Astrolojİ  Dergİsİ

 

 

   ANASAYFA

 

Astrolojiye Giriş

- Giriş-Gezegenler
- Burçlar
- Yükselen Burçlar
- Ay Burçları
- Evler
- Açılar

 

Yazılar ve Konular

- Makaleler 
-
Astroloji Tarihi
-
Mitolojik Astroloji
-
Astroloji ve Sağlık
-
Gezegen Döngüleri
-
Astronomi
 

 

Çeşitli

- Öyküler,Öğütler
-
Rüyalar - Semboller
-
Karikatürler
-
Çin Burçları
-
Doğum Günü Renkleri

 

Tablolar

- Burç Değişimi
- Enlem ve Boylam
- Yaz Saati
- Ay Fazları
- Gökgünlüğü
- Sembol Anahtarı  
  

 

Test

- 4 Element Testi

 

Linkler

- Astroloji Siteleri
-
Kitaplık
-
Barış İlhan Yayınevi

 

Haberler

- Haberler
-
Araştırma
-
Seminer-Eğitim


 

 

          Foto Galeri

      

Okuyucu Mektupları

 

 

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

 

TAROT DERGİSİ

 

 

İLİŞKİ TİPLERİ

Jeff Green

 

Bu bölümde ilişki tiplerini ele alacağız. İki insanın içinde bulunduğu bir ilişkiyi tanımlayacak başlıca beş arketipsel ilişki çeşidi vardır. Her ilişki çeşidinin doğasına ait arketipsel dinamikleri anlayarak, sonra da bu arketipleri geçmiş yaşam dinamiklerinin koşullandırıcı doğasıyla, dört doğal evrimsel durum, ve şartlandırıcı kuvvetli toplumsal, ebeveynsel, kültürel ve yerleşmiş dinsel etkilerle bağlantılayarak rehberlik isteyen bir çifte yardım etmek için gereken astrolojik yeterliliğimizde tam bir anlayış oluştururuz.

Beş temel tiplemenin içinde oluşabilecek dört tane de özel tipleme mevcuttur.

 

Beş temel ilişki çeşidi:

1- Bağımdaş (karşılıklı bağımlı)

2- Danışman-danışan

3- Öğrenci-öğretmen

4- Sado-mazoşist

5- Kendine güvenen ‘dir.

 

Dört özel tipleme ise:

1- Ruh eşi

..a)Aynı ruh

2- Karma eşi

3- Ruh ikizi

4- Dört doğal evrimsel duruma ait evrimsel farklılıklar

 

Bütün bu ilişki çeşitlerinde en çok rastlanılan tür bağımdaş ilişki türüdür. Bağımdaş ilişki, her iki kişinin de yaşamlarını sürdürmek için birbirlerine bağımlı oldukları ilişkidir. Bu durumda, her iki kişi de kendi ihtiyaçlarını,sürekli bunların karşılanmasını bekleyecek bir şekilde diğerine yansıtacaktır. Zamanla bu her kişinin içsel gerçeğini diğeri üzerinde ‘dışarıya resmettiği’ ortak bir projeksiyonun temelini oluşturur, bu içsel ihtiyaçların birbiri üzerinden dışarıya resmedilmesi ve projeksiyonu, kişinin bir diğeri hakkındaki gerçekleri net olarak görmesini engeller.. Herkesin karşısındakinden sürekli ihtiyaçlarının karşılanması için beklentide olması sahneye koşullu sevgiyi getirir: Seni severim eğer (şunu yaparsan)………..

 

Bu şekilde karşılıklı ihtiyaçlardan doğan bağımdaşlık sebebiyle her bir kişi kendi kimliğinin izini gün geçtikçe kaybeder. İki kişi o kadar ümitsizce içiçe girerler ki, kişilerin özel yaşamlarının tomurcuklanmasına ve zenginleşmesine olanak veren sağlıklı bir ilişkiyi oluşturmaya yarayan normal sınırlar yok olur. En vahim durumda kişi, diğeri olmadan yaşayamayacağını düşünür ve ilişikinin varolması ve sürmesi için ne lazımsa yapar. Sonuç olarak kişiler birbirlerinin yaşam nedeni olur ve birbirleri için fiilen birer tanrı ya da tanrıçaya dönüşürler. Eğer herhangi bir sebeple partnerlerden biri ilişkiden koparsa -örneğin ölüm sebebiyle- veya karşılıklı bağımlılık ve kapana kısılmışlık hissiyle ilişki dinamiklerini değiştirmek isterse, diğer kişi kendini ölüyormuş gibi hisseder; öteki olmadan yaşayamaz. Bunun yaratacağı psikolojik durum gerçekten trajik ve problemlidir. Bazıları intiharı düşünür, bazıları ise fiilen intihara teşebbüs eder.

 

Diğer ilişki tipi danışman-danışan durumudur.Bu ilişki tipinde bir kişi, diğerinin, ilişkileri için ihtiyaç duydukları psikolojik durumla ilgili hayati bilgi veya enformasyona sahip olduğunu hissetmektedir, kendisi ise bu bilgiye sahip değildir. Ve diğer taraf da ötekine sunmak üzere gerekli tüm bilgi ve becerinin kendisinde olduğunu hisseder. Bilgi ve beceriye sahip olduğunu düşünen kişi tipik olarak oldukça olgun ve bütünleyici görünür ve çevrelerindeki herkese çok usta ve ‘birlikte’ bir izlenim sunarlar. Gerçekten de oldukça anlayışlı görünebilirler ve pek çok insana etkileyici gelen bir bilgelik yansıtırlar.

 

Yine de bu persona’nın altında, duygusal düzeyde kendini çok güvensiz hisseden bir kişi vardır. Bu tip bir insanda büyük ihtimalle vurgulanmış bir kaybetme, ihanet, terkedilme, güvenin sarsılmasına dayanan ve -kendi hakkında hakiki içsel gerçekleri açığa vurması halinde- zulüm korkusu mevcuttur. Bunları telafi etmenin psikolojik dinamiğinden dolayı kendilerinden daha muhtaç ‘görünen’ insanları çekerler. Buradaki anahtar sözcük görünmektir. Çünkü en az ihtiyaçlarının farkında olanlar kadar, belki de daha fazla ihtiyaçlıdırlar. Kendilerinden daha muhtaç görünen insanları çektikleri bu telafisel davranış kendilerini bir ilişkide daha emniyette hissetmelerini sağlamak için oluşturulur, kendilerini , başkalarını psikolojik açıdan anlayabilen biri olarak sunmak yoluyla oluşan duygusal/psikolojik kontrol nedeniyle duygusal güvenliklerini garantiye aldıklarını düşünürler: Bu insanın bana ihtiyacı var.

 

Bu kişilerin başka insanlardaki en zayıf psikolojik/duygusal halka üzerinde odaklanıp , kendilerini kişiyi bu durumdan kurtaracak yegane insanmış gibi sunma yetenekleri veya becerileri vardır. Diğer kişi iyileşmeye ya da olan bitenin farkına varmaya başlar ise danışman tipi kendini güvensiz ve tehdit altında hisseder. Sonuç olarak bu kişi ilişkilerindeki pozisyonu korumak adına çok manipülatif davaranabilir: Duygusal güvenliği tehlikededir. En vahim durumlarda ise terk edilme ve duygusal kayıpla ilgili en derin korkuları, ihanet sezgileri tekrar ortaya çıktığından bir zamanlar son derece nazik ve yardımsever görünen bu kişiler birdenbire ağzı bozuk ve kindar biri haline gelebilirler.

 

Yukarıdaki durumun tam tersine bu ilişki tipi içindeki danışan, kendisini danışmana ihtiyaç duyan birisi olarak sunar. İlişkinin başlangcında danışan, danışmanın kendi görüşünde olmayan bir şeyi temsil ya da sembolize ettiğini düşünür. Bu yolla, duygusal ve psikolojik güvenlik ihtiyacını tatmin etmekten mutluluk duyan danışmana güçlerini teslim eder. İlişkinin doğasındaki asıl sorun ise danışanın kendisini bu ilişkiye yönlendiren temel ihtiyaçlar var olduğu sürece bu ilişkiyi yaşatacak olmasıdır. Ve bu ihtiyaçlar tatmin edildiği ya da karşılandığı anda veya bu ihtiyaçalarını nasıl tatmin edeceklerini öğrendiklerinde ya da şu andaki danışmanın/partnerin karşılayamayacağı bazı ihtiyaçları gün yüzüne çıktığı için bu ilişkiyi bitirmek isteyeceklerdir. Böylece yeni ihityaçlarını tatmin etme yeteneğine sahip ya da bunaları sembolize eden bir başka danışman tipinden etkileneceklerdir.

