Astrolojİ  Dergİsİ

 

 

   ANASAYFA

 

Astrolojiye Giriş

- Giriş-Gezegenler
- Burçlar
- Yükselen Burçlar
- Ay Burçları
- Evler
- Açılar

 

Yazılar ve Konular

- Makaleler 
-
Astroloji Tarihi
-
Mitolojik Astroloji
-
Astroloji ve Sağlık
-
Gezegen Döngüleri
-
Astronomi
 

 

Çeşitli

- Öyküler,Öğütler
-
Rüyalar - Semboller
-
Karikatürler
-
Çin Burçları
-
Doğum Günü Renkleri

 

Tablolar

- Burç Değişimi
- Enlem ve Boylam
- Yaz Saati
- Ay Fazları
- Gökgünlüğü
- Sembol Anahtarı  
  

 

Test

- 4 Element Testi

 

Linkler

- Astroloji Siteleri
-
Kitaplık
-
Barış İlhan Yayınevi

 

Haberler

- Haberler
-
Araştırma
-
Seminer-Eğitim


 

 

          Foto Galeri

      

Okuyucu Mektupları

 

 

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

 

TAROT DERGİSİ

 

 

 

BİR SATÜRN YAZISI

Hakan Kırkoğlu D.F. Astrol.S.

 Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani, o derece, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut, kocaman gözlüklerinde,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak, yani ağır bastığından.

 

Nazım Hikmet

Hatırlayabildiğim ilk Satürn deneyimi kişisel tarihimde o kadar iz bırakmış olmalı ki bazı anlarını çok net görebiliyorum. Ben ilkokula ilk başlarken ağlayan çocuklardandım. Hem de ne olay ! Aslında bu bir olay değil başarısız bir başkaldırı girişimi gibi bir şeydi. Bizi sıraya sokmaya çalışırlarken hafif bir ürkeklik ve korku duygusunu bastırmaya çalışmış olmalıyım ki son dakikalara kadar pek ses çıkartmadım ama içeri girme sırası bizim sınıfa gelince olan oldu ve ben girmek istemedim. Ardından annemle birlikte diğer velilerin beni bu düşüncemden alıkoyabilecek girişimleri geldi. Direnme daha büyük boyutlara ulaşırken ben hem ağlıyor hem de bir yerlere tutunmaya çalışıyor olmalıydım ki Ayten Teyze ‘bak şimdi Polis’i çağrıyorum’ dediğinde olanca gücümle merdivenin trabzanlarına yapıştım. O gün beni sınıfa sokamadılar tabii. Bir de gelen gazeteciler fotoğrafımı çekince ertesi gün “Hergün” gazetesinin manşetinde ‘ağlayan çocuk” haberi altında annemin yanında ellerim yüzüme kapalı ağlayan çocuk olarak yerimi aldım. Aslına bakarsanız bu olayın nedeni annemden ayrılmak korkusu değil 100’e kadar saymayı bilemiyor olmamdı. (Laf aramızda 3 yaşındaki yeğenim şu sıralar nerdeyse bunu yapabiliyor, şimdiki çocuklar harika!) Çünkü bir önceki gün ağabeyim sınıfa girince öğretmenin gelerek bu soruyu soracağını ve benim de doğal olarak çuvallayacağımı bildiğinden benimle şaka tarzı bir oyun oynadığını sanmıştı ama durum hiç te öyle sonuçlanmadı. Yıllar sonra baktığımda ilkokula başlarken Satürn’ün yükselen burcum üzerinde gezinmiş olduğunu görünce bu olayı hem gülerek hem de daha farklı bir gözle değerlendirmiş oluyorum ama gazeteden eser kalmamıştı çünkü o günkü gazeteyi bir şekilde ortadan kaldırdığımı iyi bir biçimde hatırlıyorum.

