|
ANASAYFA
|
|
|
Doğum Haritalarımızı Aşabilmek
Tracy Marks
Derin astrolojinin önemli bir prensibi, tüm diğer
prensiplerin de uzantısı olarak, bizim doğum haritalarımızı aşabilmemizdir.
Yaşamımız boyunca doğum haritalarımızı taşırız, fakat kendi içimizde
bir merkez geliştirdikçe, içsel rehberliğimize güvenmeyi öğrendikçe,
evrensel enerjilere karşı daha uyumlu hissettikçe gezegensel pozisyonların
gösterdiği gerilimlerin daha az etkisinde kalırız.
Belki, bir natal Uranüs-Venüs karşıtlığında, bir
sevgiliye bağlanmada dirençli olabiliriz ve böylece, ilişki taahhüdüne
girmekten korkan, bize aradığımız özgürlüğü, bizimle tamamen beraber
olmayarak veya kısa zamanda bizi terk ederek, veren insanlarla, beraber oluruz.
Hayatımız boyunca, bağlandığımız ilişkilerde sınırlamalara karşı
koyabiliriz, fakat bu sınırlamalara olan korkumuz bizi anlamlı ilişkiler
kurmaktan alıkoymamalıdır.
Zamanla, bizim için önemli olan özgürlük tarzının
daha fazla farkına varabiliriz. Bir ilişkide neye müsamaha edebileceğimiz ve
edemeyebileceğimizi tanımlayabilir, ihtiyaçlarımızı başkalarına daha iyi
ifade edebilir ve bu ihtiyaçları karşılayabilecek ilişkiler kurabiliriz.
Varoluşumuzun merkezindeki ışığından çekilerek, kendimizi deneyimlemeye
başlayabiliriz, böylece başkalarının olduğu kadar kendimizin de bir aydınlanma
kaynağı oluruz. Bu süreçte, geçmişte önemli saydığımız ihtiyaçlarımızın
daha az etkisinde kalarak, kim olduğumuzu, kimliğimizi bulmayı
deneyimleyebiliriz. Uranüs-Venüs karşıtlığımız, bazen bir çelişki odağı
olarak kalabilir, özgürleşmeye, yeni ilişkiler keşfetmeye
ve kendimize ait olduğunu düşündüğümüz daha fazla alana sahip olmaya yönelik
özlemler ortaya çıkabilir, ama bu gerilimler artık bilincimize hakim olamaz.
Bir kukla tiyatrosu benzetmesi doğum haritamızı tanımlarken
faydalıdır. Farkındalığımız artırdıkça, haritalarımızın üzerine çıkma
yeteneğimiz arttıkça ve alt doğamız tarafından yönlendirilmek yerine, enerjimizi
kendimiz yönlendirdikçe; gezegenler ve açılarının ifadeleriyle daha aşina
oldukça; ve bütün çelişen ihtiyaçlarımızı içine alan bir hayat stili
geliştirdikçe, kendi kozmik piyesimizdeki kuklalar yerine kuklacı oluruz.
Artık iplerimize bağlı değil, sahnenin üzerinde olur ve gösteriyi yönetiriz.
Bu noktada, amacımızın gerçekten gezegenlerimiz üzerindeki
kontrolü ele almak ve kuklacı veya gezegensel senfonimizin orkestra şefi olmak mı
olduğunu sorabiliriz. Ya da amacımız kendimizi Tanrı’ya, evrensel
birliğe, Tanrısal plana veya evrende en üst güçleri nasıl tanımlıyorsak,
ona teslim etmek mi, diye sorabiliriz. Bu iki yaklaşım, yönetmek ve teslim olmak, başta çelişkili
görünebilir. Ancak, bu tanrısal gücün evrenin merkezinde işlediğini
ve bize tüm bölen benleri birleştiren bir merkezî Özben geliştirmemizde yardım ettiğini anladığımız zaman, çelişkiler
de çözülür.