 

Her biri için ayrı nedenlerle olmak üzere hem danışman hem de danışan için manipülasyon karması mevcuttur ya da oluşabilir. Güvenlik hissini duymak amacıyla her ikisi de rollerinde birbirlerine bağımlıdırlar.Bu ilişkinin doğasında baştan itibaren danışmanın daha çok verdiği danışanın ise daha çok aldığı bir dengesizlik durumu mevcuttur. Paradoksal bir şekilde danışman kendini güvende hissettirdiği için veriyor olmaktan çok memnundur. Ama aslında bu görünüşteki mutluluğun altında, en temel ihtiyaçları karşılanmadığı için çok da mutlu olamayan bir insan vardır. Ve bu en temel ihtiyaçlar kaybetme, kendini ele verme korkusu..vb gibi duygularla ilişkilendirilmeli ve bu korkulara neden olan sebepler ve faktörler incelenmelidir. İşte bu nedenledir ki bu kişi bilinçsiz olarak kaybedişi, şiddetli güven sorunlarını ve ihanet hissini bu tip ilişkiler aracılıyla tekrar yaşayacaktır. Bu dinamiği daimi psikolojik zorlamalarla yineleyerek kendilerine psikolojik ve duygusal olarak dürüst yaklaşacak bir noktaya gelirler. Bu gerçekleştiğinde, mevcut ilişki tipindeki danışan tiplemesine dönüşebilirler !

 

Bir sonraki ilişki tipi ise danışman/danışan ‘ın başka bir versiyonudur. Bu öğretmen/öğrenci tiplemesidir. Danışman/danışanda varolan pek çok dinamik burda da mevcuttur. En temel farklılıklardan birisi kapsamın çok ta psikolojik olmamasıdır. Daha çok yaşamı genel bir anlamda yansıtan öğretilerle ilinitilidir. Konuya dahil olan kişilerin evrimsel durumlarına bağlı olarak bu öğretiler hayatta kalabilmenin en temel bilgilerinden başlayıp spiritüel/metafizik öğretilere kadar herhangi birşey olabilir. Durum her ne olursa olsun, ilişkinin temel dinamikleri bir roller eşitsizliği içinde tanımlanır ve güvenlik nedenleriyle yapılan duygusal yatırımlar hala mevcuttur. Yüksek ihtimalle yine manipülatif davranış şekli mevcut rolleri sürdürmek üzere varolmaktadır. Ve danışmanın önce kullanılıp sonra terk edilmeyi deneyimleme durumu öğretmen için de geçerlidir. Hem danışman hem de öğretmen, kendi güvenlik ihtiyaçları nedeniyle yatırım yaptıkları bir ilişkideki rolleri aracılığıyla partnerlerini kullanıyor olabileceklerinin kesinlikle farkına varmalıdırlar.

 

Bir sonraki ve belki de en zor olan ilişki tipi sadomazoşist ilişkilerdir. Belki de en zor olmasının sebebi pek çok insanın bu tipte bir ilişkiyi farkedemeyecek kadar çeşidinin ve ifade şeklinin bulunmasıdır. Örneğin, kadının ve erkeğin aynı işi yaptığı fakat kadının daha az para aldığı bir durum kadar basit olabilir. Şu ya da bu şekilde adı geçen ilişki tipinin kadın ve erkek ilişkilerine hatta eşcinsel kadın ve erkek ilişkilerine nüfuz ettiği görülmektedir. Daha önceki bölümlerde incelenen bazı dinamikleri tekrarlamak yararlı olabilir: öfke veya (pişmanlık) kefaret, hakimiyet veya teslimiyet, düşkünlük veya üstünlük hisssine yol açan derin bir suçluluk (hissi). Bu dinamikler içerisindeki ima edilen öğreti, ruha zıt olan bedenin gerçek gelişimi ve kazancı sözkonusu olduğunda önce acı çekişin ortaya çıkması zorunludur. Mazoşist bir patalojide her zaman kişilerin bilinçaltına nüfuz eden üç mesaj veya düşünce kalıbı vardır. Bu düşünce kalıpları mazoşist kişinin ikincil gerçeklerini yaratacak , kontrol edecek ve durumunu belirleyecektir.

 

Bu düşünce kalıpları şunlardır:

Ben acı çekmeyi, cezayı, krizi, ızdırabı, aşağılanmayı ve reddedilmeyi hakediyorum ve sebebini bilmiyorum.

Bununla birlikte reddedilme/mahrum bırakılma dinamiği, kendini haklı göstermek için sürekli mantıklı sebepler ileri sürülen bastırılmış bir gerçek olarak kendini ifade eder. Bununla ilintili düşünce ise şudur:

Bende yanlış bir şeyler olmalı.

İhtiyaçlarımın karşılanması için önce incinmem şarttır.

Entellektüel açıdan öyle görünmese de esas olarak değersiz biriyim

Esas olarak, mazoşişt bir yönelim, duruma bağlı yaratılacak gerçeğe göre kişinin kendini çarmıha germesini, kendini kurban etmesini içeren sayısız yollarla tanımlanabilir. Kefaret suçlulukla birleştiğinde, davranışların tezahürü sadece krize ve acıya yol açar. Kendini kurban eden davranışlar, acı ve içsel ve dışsal krizlerin yaratılması, krizle bağlantılı analizler gittikçe analitiksel bilinçlilik yaratır, bu da kişinin kendini bilmesine neden olur. Sonuç olarak mazoşist kişilerin kendilerini anlaması sadece krizlerin yaratılması ve bu krizin sonucu olarak kendini analiz etme yoluyla olur. Mazoşistin içindeki tekrarlanan krizler yaratmaya yönelik tabiat gerçeğin inkarı ve yok sayılması psikolojisini de ortadan kaldırır. Bir noktadan sonra mazoşistler tekrarlanan kriz döngüsünden sıkılacak ve değişmek isteyeceklerdir. Bu gerçekleştiğinde mazeret uydurmaktan kurtulurlar. Gerçek devreye girer. Değişirler.

 

İlişkilerde mazoşist devamlı olarak iki tip insanı çeker. Birinci tipe bu dünyanın ‘duygusal olarak yaralanmış kuşları’ diyorum. Bu tiplerin geniş bir duygusal ve psikolojik tedaviye veya onarıma ihtiyaçları vardır. Büyük çoğunlukla bunlar tipik olarak ileri derecede narsisisttirler ve kesinlikle mazoşist partnerlerinin kimliğini ve gerçek ihtiyaçlarını idrak edecek kapasiteleri yoktur. O kadar derin bir güvensizlikleri vardır ki, zihinleride mazoşist partnerlerinin kim olduğuna dair bir fikir ya da hayal oluştururlar ve partnerin bu fikre veya hayale uygun davranmasını beklerler. Sonuçta kaç defa karşı karşıya gelinip yüzleşme veya müdafa olursa olsun mazoşist partner kendini tamamıyla yanlış anlaşılmış ve onaylanmamış bir halde kalakalmış bulur. Bu durumda mazoşist kişi tüm verme işini üstlenmiştir, bu yolla ‘yaralı kuşun ‘yarattığı resmin oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Sanki mazoşist partner göğsünde adı yazılı, omuzunda kızıl haç olan beyaz bir üniforma ile evin içide dolaşıp durmaktadır.

 

Mazoşistlerin çektiği diğer bir tip benim ‘gümüş dilli şeytan tipi’ adını verdiğim tiptir. Bunlar kendilerini nasıl sunmaları gerektiğini bilirler; mazoşist tipin ‘zokayı’ yutması için ne söylenmesi gerektiğini bilmektedirler. Mazoşist tip oltayı birkez yutup da ilişkiye girmeye karar verdiğinde, ‘gümüş dilli şeytanın’ asıl duygusal ve psikolojik gerçekleri ortaya çıkar. Ve bu gerçeklerin kendilerini sunarlarken kullandıkları gerçeklerle hiç ilişkisi yoktur. Bu noktada mazoşist tamamen hayal kırıklığına uğrar -gözü açılır, yeni bir kriz kapıdadır. Bunlar aynı zamanda ilişkinin sürmesi için değişme sözü veren tiplerdir. Ve durumu bir kez güvenceye aldılar mı hemen eski davranışlarına geri dönerler. Ve tabii, mazoşistin çekeceği bu iki tipleme aynı kişide de birleşebilir.