Satürn hepimize bir şeyler yapmıştır ve yaşamımız devam ettiği sürece de yapmaya devam edecek. Ondan kaçmak imkansız çünkü Satürn büyümenin, olgunlaşmanın tanrısı. Yaşamımızın en önemli köşe taşlarında hep Onu görürüz. Satürnsüz gelişmeye ve başarıya inanmıyorum. Tabii bunlar dile kolay gelen şeyler. Satürn kapıyı çaldığında isterseniz yorganın altına girip sadece burnunuz dışarda titreyebilirsiniz, ya da benim ilkokula başlangıcımdaki gibi isyan ederek bir hafta okula da gitmeyebilirsiniz, ama Satürn orada sizi bekleyecektir. Cesaret kapıyı açıp onu içeri davet etmekte. Korkuyu yenmenin en iyi yolu üzerine gitmek değil midir? Bu yaşlı adamdan korkmamak onun bize söylediklerini çok iyi dinlemek lazım.

Satürn’ün Yunan mitolojisindeki ismi Kronos’tur yani Zaman Tanrısı. Kaosa anlam veren zamandır. Zaman öğretir, törpüler, ayarlar ve otoritesini mutlaka ortaya koyar. Zaman değişimin anası olduğuna göre Kronos bir de bakarsınız ki sizi alıp götürmüş yaşamın en anlamlı dönüşümlerine tanıklık ettirmiştir. Kurallar ve kontrol kaosu ortadan kaldırır, Satürn işte yaşamımıza şekil veren kontrol mekanizmasını anlatır. Okulda törpülenen sadece akıllarımız değil tüm sosyal çevreye uyum ve sorumluluk bilincimizin filizlendirilmesidir. Dersini çalışan ve sınavında başarılı olan öğrenci bir üst sınıfa geçer, iş ortamında yeteneklerini ortaya koyan kişiler terfi ettirilirler (Günümüzün yıpranmış ahlaki ortamındaki tepeden inmelerden bahsetmiyorun tabii, onlar olsa olsa bir miktar Pluto ve Jüpiter tozu ile bezenmişler). Bu süreçte kurulu düzene uymayanlar ya elenirler ya da en iyi şansla kendi Satürnlerini bularak farklı alanlara geçerler. Bu bakış açısıyla Satürn kurulu düzenin, organizasyonun ve hiyerarşinin arketipidir.

Bir doğum haritasında Satürn bizim ne oranda kontrola, düzene ve kişisel disipline önem verdiğimizi ya da diğer anlamıyla bu disiplin çabasıyla ne oranda boğuştuğumuzu gösterecektir. Bununla birlikte Satürn’ü diğer gezegenlerden ayıran en önemli özellik onun kendi gelişim sürecinde acıyı, katlanmayı ve kendini bir konuya adamayı gerekli kılıyor olmasıdır. Aslına bakarsanız her gezegen kendi tanımı çerçevesinde kendini gerçekleştirmeyi anlatır. Bu yalnız Satürn için değil Merkür ve Venüs için de böyle değil midir? Acaba Venüs’ünüzü ya da Mars’ınızı ne oranda gerçekleştiriyorsunuz? Bunların Ay da olduğu gibi kendiliğinden güdüsel olmadığını (Bu bakımdan Ay Satürn’ün tam karşısında yer alır, hatırlayın Yengeç-Oğlak karşıtlığı) biliyoruz. Halbuki Satürn asla güdüsel ya da sübjektif değildir. Tam tersine Satürn objektif ve kategoriktir. Ruhsal değil maddidir, şiir gibi içten değil 2+2 4 eder cinsindendir.

Liz Greene Satürn’ün “içimizde büyüttüğümüz dünya ile dış dünyanın arasında fark” olduğunu söylerken işte bu farkın bize en çok acı çektiren tarafı olduğunu da belirtiyor. Hangimiz hayal kırıklığına uğramıyoruz, hangimiz ayrıldığımız sevgilimiz ardından gözyaşı dökmüyoruz? İşte Satürn oradaki ince çizgide ruhumuzla dış dünyayı ayıran deride yeralıyor. Bizi bir anlamda sınırlıyor, şekle sokuyor ve belirli bir kalıba girmemize neden oluyor.