Eğer kozmik piyesimizin yönetmeni olursak, görevimiz Özbenin
egomuzu, düşük ihtiyaç ve arzularımızı, ve bir-iki
gezegenimizi yönetmek yerine gezegenleri aşan ve gezegensel benlerimiz ötesine ulaşan bir bilinç merkezini yönettiğinden emin
olmaktır. Gelişmek ve daha yüksek bilinç merkezine ulaşmak, adapte olmak,
elbette bir yaşam boyu (belki de birçok yaşam boyu) devam eden bir süreçtir.
Bilinçli veya bilinçsiz olarak, haritamızdaki en düşük
boyutları aşmaya ve en üst potansiyele ulaşmaya başladığımız bazı
yolları düşünelim. Önce, transit ve progresyonlar kendi gelişimimiz için haritalarımızda yeni enerji kanallarını uyandıran ve bize düşünme,
davranma ve hissetmenin alternatif yollarını tanıştıran yeni fırsatlar
verirler. İçsel gezegenler bir yıl boyunca natal gezegenlere mümkün olan bütün
açıları yaparlar. Her 27-30 yıl boyunca progres Ay’ımız
bütün burçlarda dolaşır ve gezegenlerin her biriyle duygusal açılarını
yapar. Satürn de her 29 yılda bir döngüsünü tamamlar ve kesin bir şekilde
tek tek bütün gezegenlerimize uğrayarak, bizi bunların o zamanki boyutlarının
ifadesini tamamlamaya zorlar ve böylece gelecek boyutu deneyimlemeye hazır oluruz. Satürn-ötesi gezegenler, bir yaşam boyunca bütün
gezegenlere açı yaparlar. Gerçi, haritamızın bir çeyreği veya biraz
fazlasını gezdikleri için tüm açı serilerini tamamlayamazlar, ama her bir
gezegensel özelliğimize, üç farklı dönüşümü gösterirler: Uranüs’ün
sarsıcı fakat özgürleştirici ayaklanması, Neptün’ün çözücü fakat
sisleri aşkınlığı, Pluto’nun yıkıcı fakat yenileyici gücü.
Yıllık Güneş (solar) haritalarımız da, doğum haritalarımızda
çelişen gezegenler, burçlar ve evler, potansiyelimizdeki yıllık
ihtimalleri açığa çıkardığından, birer rehberdirler. Natalde kare veya
karşıt yapan gezegenlerimiz, yıllık solar haritalarımızda, kavuşum, üçgen
veya altmışlık açı yaptıklarında, bu etkileşimdeki enerjilerin alternatif
ifadelerini kolayca keşfedebileceğimiz zamanlar olur. Mesela, transit Satürn
natal Ay’a üçgen yaptığında veya solar Satürn solar Ay’a
veya natal Ay’a üçgen yaptığında, bu enerjileri avantajlı bir şekilde
nasıl birleştirebileceğimizi öğreniriz. Önemli bir iş veya kişiye nasıl
bağlanabileceğimizi, duygularımızı bastırmak yerine dengelemeyi, hayatımızın
bir çok anında olgun ve sorumlu davranmanın getirdiği memnuniyet ve tatmini
bulabiliriz. Eğer bu iki gezegeni nasıl kaynaştırdığımızın bilincinde
olursak, gelecek sefere öğrendiğimiz dersleri, natalde Satürn-Ay kare veya
karşıtlığındaki gerilimli durumlarda uygulayabiliriz.
İkincisi, ilişkilerimiz bize olgunlaşma fırsatlarını sağlar.
Diğer insanlarla yakın olduğumuzda, cinsel birlikteliklerde, veya aynı yaşamı,
evi paylaştığımızda, ya da bir şekilde güçlü ilişkilerde bulunduğumuzda
bir enerji alışverişi oluşur. Biz onları etkileriz, onlar da bizi
etkilerler.
Onların varlığı kendimizi de şaşırtabilecek davranışlarda
bulunmamıza neden olur, çünkü onlar içimizdeki gizli kalmış
potansiyelleri harekete geçirmekte veya yeni ifade kanalları açmaktadırlar.