 

Mazoşist kişi saflık ve kolay aldanabilirlik yaratan doğal bir masumiyet yansıtabilir. Bireylerdeki ruhu veya potansiyeli kendiliğinden farkeder, ve bu potasiyelleri onlarında sezmelerini, gerçekleştirmelerini beklerler. Çok nadir olarak partnerleri kendilerinden bekleneni yaparlar. Böylece ilizyon kayboluşu daha fazla krizi hazırlar. Mazoşistlerin ihtiyaç duyulmaya ihtiyaçları vardır; bunu için yaşarlar.

 

Sadistik patalojide öfke kefaret yerine suçlulukla bağlantılıdır. Bunun sonucu olarak doğan bilinçaltı mesajları ve düşünce kalıpları şöyledir:

 

1-Kendimi suçlu hissetmek için yaratılmışım ve bu durum yüzünden öfkeliyim. Bu yüzden de başkalarını incitmek ve onların da benim hissettiğim kadar kendilerini kötü veya suçlu hissetmelerini sağlamak istiyorum.

2-Başkalarının yanlışları ve günahları yüzünden acı çekip özür dilemelerini istiyorum. Başkalarını aşağılamak istiyorum, bu şekilde kendimi de aşağılamış olacağım.

3-Başkalarını eksiklikleri, hataları ve günahları yüzünden cezalandırarak kendimi cezalandırmış oluyorum. Ve yine bu pataloji, aslında neyin olmakta olduğunu gösteren gerçekleri reddetme/inkar etmeye yarayan ve rasyonel görünen çeşitli mazeretler uydurur.

 

Özünde bu üç düşünce kalıbı, baskınlık ve çekingenlikle tanımlanbilen; efendi/uşak, üstün/aşağılık ve fatih/ fethedilmiş davranışlarının gerçekliğe yönlenmesini sağlayan bir ikincil gerçeklik yaratır. Erkeklerde bu durum kadınlara yönlendirilerek bilinçaltında ya da gelişmemiş bir korku olan kastrasyon kompleksi ile otaya çıkar. Sadist olabilen kadınlar için de kastrasyon komplexinden bahsedilebilir. Bu kompleks sözcük anlamıyla değil psikolojik anlamıyla incelenmelidir. Bu kompleksin temelinde karşı cinsin kendisini insiyatifsiz bırakacağı, ayağını kaydıracağı, esaret altına alacağı veya tanımlanamaz bir şekilde yok edeceği korkusu vardır. Sonuç olarak sadist patoloji kendisinin incitilmesine meydan vermeden ilk önce başkasını incitmek, ilk önce hamlede bulunmak, ilk önce yok etmek gibi bir arzusu vardır. Sadist pataloji ile tanımlanan kişilerde her zaman vurgulanmış bir saldırıya uğrama incitilme bir başkası tarafından zaptedilme ve kurban edilme korkusu vardır. Ve mazoşist gibi bunu hakettiğini düşünmek yerine, bu duygularla kurban edildiklerini düşünürler. Mazoşist de kurban edildiğini düşünür ama o, kurban olmayı ve cezalandırılmayı hakettiğini düşünmektedir. Sadist bu şekilde kurban edildiğini düşündüğü için sadece öfke duyar. Bu şekilde kurban edildiği hissine tepki gösterirse o zaman bu öfke sadece başkalarını yaralar veya yok eder, bu birey bilinçaltında veya ruhunda varolan (vurgulanmış) suçluluk için diğerlerini cezalandırır. Bazı kişilerde sadistik ve mazoşistik pataoloji birlikte çalışır, her özel durumun kendi bağimsız ortaya çıkışı mevcuttur. Klasik psikolojide bu pasif /agresif tip olarak bilinir.

 

Sadomazoşist ilişki tipi oldukça geniş bir davranışsal uygulamalar alanına sahiptir. En açık formlarında bu dinamik içimizden birisi tarafından kolayca fark edilebilir. Tabii ki, en çok bilinen formları, pekçok insanın farkında olduğu seksüel sadomazoziştik ilişkilerin klasik formlarıdır: kamçılar ve zincirler, deri kıyafetler, çivi topuklar, seksüel ve duygusal işkence yaratacak her türlü ekipman …vb. Bu en çok bilinen formlardaki etkin psikolojik/duygusal dinamikler ise yaşanan keskin bir acı, ve bu acıdan KURTULUŞ, çekilen keskin acıdan kurtulunduğunda yaşanan özgürlük duygusudur. Yakın modern tarihte bu arketipin en karanlık ve en çarpık boyutlarının vücud bulduğu en dikkat çekici kişi ise Marquis De Sade’dır.

 

Onun zamanında sadomazoşist arketipe , bunu deneyimleyen ‘soylu’ sınıf tarafından süslü, felsefi bir isim takılmıştı. İsmi ‘sefihlik’ felsefesiydi. Bahsedilen öğreti ise şuydu: Özgür, bağımsız olmak için kişi mutlaka acı çekmelidir. Bu felsefenin ilk dayanak noktası aslında Tanrı’nın doğası itibarı ile kötü olduğu ve Tanrı’nın işini yapmak için kişinin kötülüğü kucaklaması ve ‘doğanın kurallarını altüst etmesi’ gerekliliğidir. Size ne kadar saçma gelirse gelsin, bu denli çarpık bir düşüncenin doğrudan aynı derecede çarpık bir dinsel düşünce şekli olan Cennet Bahçesi Mitinden çıktığını anlamaya çalışın: Ruhla bedenin çelişkisi. Böylece vücutla (etle) ilintili ifade edilen günah, vücudun (duyguların) yaşamını çarpıklaştırır, çünkü dinsel emirler yoluyla yapılan baskı bunu gerektirmektedir.

De Sade’dan önce de kökeni itibariyle bu öğretinin etkileri mevcuttu. Örneğin, 1400’ler ve 1500’lerde inzivaya çekilmiş bazı dindar Hristiyanların yaptığı kendini dövme-kırbaçlama, bugün İslam Dünyasındaki bazı gruplar arasında görülmekte. Haçlı Seferleri sırasında, kişilerin ağızlarından ahlak dışı yaşam deneyimleri ile ilgili itirafları almak ve ahlaksızca yaşayan diğer insanları da itiraf etmelerini sağlamak için haç sancağının (bayrağının) altında erkeklere ve kadınlara (daha çok kadınlara) ağıza alınmayacak şekilde seksüel olarak ve sakat bırakacak biçimde işkence yapılması olağan bir şeydi. Museviler arasında Tanrı tarafından özel olarak seçilen ve ödüllendirilen ‘seçilmiş azınlık’a ‘ diğerleri tarafından işkence yapılması -zulüm uygulanması öğretilerde vardır. Örneğin, bazi Amerikan Kızılderili Kabilelerindeki Güneş Dansı’nda, kişinin meme uçlarına metal parçalar takılır, bu metallere takılan ipler bir direğe bağlanır. Güneş dansçısı vücudunun ağırlığını taşıyan tek şey meme başlarındaki metal parçalar olacak şekilde kendini bu direğe asar. Çekilen bu acı yukarıdan ‘vizyonlar’ın alınması anlamına gelir.

 

Burada işaret etmek istediğim nokta şu: Sadomazoşist arketip bugün yaşayan milyonlarca insanın kollektif ruhuna nüfuz etmiş durumda; ve çoğunluğun bundan haberi yok. Evet, en açık biçimleri hemen hepimiz tarafından tanınabilir. Ve bu tanıma esnasında bizler şok ve dehşetle irkilip ‘bir insan nasıl böyle olabilir, böyle şeyler yapabilir, kendine böyle şeyler yapılmasına izin verebilir’..vb deriz. Günümüzde bu dinamik tarafımızca en kolay dövülen eş, suistimal edilen çocuk..vb sendromlarıyla anlaşılır. Tek yapmamız gereken televizyonu açmak ve gün geçtikçe popüler hale gelen TV showlarında çocuklukların uğradıkları tacizleri tartışan insanları seyretmektir, bu yolla aslında sado+mazoşist arketipinin topluma nasıl nüfuz etmiş olduğunu görürüz. Ama kaçımız bu arketipin daha gizli ve derinlerde olan formlarını farkedebilir? Daha az farkedilebilen bu formlar hangileridir?

