|
GÜNEŞ
YENGEÇ’TE
Hayatta duygusal
güvenliğin peşinde olan Yengeç burcu başkalarına karşı duyarlı ve
yumuşaktır. İçteki güvensizliği, kırılganlığı saklamak ve kendisini
korumak için adeta dışarıda yumuşak bir kabuk taşımaktadır. Doğadaki
Yengeç’in en büyük korkusu savunmasız kalıp martılara yem olmaktır. Bu
nedenle biraz büyüyüp kabuk değiştirmek zorunda kaldığında eski küçük
kabuğunu değiştirmekten korkarak koca bedenini ona sığdırmaya çalışır.
Bu noktadan bakıldığında Yengeç burcunun bir büyüme problemi olduğu
anlaşılır. Onun yapması gereken, bir anneye ihtiyaç duymadan büyümeyi
öğrenmektir.
Çoğunlukla iş
dünyasında daha aktif olmaya çalışır, çünkü duygularla baş etmek çok
zorken, akıl dünyası daha kolay görünür. Ayrıca Yengeç kendi iç
dünyasıyla, duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenmek yerine duygusal
güvenliğini sağlamak için etrafında duygusal anlamda ihtiyaçlı olan
insanlardan oluşan bir duvar örer, onlara annelik yapar. Başkalarıyla
ilgilenirken duygusal anlamda kendisini güvende hissetmektedir, ama
kendisinin ne hissettiğini, nelerden korktuğunu bilmek pek mümkün
değildir. Yengeç’in duygusal anlamda ihtiyaçsızmış gibi davranması
doğasına aykırıdır. Çünkü onun duygusal anlamda ihtiyaçsız hale gelmesi
ancak kendi iç dünyasına inmesiyle mümkündür.
Aslında Yengeç burcu
sanki her an ana rahmine geri kaçmak arzusunda gibidir. Dış dünyaya
çıkmasın, hep ana rahmindeki huzur ve güvenlik içinde yaşasın ister.
Kuşkusuz dış dünyadaki koşullar ona dayatınca o da güvenliği başkalarına
annelik yapmakta bulur. Ama kendisini büyütmeden başkalarına annelik
yapmaya çalışan bir insan çevresindeki insanların da büyümesine izin
veremez, çünkü onlar büyüyüp kendi yollarına giderlerse kendi güvenlik
kabuğu zayıflamış olur. Doğadaki Yengeç’i bir düşünün. Yan yan yürür ve
sizi kıskaçlarıyla bir yakalarsa bir daha bırakmaz. Gözünüzün önüne elli
yaşına gelen çocuğunu hâlâ bebeği gibi gören bir anne geldi mi? Siz hiç
doğada büyüdüğü halde çocuğunu yanında tutmak isteyen bir anne gördünüz
mü? Bu sadece insanlara özgüdür. Doğanın annelik düzeni belirli bir sure
sonra ilişkilerinde eşitlik düzeyine geçmek üzerine kuruludur. Oysa
insanlarda ebeveyn-çocuk ilişkisi ölüme kadar sürebilir. Ebeveyn
ilişkilerinde eşitliğe geçemeyen insanlar iş veya evlilik ilişkilerinde
de eşitliğe geçemezler. Sorumluluklar karışır, sınırlar çizilemez, duygu
sömürüleri başlar, üretkenliğimizin önüne kaprisler, alınganlık,
değişken ruh halleri geçer. Bir türlü kendine yeterli ve hedefleri olan
yetişkin bir insan haline gelemeyiz.
Barış İlhan
(c) 21 Haziran 2009
|