Harita karşılaştırmalarında (sinastri), kolay etkilenir özelliğe
sahip Venüs'ümüz karşımızdaki kişinin Neptün'üyle karşıt olduğunda aşırı duyarlı ve kendini aldatmaya
eğilimli olduğumuzu, veya Jüpiter karesinin olumsuz boyutlarında, aşkta talepkarlık ve
rahatsızlıklar olduğunu keşfederiz, ama üçgen veya altmışlık açılı
kimselere farklı cevap veririz. Mars’ı Venüs’ümüzle altmışlık yapan veya
Satürn’ü Venüs’ümüze üçgen yapan biriyle, veya Mars’a ait cinsellik
ve canlılığı, gerçekçi olmayan fantezi veya beklentiler içine yöneltmeden,
bizi hareketlendiren biriyle veya Satürn’ü içimizde
sağlıklı olgun bir aşk, sadakat duyguları ve sağlam devamlı bağlar kurma
kapasitesini uyandıran biriyle tatminkar bir evlilik de kurabiliriz.
Öte yandan, dili iyi kullanan ve rasyonel Başak'taki
Merkür'ümüz, Balık'ta Merkür'ü olan partnerimizle düşünceleri
organize etmek ve iletmekte zorluk yaşar. Bu durumda, daha açık ve iyi iletişim
kurma çabamız sayesinde sevdiğimizle sadece derin bir anlayış geliştirmekle
kalmaz, aynı zamanda daha
sezgisel, hayal gücüne sahip ve bütüncül düşünme sürecini ve
daha duygusal konuşma kapasitesini geliştiririz ve gizli kalmış yaratıcılık
ve ruhsallığımızı yüzeye çıkartırız.
Hayatımızdaki önemli insanlar, haritalarımızın farklı yönlerini harekete geçirmenin
yanısıra haritamızda tek başına
bulunmayan özelliklerin de gelişmesini sağlarlar. Biz elbette, etkili
gezegenlerimizin onlarla olan üçgen veya altmışlıklarına dayanarak, çelişkileri
kolaylaştırmasını bekleyebiliriz. Sonra bu insanlar hayatımızdan çıktıkları
zaman, aniden o çelişkilerle yüz yüze geliriz ve bunları çözemediğimiz için
rahatsız oluruz. Fakat onların üzerimizdeki
etkilerinden bir şey öğrenmemiz de mümkündür. Onların hayatımızdaki varlığı
süresince, etkilenmiş gezegenlerimizi nasıl ifade ettiğimizin farkına varırız.
Böylece, hayatımızdan kayboldukları anda, öğrendiklerimizi uygulayabilir
ve bilinçlice gezegenlerimizi faydalı şekilde ifade etmeye devam
edebiliriz. Bu kolay değildir, ama yaşadığımız tecrübelerden anlam çıkartabilirsek
bunu yapabiliriz.
İçsel
Derinliğe Giden bir Yol Olarak Astroloji
Tüm
gezegensel kimliklerimizin kabulü üzerindeki vurguyla bağlantılı olarak, derin astrolojiye bir önemli yaklaşım şudur ki,
astroloji sadece entelektüel bir eksersiz olarak kabul etmenin ötesinde, doğum
haritalarımızdaki duygusal yaratıcı ve spiritüel tarafları yaşamamıza
izin vermektir. Biz ana bilgimizi kenara koyup, gerçekten duygularımızı,
korkuyu, ve Satürn’ümüzün yalnızlığını deneyimlemedikçe, ve sonra
Ay’ımızın açlığını, güvencesizliği, kaosu ve belki hatta dış
gezegen transitleri altında içimizde patlak veren terörü deneyimlemedikçe,
içimizdeki olası dönüşümün gerçekleşmesi zordur. Uranüs’ün aşırı
gerilimi, sinirliliği ve rahatsızlığını, Neptün’ün şaşkınlığı ve
duyarlılığını ve Pluto’nun güçlü duygusal ve cinsel enerjisinin
serbest bırakılışını deneyimleyebiliriz.