 

Tekrar söyleyeyim, aynı işi yapmalarına rağmen kadının daha az para aldığı iş örneğinde görülemez mi? Ceza amacıyla sexsüel dikkatini partnerinden uzaklaştıran bir kadında ya da bir erkekte görülemez mi? Bir kişinin partnerine veya her ikisinin karşılıklı olarak aralıksız yaptıkları çeşitli eleştiri biçimlerinde görülemez mi?. Bu biçim de eğer niyet küçük düşürmek ve gurur kırmak ise ‘sataşma/rahatsız etme’ durumu ile ilişkilendirilebilir. Kadınların varoluşlarındaki tek amacın kendi ihityaçlarına hizmet olduğunu düşünen bir adamda bu görülemez mi? Kadınlar ona göre düşkün , en iyi ihtimalle ikinci sınıf varlıklardır. Bu da hakimiyet ve boyun eğmenin bir formu değil midir? Ve neden bir kadın kendini tam anlamıyla gerçekleştirmek istediği zaman bilinçli ya da bilinçsiz olarak ‘bir erkek gibi’ olmaya çalışır? Bir erkeğin bakış açısından bakıldığında bu kastrasyon komplexi değil midir? Ve neden kültürel olarak her toplumda bir erkeğin sexsüel hayatıyla, fetihleriyle ilgili olarak övünmesi, kadınlar hakkında atıp tutması sorun yaratmaz da bir kadının bu sayılanların aynısını yapması sorun yaratır? Bunu geriye doğru izlediğimizde Cennet Bahçesi Mitindeki, erkeğin kadın tarafından (asli) ilk baştan çıkarılışı arketipine varmış olmuyor muyuz? Böylece de kadının tecavüze uğramasına. Bu gerçekten de Orijinal mit den türeyen kastrasyon komplexiyle bağlanıtılı bir güç veya hiddet gösterisidir. Veya daha çok rastlanan şekliyle, sex ilişkisi kurmak maksadıyla bir kadını yatıştıran veya duygusal tavırlarla yakalaşan bir adamın ilişki biter bitmez kadından duygusal olarak uzaklaşması veya açıkça/üstü örtülü olarak kadını hor görmesi, hatta bazen kadına sinirlenmesi şeklinde görülür. Neden? Baştan çıkarılmaya teslim olmuştur! Bunu anlarsanız o zaman neden kadının SAF olmasının şart olduğunu, ve kadının neden erkeği için saf olmasının şart olduğu hissini taşıdığını anlayabilirisiniz: İlk (orijinal) suçla ilintili kefaret temiz olma -saf- olma ihtiyacını doğurmuştur.

 

Bu arketipin şu anda yaşayan milyonlarca insanın kollektif bilinçaltına nüfüz ediş derecesini abartmak çok zordur. Nasıl ki gördüğümüz bitkilerin şeklini ve formunu toprağa ekilen tohum belirliyorsa, kollektif bilinçaltımızda yerleşen tohumun şeklini ve formunu kişiler arasındaki ilişkinin –özellikle de kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkinin gerçekliğine olan etkisiyle gözleriz. Ve buradan yola çıkarak da insanoğlunun doğanın geri kalan tüm formlarıyla nasıl bir ilişki kurduğunu. Astrolojik olarak sadomazoşist ilişki arketipi Balık ve Başak burçlarıyla ilişkilendirilir. Yaklaşık olarak M.S 0 yılından beri Balık Çağında yaşamaktayız, ve yaklaşık M.S. 1200 den beri de Balık Çağı içinde Balık Altçağı yaşanmakta. Örneğin yıllar önce kendilerini bilinçli olarak saist ve mazoşist olarak adlandıran bir grup insanla ilgili bir araştırma yapmıştım. Bu araştırma, S&M ‘kilisesi’nin üyesi olan özel bir grubu kapsıyordu. Çalışılan insanların %90’nında vurgulanmış 12. Ve 6. Ev, Balık ve Başak’ta gezegen yığılması vardı, ve/veya Kuzey veya Güney Ay Düğümleri Balık veya Başak’ta yer alıyordu. Bu, (batılı insanlar için)Balık Çağında insanlara yardımcı olmak için gönderilen Nasıra’lı İsa’nın doğum haritasını düşünürsek şaşırtıcı olmamalı. Benim kullandığım ve bana en mantıklı gelen doğum haritası teolojist/astrolog David Jacobs tarafından rektifiye edilen harita. Bu haritada retrograde Pluto ve Mars Başak’ta, 9. evde çakışık ve 3. evde Balık’ta bulunan Güneş ,Ay, Venüs, Jüpiter, Saturn , ve Uranüs’e karşıt durumda. Ve Balık’ın yöneticisi olan Neptün Akrep Burcunda Güney Karmik Ay düğümü ile çakışık. Özünde, İsa’nın hayatı ‘günahlarımız için acı çekmeliyiz’ hayatı, kendi hayatını feda ederek, karmamızı absorbe ederek, suçumuz affettirme yoluyla, ‘Tanrım onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar’ diyerek ve ona ait olan ’Tanrım bu kupayı benden al’ sözlerinden de anlaşılacağı gibi KUSURLULUK kökenli suçluluk hissiyle yaşanan bir hayat. Bu ‘Tanrım ben zayıfım, ve bana verdiğin iş için yeterince mükemmel değilim, gitmeme izin ver’ demektir. Bunun anlatmak istediği şudur: Eğer bir kişi yeterince saf ise, mükemmel ise, iyi ise o zaman ona verilen görev kendiliğinden oluşur. Ama bu durumdaki mükemmellik sadece mükemmel olarak tasavvur edilen bir Tanrı ile mümkündür, ve İlk Günah’ın doktrini olan Cennet Bahçesi mitindeki baştan çıkarılmanın mağlubiyeti yüzünden insan küçük ve değersizdir. Bu nedenle, insanoğlu ve özellikle de kadın asla yeterince iyi olamaz, asla yeterince mükemmel olamaz, kendine verilen görevleri yerine getiremez. Bu areketipsel olarak şartlandırılmış psikoloji, mükemmel olarak tasavvur edilen Tanrı ile bağlantılı olarak SUÇ un ebedileştirilmesine ve devamlı olmasına neden olur. Tanrı’yı bu şekilde tanımlayan Hıristiyan ve İslam Dinlerindeki doktrinler değişmediği sürece bu sadomazoşist arketip sonusuza dek sürecektir. Örneğin, bu doktrinler Tanrının her şeyin kökeninde olduğunu söyler. Eğer öyleyse kusurun kökeni nerede yatmaktadır? Evrimin kökeni nerede yatmaktadır? Öfkenin kökeni nerede yatmaktadır? Suçun? Sexin? Ve diğerlerinin. Eğer kişi bu kavramlarla yüzleşebilirse (kavramları kucaklayabilirse), o zaman Tanrı denen şeyin KENDİNİ mükemmelleştirmeye uğraşan EVRİMSEL BİR GÜÇ olduğunu görür. Bu şekilde anlaşıldığı zaman aşk ve ihtiras günahın ve bunun yarattığı öfke/kefaret duygusunun yerini alır. İnsanlar yaşamı, kendilerinin doğa kanunlarını yok etmek için yarattığı kanunlarla değil doğa kanunları aracılığıyla anlamaya başlarlar. Sadomazoşist arketip ancak bu şekilde ortadan kalkar. Ve bu olana kadar, Hitler’in Musevilere ve Çingenelere uyguladığı soykırım, bir zamanlar Yugoslavya’nın girdabına kapıldığı ‘etnik temizlik deliliği’, veya Rusya’nın karanlık güçlerinin, kurmayı hedefledikleri istibdat hükümeti için Rus olmayan kişileri sınırlarından temizleme hezeyanları ve benzeri olaylar hep olacaktır. Kova Çağına doğru hareket ettiğimiz şu günlerde doğa kanunlarını yok eden insan kanunlarına karşı doğanın kanunlarını kucaklamamıza izin veren dönüşümün yaşanması gereklidir.(Ve bu davranış başlamıştır). Akrepteki Pluto ile Oğlaktaki Neptün ve Uranüs bu dönüşümü hızlandırmaktalar. Bu gezegenlerin bu burçlarda yer alması her 500 yılda bir olur.Son kez bu durum olduğunda Batı’daki son Rönensans’a bağlantılı olarak Hümanizm’e dönüş başlamıştı. Astrolojik olarak, her birimizin doğum haritasında bir yerlerde Balık ve Başak burcu bulunmakta. Soru ise şu: Sadomazoşizm sizin hayatınızda nerede ve nasıl işlemekte? Cennet Bahçesi Mitinin ve bunun kollektif bilinçaltına nüfuz edişinin etkileri yönünden en hassas olduğunuz yer neresi: Unutmayın ki tohum toprağın altında.