Sınırları, engelleri sevmeyebiliriz ama herkesce paylaşılan dünyada yerimizi alabilmemiz için böyle bir kontrol duygusuna, sorumluluklara sahip olmamız ve hiyerarşi içerisinde yeralmamız gerekir. En Uranüs’ümüz bile kendini gerçekleştirebilmek için böyle bir kılıfa ihtiyaç duyacaktır. Aksi halde boşluk ve anlamsızlık içinde yok olup gitmeye hazırız demektir. Kişisel olarak haritasında Satürn-Uranüs karşıtlığı olan birisi için bu ikilemi güçlü bir biçimde yaşarken karşıtlıkların sentezinden yararlanmak gerektiğini deneyimliyorum.

Astroloji çalışmalarımda sayısız Satürn olayı gördüm belki Satürn dönüşüme kadar olan sürede Satürn’ün sadece bir kontrol mekanizması olduğunu düşünsem de bu gelişim çizgisinden sonra kişinin özgürlüğünün ancak ödev sorumluluklarını yerine getirmesi ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bu belki bazılarınca Satürn yanlısı bir yaklaşım gibi değerlendirilebilir ama eğer bu planetin dediklerini görmezden gelir ve savsaklarsak işte o zaman görün neler olur siz tahmin edin. Astroloji argosuyla Satürn’ün tokadı suratınıza çarptığında yıldızları sayarken Jüpiter ve Uranüs’ün orada karşınızda kıs kıs güldüğünü görürsünüz. Zaman her zaman ağırlığını koyar. Yaşamda çıkışlar kadar inişlerde de nefes almayı, dinlenmeyi bilmek gerekir.

Satürn transitleri çok farklı koşullar çok farklı senaryolar içinde karşımıza gelirler. Kimileri hastalanır, kimileri işlerinden olur, kimileri de yeni başlangıçlar yaparlar. Kuşkusuz Satürn’ün haritanızdaki konumu (burç, ev, açı ve midpoint ağacı) önemlidir ama bu arada Satürn’ün yaptığı transit açıyı da yakından tanımamız gerekir. Örneğin Satürn kavuşumları - özellikle Güneş’le- hayatımızda yeni dönemlerin, yeni sayfaların yani başlangıçların açılış dönemleridir. Yine kişisel bir örnek: 1993 Şubat’ında yılında Satürn Güneş’imi ziyaretinde bankacılığa başladım, ilk ciddi iş deneyimlerimi aldım. (yaptığım stajlar dışında) Satürn haritanızda hangi evden geçiyorsa o alanda kendimizi gerçekleştirecek çabalara gireriz. Bu bakımdan Satürn’ün yine 11. Evimden geçerken Grup Prometheus için faaliyetlerimi söyleyebilirim. Satürn neredeyse oraya şekil veriyor sizi göreve çağırıyordur ama kimi zaman bu çağrılara pek içten cevap veremeyebiliriz, “offf bu da nerden çıktı ya da Allahım suçum neydi?” diye isyan edebiliriz. Bu ne kadar doğal olsa bile zamanın şekillendirici sürecinden sıyrılmak ya da kaçmak yerine o alana daha objektif gözlerle bakmak gereği belki de en iyi Satürn deneyimidir.

Yeniden transit açılara dönersek örneğin kareler son derece zorlayıcıdır ama getirdiği başarı oranı da bir o kadar yüksek ve verimli olacaktır. Bu bakımdan Satürn bir karma gezegenidir. Siz ondan ne oranda kaçarsanız o da o kadar büyük bir ivme ile karşınıza dikilecektir. Transit kareler kişiyi bir şeyleri ortaya koymaya, materyalize etmeye itecektir. Burada eksiklik duygusu ve korkular karşımızdadır ta ki Satürn’ü içimize alana kadar. Karşıt açılarda ise yavaşlama, bloke olma yaşanırken, reoryantasyon şarttır. Yerinde gitmeyen evlilikler, önü tıkanmış işler ya da nerdeyse her şeyin bize karşı olduğu durumlarda akıntıya karşı kürek çekmek yerine bekleyip elimizdekileri konsolide etmenin gerekleri söz konusu olur.