Kontrolden çıkması korkusu ile kendi duygularımızın
merhametine sığınmış olduğumuz bir anda karşımıza çıkan, bizi
bilinmeyen bir karanlığa sürüklemekle tehdit eden uçurumdaki bir akım; bazı
yeni şeylerin başımıza gelmesiyle, içimizde olanları tamamen hissetmemize
izin vermeden, bir anda fikirlerimizin değişmesine ve tecrübelerimizi
astrolojik olarak yorumlamaya çalışmamıza yol açabilir. Bir defa tam olarak
deneyimlendiğinde, Satürn’ün mahrumiyeti, kuvvetlenen bir yalnızlık ve
tatminkar bir üretkenliğe götürebilir. Neptün’ün uykulu sisleri bizim
yaratıcı ilhamımızı uyandırabilir. Fakat biz, bu tecrübelerimizin
derinlerine seyahat etmemize izin vermedikçe, aydınlanmamız uzun süre alır,
muhtemelen dış yüzeyde kalır ve aşırı rahatsız edici duygularımızın içine
girmekten korkarız ve böylece yeni ve canlandırıcı bilinç hallerini ve
hareketleri keşfedemeyiz.
Genellikle bir deneyimde duygu iyiyse bunun olumlu, duygu kötüyse
bunun olumsuz olduğuna karar veririz. Fakat hayatlarımıza, her dönemin anlam
dolu olması ve kişisel gelişim ve ulaşmayı istediğimiz hedefler açısından,
uzun vadeli bir perspektiften bakabiliriz. Sonra keşfederiz ki, iyi hissettiğimiz
ve olumlu olarak değerlendirdiğimiz bazı deneyimler gerçekten yıkıcıdır
ve yine kötü hissedilen ve olumsuz veya yıkıcı olarak gördüğümüz bazı
deneyimler de gerçekten yapıcıdır. Ev kiramızı ödeyemezken ve 10 kilo
fazlamız varken, bir Fransız restoranında altı çeşitli bir akşam yemeği
keyifli olabilir, ama zarar vericidir. Güvencesizliğiyle, eğitim yolunda
ilerlememize engel olan bir sevgili tarafından terk edildiğimizde mahvolduğumuzu
hissedebiliriz. Fakat bu, bizi gerçekten ne istediğimizi bulmaya ve ardından
özgürleşemeye sevk edebilir.
Genellikle transitlerle mücadele eder ve bize getirecekleri değişikliklere
direniriz, çünkü acı, endişe, kayıp veya korku gibi duygular
zamanla bize zararlı olan insanları, hayat tarzlarını, sahiplenmeleri, ve
mahalleri arkada bırakıp gitmemizi sağlamasına rağmen bunları
deneyimlemekten korkarız.
Her gezegenimizi yapıcı bir şeklide ifade edebileceğimiz
bir hayat tarzı geliştirmek için, her zaman iyi hissetmeyi aramamalıyız.
Daha ziyade, anlık keyifleri tatmayı bir yana bırakarak, rahatsız duyguları
ve acı, yalnızlık, takıntı, asabilik gibi zihin hallerini deneyimleme ve değerlendirmede
daha kabiliyetli olmalıyız.
Böylece, tecrübelerimizi hoş ve nahoş duygular
seviyesinde değil, nihai kazançlar bazında, kişisel ve ruhsal ilerlememiz ve
topluma katkımız derecesinde değerlendirmeye başlamalıyız. Bir yol,
mümkün olan uzun vade etkileri üzerinde durmaktır. Bir diğer yol ise inancımızı
derinleştirebilmek için elimizden geleni yapmaktır, böylece zamanın yapıcı
belirtileri açığa çıkaracağına güveniriz. Bilinçaltının ve evrenin
bilgeliğine de güveni geliştirebiliriz. Böylece ruhumuzun evrimine yardım edecek
tecrübelerin -anlamları uzun yıllar ortaya çıkmasa bile- tarafımıza sağlandığını biliriz.
Çeviren:Hasan Gedik
|
Başa Dön
|