 

Bir sonraki ilişki tipini ben kendine yeterli ilişki tipi olarak adlandırıyorum. Kendine yeterli ilişki arketipi, her iki bireyin de kendi ihtiyaçlarını nasıl tanımlayacakları ve karşılayacaklarını öğrendikleri ilişki türüdür. Bu tipte, insanlar sadece olmak istedikleri için bu ilişkinin içindedirler; diğer kişinin kendisi için yapabilecekleri yüzünden değil. Projekte edilen ihtiyaçlar ve zorlamalar tamamen elimine edilmiştir. Bu kişilerin içsel olarak başka bir insana bağımlılıkları yoktur. Bu nedenle partnerlerini açık ve objektif olarak görebilirler. Kendini tehdit altında ya da güvensiz hissetmek, karşısındakinin ihtiyaç ve isteklerine göre davranmak duyguları elimine olmuştur. Tam tersine, her bir kişi diğerini bireysel gelişimini sürdürmesi için destekler. Bu da koşulsuz ilişkinin ortaya çıkmasını sağlar: Her ne olursa olsun seni her zaman seveceğim. Bu, şimdiye kadar incelediğimiz tüm koşullu ilişki tiplerinden tamamen farklıdır. Kendine yeterli ilişki tipi, bireylerin ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmez. Sadece kişiler kendi ihtiyaçlarını karşısındakine yansıtmadan karşılamayı öğrenmişlerdir. Bu kişlerin iyi olmaları için bir ilişkide olmaları gerekmez. Bu kişiler ihtiyaçlarını partnerlerine yansıtmadıkları için de paradoxal olarak partner kişinin ihtiyaçlarını karşılamaktan mutluluk duyar, herkesin bir ilişkide ihtiyaçları vardır.

 

Evrimsel olarak baktığımızda kendine yeterli durumuna gelmek uzun bir zaman alır. Bu nedenle de bu ilişki tipine çok rastlanmaz. Batı Dünyasında tüm ilişkilerin kabaca %15’i bu durumdadır. Kültürel ve dinsel şartlanmaların doğası , insanın kendini güvende hissetmesi için dışsal faktörlere bağımlılığa prim vermesini gerektirmekte. Dinsel bir noktadan baktığımızda bu durum , Tanrının insanın dışında olması şeklinde yansıtılabilir. Kültürel açıdan baktığımızda, ataerkil toplumların doğası itibariyle kadınların az ya da çok kontrol edildiğini görürüz. Bu yolla, kadın erkeğe bağımlı olmaya şartlandırılır. Etki olarak da tipik bir erkeğin erkeklikle ilgili egosantrik duyguları bu kadınsal bağimlılık üzerine inşa edilmiştir. Bu tip sebepler yüzünden kendine yeterli ilişki tipi çok da alışılagelmiş değildir.

 

Astrolojik olarak kendine yeterlilik ve kendine güvenle ilişkili arketipler, Boğa Burcu, İkinci Ev ve Venüs’ün iç tarfıdır. Hatırlayın, Venüs iki burcu birden yönetir: Boğa ve Terazi. Venüs’ün Terazi tarafı kişinin bir partner üzerine yansıttığı ihtiyaçlarını gösterir. Aynı zamanda partnerimize verme ve ondan alma kapasitemizi de yansıtır. Venüs’ün Boğa tarafı, yaşamamız hayatta kalmamız için şart olan ihtiyaçlarımızın neler olduğuna dair içsel bilincimizi temsil eder. Her birimizin haritasında 2. Ev de bir burç ve bu burcun yönetici gezegeninin bulunduğu bir ev ve burç vardır. Bu yönetici gezegenin başka gezegenlerle açıları mevcuttur. Boğa burcu haritada bir yerde bulunmaktadır. Venüs de yaptığı açılarıyla birlikte bir evde ve burçta bulunmaktadır. Bunların hepsi biraraya gelerek kisinin, yaşamsal önemi olan kendine yeterlilik dersini nasıl alacağını belirler. Kompozit bir haritada çiftlerin 2. evinde bir burçları vardır, burcun yönetici gezegeni bir yerde bulunmaktadır. Boğa bir yerde ve Venüs bir yerde bulunmaktadır. Ek olarak, çift birlikte kendi kendilerine yetebilmeyi öğrenirler.

 

Şu enteresan noktayı da not düşmek isterim; 1983 sonundan beri Akrep burcundan transit yapan Pluto’yla birlikte, ilişki danışmanlığında sürekli tekrarlanan sözler ‘ağına düşürme’ ‘örselenmiş çocuk’ ve ‘sınırlarınızı oluşturmak’ oldu. Akrep Burcunun tam karşısında Boğa’nın olduğunu hatırlayın. Evrimsel konuşmak gerekirse kollektif ruh içinde Pluto’nun amacı güvenlik nedenleriyle olşan dışsal durumlara aşırı bağımlılığı yok etmektir. Bir zamanlar çok yakın çok sevgi dolu ama aynı zamanda çok karşılıklı bağımlılık barındıran bir çok ilişkinin paramparça olmasının nedeni budur. Yeni ilişki modelleri evrimleşme aşamasında. Evrim her zaman yoğunluk derecesi farklı olarak karışıklıktan sonra gelir. Karmaşa varolan bir şeyi yapmamak veya yok etmek demektir. Evrim bu değişimi/yıkılışı takip eder. Bahsettiğimiz yeni modellerden birisi, şimdiye dek bahsettiğimiz kendine yeten ilişki tipinin modeli olacaktır.

 

ÖZEL TİPLEMELER

 

Şimdi sıra, beş ana ilişki tipinde görülebilecek 4 özel tiplemeyi incelemeye geldi. Bu 4 tipleme içinde en sık görülebilecek olanı KARMA EŞLERİdir. Geçmiş yaşam bağı ya da deneyimi henüz tamamen çözülmemiş veya bitmememiş olan kişiler. Geçmiş yaşam deneyimleri ya da bağları mevzubahis olan kişilere bağlı olarak çok basit veya çok karmaşık olabilen kapsamlı bir konudur. Tekrar söylemek gerkirse, karma her etkinin orantılı bir tepkisi olduğunu anlatan doğal yasadır. Karma %100 pozitiften %100 negatife, herşeyi kapsar. Yine , sinastri haritalarında apayrı iki insan arasında karma bulunabilir ve Komposit Haritalarda başlı başına bir konu olarak karşılaşılabilir. Daha önce belirttiğimiz gibi -kompozit haritalarında pluto-Venüs karesi bulunan çift- diğer insanları tamamen hayatlarından çıkarmışlardı çünkü, diğer insanlar tarafından ihanete uğrama korkusuna dayalı olarak birbirlerine karşı aşırı bir bağimlılıkları vardı. Kompozit haritadaki Pluto-Venus kare açısı ortak bir seçimdi ve verdikleri bu ortak karar yüzünden bir noktada başka insanlar tarafından dışlanmayı deneyimleyecekleri ortak bir karma yaratmaktaydılar. Başka bir insan tarafından kullanıldıklarını hissettiklerinde, bilinçli olarak incitildiklerini, manipüle edildiklerini, güvenlerinin kırıldığını veya ihanete uğradıklarını veya tüm bu saydıklarımızın sevdikleri bir insanın başına geldiğini gördüklerinde tüm insanların doğal eğilimi aynıdır: İntikam almak isterler, geri dönmek ve o insanla ödeşmek isterler, müdahale etmedikleri takdirde adil olmayan bir durum olarak kalacak olduğu için bir adalet duygusu yaratmak isterler. Hepimizdeki bu doğal eğilim, Pluto, Akrep ve 8. Ev ile ilgilidir. Bu doğal eğilim varolan bilinçle veya kültürel ve/veya dini yapımızdan kaynaklanan koşullandırıcı modeller kullanılarak kontrol edilir veya daha ılımlı hale getirilir: Allah’a havale ettim’ ‘adalet yerini bulur’ …vb. Durumun spesifik doğası her ne olursa olsun, bir insanla ödeşmek adına verilen tepki, iki kişi arasında oluşacak özel karmik durumların NEDENSEL faktörüdür. Ödeşme arzusundan doğan bu tip bir karmanın her zaman zor veya olumsuz bir yapısı vardır. Bu noktayı anlamak çok önemlidir, çünkü ödeşmek dürtüsüyle yapılan hareketler, bir yanlışı doğru yapmaya çalışmak, bunların yarattığı karma veya diğer yaşamlarda oluşmuş olan mevcut karmalar, inanılmaz derecede , yaşamlar boyu taşınabilir, devam edebilir. Bunun nedeni ise mevcut şartların veya durumların ASIL nedenini görecek veya anlayacak bilince sahip çok fazla insanın olmamasındandır. Ödeşmek dürtüsüye hareket etmek karmik durumu ya da koşulu her ne olursa olsun devam ettirir. Bu durumun nedeni pekçok insanın gerçeğe bakışının ya da gerçeklik algısının şu anda yaşadıkları hayatla kısıtlı olmasıdır.

