gibi Neptün de 1846 yılında bir gezegen olduğu anlasılmadan önce pek çok astronom tarafından gözlenmiştir. Matematiksel hesaplama sonucu bulunmuş ilk gezegendir. Uranüs'ün daha uzaktaki bir cisim tarafından çekilmekte olduğu anlaşıldıktan sonra pek çok kimse bunun ne olabileceğini araştırmaya başlamıştır. Neptün Güneş'ten ortalam 4.497.000.000 km uzaklıktadır. Güneş'in etrafındaki dönüşünü 165 yılda tamamlar. Kendi etrafındaki dönüşü ise 16,1 saat sürer. Dünya'nın yaklaşık olarak 4 katı büyüklüğe sahip olan Neptün Güneş'e Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığından 30 kat daha fazla uzakta bulunmaktadır. Plüton'un yörüngesi bazen Neptün'ünküyle kesişip onun içine geçtiğinden Neptün bu durumlarda Güneş'ten en uzak gezegen haline gelir. 1999'a kadar bu konumunu koruyan Neptün daha sonra '' Güneş'ten en uzak gezegen '' ünvanını Plüton'a geri verdi. Ağustos 1989 yıllarında bu gezegene yaklaşan Voyager 2, Neptün'ün beş tane halkası olduğunu tesbit etti. Halkalar o kadar koyu renkliydiler ki ancak uzay aracının kameralarıyla görülebiliyorlardı.Voyager, Neptün atmosferinde ince bulut şeritleri ve elips biçimli fırtınalar saptadı. Bu fırtınalar Güneş Sistemi'ndeki en kuvvetli rüzgarlarca oluşturuluyor. Atmosferde koyu renkli şeritler ve '' Büyük Karanlık Leke '' adı verilen bir fırtına vardır. Bu lekenin genişliği 8 km, uzunluğu ise 12 km dir. Neptün dışarıdan bakıldığında çok güzel mavilikte bir gezegendir. Bu mavi rengin nedeni, kalın metan atmosferinin ışığı çok iyi yansıtmasıdır.Neptün en büyüğü Triton adında 8 uyduya sahiptir.Neptün'ün uyduları: Naiad, Thalassa, Despoina, Galatea.

 

PLUTON

 

Sistemin Güneş'e en uzak, en küçük gezegenidir. Bu nedenle, hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz gezegendir. Uranüs ve Neptün'ün yörüngelerinin dışında bulunan bir başka cisim tarafından çekildikleri anlaşıldıktan sonra, uzun araştırmalar sonucunda 1930 yılında Amerikalı astronom Clyde Tombaugh tarafından keşfedilmiştir. Plüton'un bir gezegen olup olmadığı konusu sürekli olarak tartışılmaktadır. Bazı astronomlara göre gezegenin yörüngesi daha çok bir kuyruklu yıldızın yörüngesine benzemektedir. Plüton Güneş'ten ortalama olarak 5.900.000.000 km uzaklıkta bulunmakta ve Güneş'in çevresindeki dönüşünü 248 yılda tamamlayabilmektedir. Kendi etrafındaki dönüşü ise 6,4 gün sürmektedir. Yörüngesinin en uzak noktasında iken Plüton'un Güneş'ten uzaklığı Dünya'nınkinin elli katına ulaşmaktadır. Gezegenin yapısının donmuş halde metan, su ve kayalardan oluştuğu düşünülüyor. 1978 'de Plüton'un tek uydusu Charon keşfedildi. Uydunun boyutları gezegene göre öylesine büyüktü ki, uydu ve gezegen ikili bir gezegen sistemi, yani çift gezegen gibi duruyorlardı. Charon uydusu, Plüton'un bir fotoğrafını incelerken gezegenin uzamış bir görüntüye sahip olduğunu fark eden astronomlar tarafından bulundu. Sonraki gözlemlerle Charon'un Plüton'un çok yakınında, çevresinde dönen bir uydu olduğu kesinleşti.

 

 

Hazırlayan: İlker Em