Diğer bir ipucu Satürn’ün transit yaptığı planetin yönettiği evlere bakmaktır. Çoğunlukla bu alanlar Satürn’ün getirdiği sonuçların alanlarını gösterecektir. Yeniden kişisel bir örneğe dönersem ilk iş hayatına başladığımda Güneş’im üzerinden geçen Satürn 3. Evimdeki Aslan burcu ilişkisi ile bana zihinsel disiplin gereğini hatırlatıyordu ve ben o sırada hazırladığım yazı ve raporlarla boğuşuyordum. Mutlu bir Satürn olayı ise 1997 yılındaki transit sekstilinde gerçekleşiyordu. Satürn Güneş’ime sekstil yaparken Faculty sınav sonuçları gelmişti. (3.ev eğitim iletişim) ama bu transitte aynı zamanda Jüpiter de derece ve saniyesi ile yine Güneş’in üzerinde idi. Satürn bir bakıma uzun vadeli bir gelişimi gerçekleştiriyordu.

Natal Satürn’ünüze dikkatle bakın. Bulunduğu elementten yola çıkmanız en anlaşılır başlangıç olabilir. Ateş elementinde Satürn kişisel güven, öne çıkmak, hayata güven duymak ve egoya ilişkin enerjilerimizi gerçekleştirebilmemiz için önemli fırsatlar sunacaktır. Evet belki fırsatlar sözü daha çok Jüpiter’i anıştırsa da Satürn fırsatların realizasyonu için gerek koşul değil midir? Jüpiter varolan bir serveti ya da çevresel kolaylıkları sembolize edebilir ve size bir bonus verir ama oyunun sonunda her zaman Jüpiter Satürn’e uymak durumundadır. Toprak elementinde Satürn kişinin gelişim çizgisinde elle tutulur değerlerin, güvenin ve stabilitenin önemini gösterir. Toprakta Satürn maddi dünyanın gerçekleri içerisinde kazanacağımız deneyimlerdir. Hava’da ise zihinsel gelişme, iletişim, kendini ifade ve merak çok daha kontrollu, kuralcı ve sonuçta daha akademik bir yön çizecektir. Su’daki Satürn belki de en zor bölgededir çünkü su elementi Satürn’ün objektif dünyasının dışındadır. Satürn bu elementte endişelerimizi yenmemiz, duygusal olgunluk ve insan ilişkilerinde fedakarlık temasına dayalı senaryolar hazırlar.

Şimdi bu yazının sonunda Nazım Hikmet’in bu güzel şiirini neden Satürn ile ilişkilendirdiğimi daha rahat görebilirsiniz. Satürn bizden hiçbir şey beklemeden yaşamı ciddiye almamızı, en zor koşullar karşısında bile egodan sıyrılarak yani Güneş’i aşarak hedeflerimizi ve sorumluluklarımızı hatta geleceği bile düşünmeden bir zeytin ağacı dikmemizi öğütlerken onu daha rahat görebilir, içimizdeki Satürn’ün getirdiği olanakları yani kendi kendimizi gerçekleştirme sürecimizi ötelere taşıyacak gücü bulabiliriz.

Kaynakça:

Liz Greene, Saturn, A New Look at an Old Devil, Weiser, 1986

Noel Tyl, The Occurrence of Saturn, Counselling in Astrology, Llewellyn 1994

Hakan Kırkoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. 1983 yılında Astroloji ile tanışan Hakan Kırkoğlu, 1988 yılında Istanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden Master derecesi aldı. 1989 yılında Burç dergisinde astroloji ile ilgili makaleler yazmaya başladı. 1991 yılında ilk kitabı Astroloji Zamanları  yayınlandı. Değişik dergilerde dünya astrolojisi, finansal astroloji ve psikoloji-astroloji bağlantısı üzerine yazıları yayımlanan Kırkoğlu, 1995 yılından bu yana Londra'daki Faculty of Astrological Studies ile birlikte çalışıyor. Kırkoğlu Faculty of Astrological Studies'in Tarih ve Astronomi dalında verdiği CORDELIA MANSALL VERITAS ödülünü kazanmıştır. Astrological Association of Great Britain ve NCGR'ın üyesi olan Kırkoğlu, Faculty'nin Türkiye'deki temsilcisi ve eğitmeni olarak görev yapmaktadır. Ve bir grup astrolog ve öğrenci ile birlikte Astroloji Birliği’nin kurulmasına öncülük etmiştir.

Başa Dön

© 2008, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.