 

Bu durumda, bir kişi şu andaki yaşamında başka biri tarafından duygusal ihaneti deneyimlerse, kişi ihanet edenle çok büyük ihtimalle ödeşmek isteyecektir çünkü ihanet eyleminin yarattığı acının nedeni olarak ihanet eden kişiyi görmektedir. Ya bu örnekte ihanete uğrayan kişi bir başka yaşamda ihanet eden kişi ise ne olur? Ve bu yaşamda ihanet eden kişi geçmiş yaşamda bu yaşamda ihanete uğrayanla aynı acıyı çektiyse ve ödeşmek istediyse? Döngü arkasına döngü oluşturarak, yaşamlar boyu sürecek karmalar oluşturarak bu iş böyle devam eder. Bu noktayı daha açık anlatmak için günümüzden bir örnek vermek gerkirse; ailelerde, kuşaklar boyu, ebeveynden çocuğa etki ve tepki biçimiyle süren ensesti(sexsüel tacizi) düşünelim. Tacize uğrayan çocuk bir yetişkin olduğunda, kendi çocuğunu taciz etmeye yönelik eğilimi olacaktır. Hangi noktada aile üyeleri arasındaki bu karma (etki ve tepki) döngüsü durur ya da durabilir? Ve nasıl durur? Bunu durdurmak için gereken nedir? Pek çoğumuz için içten gelen bu Plutonik ödeşme arzusuna, yanlışı doğru yapma , adil olmayan bir durum için adalet yaratma dürtüsüne kapılmamak çok zordur. Açıkçası, bir durum karşısında yapılması gereken ‘doğru’ şeyin ne olduğunu bırakın BİLMEK, anlamak bile çok zor ve karmaşık bir dinamiktir. Şu anda yaşanan hayatın ötesindeki olanları ‘görebilecek’ kadar gelişmiş bir bilinçliliği olan kişiler için, mevcut herhangi bir karmik duruma ait asıl nedeni algılamak, yapılması gereken ‘doğru’ şeyi bilmek mümkündür. Harika. Ama pek çoğumuzun bu kadar gelişmiş bir bilinci yok. O zaman ne olacak? En basit cevabı belki de aksiyomda yatmaktadır: İki yanlış bir doğru yapmaz. Aile üyeleri arasında kuşaktan kuşağa geçen ensestle ilgili verdiğimiz örnekte bir noktada bir üye bu axiyoma dayanarak karma döngüsünü kıracaktır. Pek çok durumda, ödeşmeye dair bu doğal eğilimle başa çıkmak için bilinçli bir cesaret ve ciddi boyutta bir istek -Pluto- gerekir. Karma olumlu da olabilir. Karmanın karmaşasını anlamaya çalışan pek çok insan, genellikle karmanın negatif olduğunu düşünür. Olumlu karma her zaman içsel olarak doğru olanı yapmayı istemenin saflığı sonucu ortaya çıkar. Buradaki anahtar arzunun saflığıdır. Örneğin, birine bir şekillde yardım etmeyi istiyorsam ama bu arzumun (motivasyonumun) altında kendime birtakım ödüller (biçmek) kazandırmak varsa, bu yardım isteği saf değildir, bu isteğin itiraf edilmemiş, ortaya çıkmamış bir devindiricisi vardır. Bunun tersi olursa yani, sadece içten gelen dürtülerle, yardım isteği ile bir hareket yapılmışsa, o zaman arzunun saflığı için söylenecek bir şey olamaz. Evet, nihai bir bakış açısından bakıldığında, doğuştan gelen bir iyi ve kötü vardır. Bu iyi ve kötünün dinlerle bir ilgisi yoktur. Kendi başına vardır ve doğal bir şekilde bilincimizle birlikte yaratılmışlardır. Bu nedenle de bilincimizde doğru ve yanlışın yansımaları kendiliğinden oluşur. Eğer doğamıza aykırı kötü birşey yapmışsak bilincimiz bir suçluluk hissi yaratır, bu bilincimiz için olağan birşeydir. Örneğin pek çoğumuz bir çocuğu sexüel olarak taciz etmenin yanlış birşey olduğunu içsel olarak düşünür. Ya da bir kişiye duygusal olarak ihanet etmenin yanlış birşey olduğunu pek çoğumuz içsel olarak biliriz. Veya aldatmanın, bilinçli olarak bir diğerini incitmenin…vs. Bunun tam tersi olarak, içsel olarak yapılmasının doğru olduğunu düşündüğümüz birşey yaparsak, bilicimiz bunu içgüdüsel düzeyde biliyordur. Tekrar, astrolojik açıdan konuşmamız gerekirse, gezegenler arası gergin veya sert açıların olduğu durumlarda sinastri haritalarında ve kompozit haritalarda zor karmik durumlar bulunur. Tercih edilen veya olumlu karmik ilişkiler genellikle gezegenler arasında gerilimsiz veya uyumlu açıların bulunduğu haritalarda gözlenir. Fazla sayıda harita incelemiş pek çok astroloğun da bildiği gibi çoğu sinastri haritalarında ve kompozit haritalarda gezegenler arasında hem gerilimli hem de rahat açılar bulunur. Buradan da anlaşılacağı gibi, diğer insanlarla olan ilişkilerimizin çoğu (farklı derecelerde) olumlu ya da olumsuz karmik durumların bileşkesidir. Karma aynı zamanda evrimsel gereklilikler nedeniyle de karmaşıklaşabilir. Örneğin , kişi geçmişteki pekçok yaşamda duygusal gerçeklikleri reddetmiş veya inkar etmiş olabilir. Bu gerçeği bir takım ruhsal öğretilerle yansıtılan üstün gerçekleri kucaklamayı denemek için inkar etmiş veya kendini dini ya da ruhani bir ortamda ;örneğin bir manastırda izole etmiş olabilir. Bu kişinin evrimsel gelişiminin bir noktasında, daha önce reddetmiş veya inkar etmiş olduğu şeyleri reddedemeyeceği veya inkar edemeyeceği bir yaşam (yaşamlar) yaratması gerekecektir. Sonuç olarak evrimsel gereklilikler aracılığıyla, kişi, duygusal dinamiklerin yaşamın özü olduğu bir ya da birden fazla yaşam oluşturacaktır. Ve daha önceki yaşamların buna karşı koyması nedeniyle, duygusal dinamiklerin yaşandığı hayat çok zor olabilecektir, böyle bir hayatın koşulları duyguların deneyimlenmesi için kişiyi zorlar. Ruhun yaratcağı bu koşullar, duyguları inkar etmenin hiç bir yolu olmadığı duygusal bir yapının oluşturduğu sürekli bir olaylar zinciri olabilir. Ve bu koşullar, kişi için zor birtakım duygusal durumlar ve şartlar yaratacak olan bazı hareket ve davranışları olan kişileri içerebilir. Örneğin, kişiyi çocukken öldürmeye çalışan bir annenin bulunduğu bir aile içinde doğabilir. Ve yaşam boyu, başka insanlar tarafından diğer bazi duygusal zorluklar yaratılabilir. Bunu açıklayabilecek mevcut bir karma yoktur, bu konuya dahil olan kişiler arasında bu duruma yol açacak evveliyatı olan özel bazı yaşam dinamikleri de yoktur. Ama karmanın kanunlarına ve öğretilerine gönül veren pekçok insan, bu durumu deneyimleyen kişi mutaka şimdi kendisine bunu yapan kişilere bir zamanlar aynı ya da benzeri şeyleri yapmıştır. Bu noktada şunu hatırlamak yararlı olur: Ruhsal düzeyde, evrimsel gelişimimizi kolaylaştırmak tamamlamak için, kişisel olarak veya diğer insanlarla olan karmamızın zorlu yönlerini halletmek için gerekli koşulları yaratırız. HEPİMİZ KENDİ HAREKETLERİMİZDEN sorumluyuz. En geniş bakış açısıyla bakıldığında, aslında kurban yoktur.

 

Diğer özel tipleme rezil(ayıp) ruh eşleridir. Bu tiplemeye dahil bir de alt tipleme vardır: Aynı ruh. Son on veya yirmi yılda , pek çok insan eş ruhlarını bulmak amacıyla harcanmışlardır. Pekçok kişi, bu konuda rehberlik eden ve böyle bir partneri nasıl etkileyeceğiniz ve garanti altına alacağınızla ilgili yazılmış kitaplardan fena halde etkilenmiştir. İçinizde bir süredir astrolojik danışmanlık yapanlarınız var ise mutlaka elinde başka birinin haritasıyla içeri dalan ve şu soruyu soran müşterilerle karşılaşmıştır: ‘Bu benim ruh eşim mi?’

 

 

Ne yazık ki bir ruh eşinin aslında ne olduğuna dair kavramsal temel pek çok kaynaktan gelen değişik bilgi nedeniyle fena halde karıştı ve gölgelendi. O nedenle bir ruh eşinin ne olduğuna dair görüşümü sizinle paylaşacağım.Benim anladığım şekilde ruh eşi, Nasıralı İsa’nın ve diğerleri gibi Tanrı’yı idrak etmiş kişilerin öğretilerine dayanır. Basitçe şu şekilde açıklanır: Ruhani veya yüksek gerçekliği kucaklamak amacıyla kendi arzularının istediği şekilde birbirinden bağımsız davranan iki kişidir ve birliklerinin asıl amaçları bireysel spiritüel gelişimlerini İLİŞKİ NEDENİYLE VE İŞLİKİ ARACILIĞIYLA sürdürmektir. Spiritüel tanımlamayla buna ev sahibinin yoluna karşı kaşişin yolu denir.

 

Bu , bahsi geçen iki insanın mükemmel olduğu anlamına gelmez. Bireysel dolayısıyla da ilişki yaşamlarında yol gösteren prensipler olarak yüksek ya da spiritüel prensipleri benimsedikleri anlamına da gelmez. Ama ilşikinin özü ya da temeli olan ortak bir spiritüel (felsefi) kurum mevcuttur. Sonuç olarak kararın başkasına bırakıldığı veya havale edildiği daha geniş bir bakış açısı vardır. Bu da koşullu sevginin karşıtı olarak birbirine karşı koşulsuz bir desteğe ve sevgiye yol açar. Koşullu sevgi, zorlu karmik durumların ve koşulların yaratılabileceği temel doğurgan alanlardan biridir. Koşulsuz sevgi ise olumlu ve uyumlu durumların ve koşulların yaratılabileceği temel doğurgan alanlardan biridir. Buradan da anlaşılacağı gibi, doğru ruh eşleri birbirlerine destek ve fayda sağlayan olumlu karmik koşullar ve durumlar içindedirler. Ruh eşleri ilişkisi birleşmelerin en çok rastlanılanı olan Karma Eşlerinden meydana çıkmıştır.

 

Ruh eşleri altındaki bir alt grup ise aynı ruh olgusudur. Bu şu demektir; gelişkin evrimin belli aşamalarında, daha önce tanımlanan spiritüel duruma istinaden, ruh kendini tek bir seferde birden fazla kişi/kişilik/ego içinde sunabilir. Ek olarak ruh, tüm ayrışan arzularının elenmesi için aynı anda ve yerde aynı anda ama farklı yerlerde veya her ikisi içinde varolan farklı kişiler şeklinde gösterebilir. Bu farklı kişiler çok farklı ya da aynı görünebilirler, çok farklı ya da aynı giyinebilirler, çok farklı veya çok benzer yaşam deneyimleri olabilir, aynı veya farklı kültürlerden geliyor olabilirler, cinsiyetleri aynı ya da farklı olabilir…vb. Ruhun bu yolla kendi evrimini hızlandırmak için yarattığı her bir egodaki veya kişilikteki klasik ya da arketipsel duygu, büyük içsel varoluşsal bir redddetme, derinlere yayılmış bir eksiklik duygusudur. Yaşamlarındaki zengin ve deneysel ruhsal bir yaşam da dahil olmak üzere herşey ne kadar dolu olursa olsun, aynı ruhtan hasıl olan farklı ‘bireyler’de içsel olarak bir şeyin eksik olduğu duygusu vardır: Bu da biliçli ’ben‘ dugusunu taciz eder. Bu duygu ruhun yarattığı farklı kişiliklerin egosunda kayıtlıdır. Arketipsel olarak bu hissedişin bir nedeni vardır. Ayrı ve farklı insanların formunu alarak, farklı bileşenlerle oluşarak kendini parçalamış olan ruh, bir noktada tekrar kendiyle birleşmelidir. Bu ayrışmış ve farklı formlarda görünen yaradılış kendinin tamlığını tasarlayan Yaratılışın Nihai Kaynağından çok farklı değildir. Yaratılışın bu davranışı bir büyüme/yayılma hareketidir. Kutuplaşma yasası açısından baktığımızda yayılma bir kalp atışının ritmine benzeyen bir kısalma/küçülme ile karşılaşır. Ve aynı nihai kaynakta olduğu gibi Tanrı yaratılanı kendine geri çağırır, bu çağrı insan oğlunda yüksek içgüdü olarak ifade edilir, evrimsel nedenlerle parçalanmış ruh için de aynı şey geçerlidir; kendini ‘farklı insanlar’ olarak gösteren farklı parçalarını kendine geri çağırır.

 

Aynı ruhtan türeyen bu farklı insanlar, farklı isteklerin karmaşık bir yansımasıdır, aynı ruh tarafından üretilen her bir ego bu istekleri hızlı bir şekilde ortaya koyar. Diğer bir deyişle, ruh içinde bulunan sayısız farklı arzuyu tek bir yaşamda gerçekleştirmek yerine, ayrışan arzuların elenmesini hızlandırmak için eşzamanlı yaşam süreçlerini yaratabileceği bir noktaya erişmiştir.

 

Tekrar, evrimsel açıdan bakıldığında Ruh mutlaka gelişkin olmalıdır.Yani daha önce anlattığımız evrimsel düzeye gelmiş olmalıdır. Bu durum yeryüzündeki insanların sadece %5 ini kapsadığı için Ruhun farklı insanlar formu altında kendisiyle tanışması çok rastlanan birşey değildir. Ve çok rastlanan birşey olmamasının bir başka sebebi daha vardır. Genellikle, yükselen bir moda akımı şeklinde, kendini aynı zamanda ‘farklı’ insanlarda ortaya koyan Ruhun oynadığı farklı isteklerin karmaşası nispeten daha uyumludur. Bu arzular nispeten daha uyumlu oldukları için Ruh, kendisi ile , kendi yarattığı farklı kişilik formları altında karşılaşmadan çeşitli arzuların ve ve evrimsel niyetlerin yarattığı derslere ve algılamalarla kolayca bütünleşebilir. Evrimin ruhsal durumu buna izin verir. Fakat, evrimin bu düzeyinde bazı ruhlar için, ruhun kendisiyle farklı kişiler formunda karşılaşmasına neden olacak bir durumu yaratacak çeşitli koşullar varolabilir. Bu durumun amacı da aynıdır: Ruh kendi içinde olacak bir bütünlenme için, birleşme için farklı parçalarını biraraya çağırır, bu durum Tanrıyla tam bir bütünleşme yaşanmasını sağlayacaktır.

 

Ruhun kendisiyle buluşmak için farklı kişilikler yaratması durumuna hangi şartlar yolaçar? İlk koşul, ruhun tezat bir yapıya sahip olmasından kaynaklanan farklı arzuları olmasıdır. Bunlar kendi içinde birbirine ters arzulardır. Buna örnek olarak da seksle ilgili var olan arzularını gerçekleştirmesi durumunda saf bir spiritüel ve yüksek doğa arzusuyla çelişecek olan birini verebiliriz. Tabii, bu Ruhun görünen çelişkisine neden, sadece ruh ve bedenin birbirine muhalif olduğu yönündeki öğretidir. Ruh bu öğretiyi kabul ettiği için bu çelişkiyi de yaşayacaktır. Bu nedenledir ki, saf bir spiritüel veya yüksek mizacın arzuları,

Sexsüel bir mizacın arzularını YANLIŞ veya kirli olarak YARGILAR. Öte yandan Ruhun evrimi bu arzular ne olursa olsun tüm farklı arzuların elimine edilmesine dayalıdır. Ve arzu edilen şeyin gerçekleştirilebilmesi için deneysel gerçeklikle ortaya konması, ayrıştırlması lazımdır.

 

Bu ruhun sahip olduğu içsel çelişkinin yoğunluğu, kendi içlerinde çelişen bir arzular rabıtasından oluşan farklı kişiler yaratır. Bu yolla, hızlanan bir şekilde ve eş zamanlı olarak ortaya çıkarlar.’Gerçek’ yaşamda buluşan ‘farklı’ kişilerin amacı farklı parçalarıyla yani arzualarıyla tekrar biraraya gelmesidir. Bu, Ruhun tam entegrasyonunu sağlar. . Bu amacın gerçekleştirilmesi için ise Bu farklı insanlar formu aracılığıyla kendisi ile YÜZLEŞMELİDİR. Kendisi ile yüzleştiğinde , bu durumu yaratan nedenle de yüzleşmiş olacaktır: Bu örnekte ruhun ve bedenin birbiriyle çeliştiğine dair kabul görmüş öğreti yüzünden kendileriyle çelişen arzu çeşitlerinde görülmektedir. Ruhun yarattığı ‘farklı’ kişiler formuna karşı takındığı tavırla yüzleşmesinin nedeni asıl çelişkiden kaynaklanan yargının temelini değiştirmektir: Bu durumda ruh ve beden birbirleriyle çelişmezler.

 

Bu ‘farklı’ kişilerin günlük yaşamda karşılaşmaları enteresan bir dinamiktir, Ruh, başka insanlar arasında oluşan dialog çeşitleri aracılığyla kendisiyle yüzleşmiş gibi olur. Ve tüm bu insanlar kendi farklı arzuları yüzünden çelişkileri olan aynı ruhtan varoldukları için , bu dialogların yapısı oldukça yüzleştiricidir.Yüzleşmenin kendi içinde veya bir başkasıyla olmasının olumlu amacı, evrimin gerçekleşmesi için göreceli sabit bir yapının getirdiği sınırlamaların mutlaka değiştirilmesi gerektiğine dair bir idrakin oluşmasıdır. Bunun tersine, tüm bu kişiler aynı ruhtan türediği için karşılaştıklarında birbirlerini tanımaya yönelik çok kuvvetli bir duygu olur. Ve Ruh tüm farklı parçalarını kendisiyle buluşmak için birleştirdiği zaman karşılaşan bu kişiler için tekrar biraraya gelme süreci başlar.

 

Bu tekrar birleşmenin başlangıcında, biraraya gelen farklı kişiler birbirlerine karşı bir karşı koyma yaşayabilirler. Bunun nedeni ise şudur: Her bir kişinin egosu kendini ayrı bir birey olarak tanımlar. Bu Ruhun doğasından kaynaklanan farklı arzuların bir yansımasıdır. Bu nedenle ego için kendinden vazgeçmek, kendini yaratan ruhla tekrar birleşmek, aynı zamanda kişisel çözülme korkusuyla tutuşmak demektir. Böyle bir dinamiğin başlangıcında, etkilenme ve kabul etmeme vardır. Zaman içinde böylesi korkular yatışır. Durum böyle olunca Ruhun yarattığı kişiler birbirleriyle sürekli yakınlaşır. Bu gelişimin son dönemlerinde farklı insanlar evlilik benzeri bir dinamikle birbirlerine teslim olurlar. O zaman bu durm, Ruh Eşleri tiplemesinde anlattığımız ilişki gibi olacaktır. Bu evrimsel aşama sonuçlandığında, farklı insanların meydan okuması da artık varolmayacaktır. Farklı insanların farklı arzularından oluşan Ruhun farklı bileşenleri birleşmiş olur. Ruh artık tamamen entegre olmuştur ev kendi kaynağı olan Tanrı ile bilinçli olarak birleşmeye hazırdır.

 

Diğer özel tipleme İKİZ RUHLARdır. İkiz ruhlar Tanrı tarafından aynı zaman noktasında yaratılan ve zaman ve uzay içinde aynı oranda gelişen ruhlardır. Sonuç olarak, ikiz ruhlarda , kendi ruhlarının doğasına özel arzu çeşitlerine uygun yaşadıkları hemen hemen özdeş yaşamları olur. Böylece birbiri ardına gelen yaşamlara baktığımızda, ikiz ruhların yarattığı yaşamlar birbirinin eşi olur. Kadın ya da erkek olsun ikiz ruhlargenellikle aynı tip giysiler giyerler, aynı tip hayalleri, korkuları,düşünceleri,algıları olur ve psikolojik ya da felsefi olarak algısal gerçekliğe yönelişeri aynı şekildedir. İkiz ruh, daha önce behsettiğimiz aynı ruh demek değildir. Ruhlar aynı birbirine benzemesine rağmen ayrı ruhlardır.

 

İkiz ruhlar nadiren birbirleriyle karşılaşırlar. Bunun nedeni ise, ilişkilerin asıl amacının insanların kişisel sınırlamalarının doğasını deneyimlemesi veya bununla tanışması olmasıdır. Başka bir insanla karşılaşmak suretiyle ortaya çıkan sınırlamaları deneyimlemek ve bunlarla yüzleşmek bu sınırlamalara ait bir dönüşüm yaratır. Böylece gelişiriz. Ama ikiz ruhlar birbirlerinin tıpatıp eşi olduğu için evrimsel bir gereklilik zorlama yoktur veya böyle ruhların aslında karşılaşmasının bir amacı yokturveya birbirleriyle ilişkiye girmelerinin bir amacı yoktur. Şu ana kadarki yıllar boyunca sayısı 15,000’e ulaşan kişiye yaptığm astrolojik danışmanlık süresince rastladığım biribiriyle karşılaşmış ruh ikizi sayısı toplam 15 tir. Ve bu 15 vakadan sadece bir çift bir arada yaşamaya çalışmışlardır.. Bir süre sonra, tüm o benzersiz büyülenme ve şaşkınlık ortadan kalktıktan sonra, bu çift birlikte olmaları için GERÇEK bir neden olmamasından dolayı ayrılmışlardı. Daha doğrusu sürekli aynaya bakmaktan sıkılmışlardı!

 

Elimde dökümanı bulunan vakalarda yakaladığım astrolojik gerçek ise bu kişilerin hemen hemen aynı doğum haritasına sahip olmalarıydı. Bu haritalar hemen hemen zamanına kadar aynıydı. Doğum yerleri aynıydı, doğum saaatleri de dakika ile fark ediyordu.

 

Son özel tiplemeye ben evrimsel farklılıklar diyorum. Bunun anlamı ise aynı evrim düzeyinde olmayan iki insanın birbirleriyle      ilişkiye girmiş olmaları durumudur ve çok rastlanır bir şeydir. Çoğu zaman yakın ilişkideki iki insanın evrimsel durumlarındaki fark bu kadar büyük değildir. Bazen ise fark oldukça büyük olabilir. Fark böyle olduğunda ise, danışman/danışan ve öğrenci/öğretmen ilişki tipleri yaşanabilir.

 

Bu durum kendine özel meydan okumalarını ve sorunlarını yaratır. Evrimsel farklılığın fazla büyük olmadığı durumlarda bahsi geçen durum en az düzeydedir. Temel olarak evrimsel açıdan diğerinin önünde olan kimse diğer kişiyi sürekli peşinden sürüklediğini hisseder. Öte yandan diğer kişi ilişkiyi farklı açılardan dengeler.

 

Bu durumun büyük bir sorun haline dönüşmesi temel ilişki tiplemelerinden danışman/danışan ve öğrenci/öğretmen tiplemelerinin yaşandığında olur. Böyle olduğunda, evrimsel olarak daha gelişkin olan taraf kendini ilişkideki rollerin dengesizliği yüzünden oldukça tatmin olmamış hissedecektir. Ayrıca, başlarda bu ilişki tiplerinde irdelediğimiz nedenler ve dinamikler yüzünden bu dengesizliğe ait sorumluluk evrimsel olarak gelişkin olan kişiye aittir .

Çeviren: Hande Güler

Başa Dön

© 2008, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.