Astrolojide
gökyüzünün sembolik bölünümünden ortaya çıkan burçlar kuşağı takımyıldızlara
göre değil, mevsimlere göre yapılır. Baharda gündüz ve gecenin eşitliği
(21 Mart) bu kuşağın başlangıç noktasıdır. Günümüzde bunun Koç
burcundan başladığı kabul ediliyor. Ama milattan önce 4200-2200 yıllarında
bahar ekinoksunda sabit bir burç olan Boğa burcu yükseliyordu. Yani bahar Boğa
burcuyla, yaz Aslan burcuyla, sonbahar Akrep’le, kış da Kova ile başlıyordu.
O zamanlarda bu dört özel burç bütün uygarlıkların kutsal anıtlarında
bulunurlar ve Kozmik Tapınağın “temel taşları” olarak kabul
edilirlerdi. Boğa burcu boğayla, Aslan aslanla, Kova insanla, Akrep de sırasıyla
ejderha, yılan ve kartalla ilişkilendirilirdi. Sfenks’te olduğu gibi kutsal
anıtlarda bedenin değişik bölgelerinde bu burçların sembolleri görülürdü.
O dönemlerde Tanrıça kültürü egemendi, sonraları Tanrı erkeğe dönüştü.
Boğa kadını ve duyguları temsil eden Ay’ın güçlü olduğu bir burçtu.
Boğa’nın boynuzları Ay’ın hilal evresi olarak görülür ve yeni güçlerin
büyümesinin sembolü olarak kabul edilirdi.
Boğa Güneş’in
ısısı altında, su kenarında, çimlerin üzerinde ayaklarını yere sağlam
basan, yani dünyanın nimetlerinden faydalanırken fiziksel dünyanın keyfini
çıkartan, böylece huzura kavuşan bir hayvandır. Bizi besleyen toprağın ve
verimin sembolüdür. Bu özellikleri nedeniyle Boğa burcu yeryüzünde maddi,
manevi sahip olduklarımızı, kaynaklarımızı, değerlerimizi temsil eder. O
“Toprak Ana”dır.
Eskiden
beri, Güneş, Ay ve gezegenlerin çoğunun bu dört özel burçta toplanmasının
veya tutulmaların bu burçlarda olmasının şiddetli depremlerle sonuçlandığı
söylenmektedir, çünkü bu durumda temel burçlar olan Boğa, Aslan, Kova ve
Akrep ile temsil edilen Dünya’nın temelleri tehdit altındadır.
11 Ağustos
1999 tarihli Güneş tutulması Aslan burcunda gerçekleşmiştir. Bunun dışında,
aynı anda Boğa, Akrep ve Kova’da bulunan gezegenler sayesinde, iki bin yıldır
ilk defa gökyüzünde büyük bir kare oluşmuş, dolayısıyla bu burçların
dördü de aktive olmuş ve Kozmik Tapınağın kapıları açılmıştır. Bu
olay uzun zamandır astrologlar tarafından heyecanla beklenen, ve dünyada ve
bizim onu algılayışımızda büyük değişiklikler olacağını simgeleyen
bir olaydır. Sabit burçlardaki büyük kare gerilim, yoğunluk, hareket ve değişime
direnç demektir. Ancak değişim şarttır.
Bu değişim
esnasında bireyler önce en derindeki korkularıyla yüzleşecekler, bu
korkulardan arınmaya çabalayacaklar, sonra toplum içinde kendilerini ifade
etmeye, yaratıcılıklarını kullanmaya başlayacaklar, her düzeyde değerlerini,
değer verdiklerini yeniden tanımlayacaklar, maddi zorluklara ruhsal çözümler
arayacaklar, daha fazla kendilerine yeter hale gelecekler, ancak bütün bunları
yaparken insanlığın geri kalanıyla aynı gemide olduklarının bilincine
varacaklardır. Kuşkusuz bu değişimler çoğu insan için öyle durup
dururken “hadi başlayalım” denecek değişimler olmadıkları için
bunlara yol açacak dışsal olayların eşliğinde gerçekleştirilmeleri
gerekir. Nitekim bizim ülkemizde de deprem bu konuda bir katalizör rolü oynamıştır.
Depremde zarar gören insanlar kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalmışlar,
bütün sahip olduklarını yitirmişler (Boğa-Akrep burçları) her zaman
medet umulan devlet “baba” veya kral (Aslan) yerinde olmadığı için bu görevi
küçük ölçekli sivil örgütler (Kova burcu) üstlenmiş, prestiji sarsılan
devlet de ekonomiye (Boğa) ve yeraltı dünyasına saldırarak (Akrep) göze
girmeye çalışmıştır. Astrolojide buna benzer cümleler kurarak göksel
hareketler dünyasal olaylarla ilişkilendirilir. Her ne kadar biz sadece
depreme odaklanmış olsak da 1999 ve 2000 yılında yaşadıklarımız Güneş
tutulmasında yer alan bütün burçlar tarafından simgelenmektedir. Örneğin
benzer hedefleri olan birimlerin örgütlenmesi -Avrupa Birliği- (Kova), yeraltındakilerin
ortaya çıkması –Çakıcı, PKK, Hizbullah- (Akrep), insanların kendilerini
ifade etmeye başlamaları (Aslan), maddi-manevi değerlerin yeniden
belirlenmesi (Boğa) gibi. Bu olaya kişisel düzeyde baktığımızda ise,
depremin kendimiz için yarattığımız küçük evrenleri yok ettiğini veya
tehdit ettiğini görüyoruz. Böylece bizden daha büyük ve daha güçlü bir
evren olduğunun farkına varıyoruz. Bu evren karşısında korkularımızdan
arınıp, onun iyi niyetli olduğuna inanmamız gerekiyor. Çünkü ona karşı
direnip kendi evrenlerimizi korumaya çalıştıkça korkuların egemenliğine
giriyoruz. Ancak bugüne kadar doğru olduğunu düşündüklerimizi sorgulamaya
başlarsak, farklı bakış açılarını da görmeye çalışırsak, kendimizi
evrenin akışına bırakırsak zorunlu değişimi başlatmış oluruz ve
korkularımızdan kurtuluruz. Bu doğrultuda, depremin tarihini saptamaya çalışmak
anlamsızdır. Evrenle uyum içinde yaşamak belirsizliği kabullenmeyi, bugünü
gereği gibi yaşamayı gerektirir. Eğer duygularımızın, arzularımızın
farkına varıp, bugün-burada kendimizi içimizden geldiği gibi ifade edersek
değişim başlar ve bir olayın katalizör olmasına gerek kalmaz.
Güneş
tutulmasının etki süresi hâlâ devam ediyor. Üstelik büyük kare bundan
sonraki tarihe damgasını vurmuş durumda. Geriye dönüş yok. Yeni bir çağ
başladı. 11 Ağustos’ta atılan tohumlar tam dokuz ay sonra 3 Mayıs’ta doğacaklar.
3 Mayıs’ta Yeniay olacak ve tarih boyunca bütün astrologların kullandıkları
7 gezegen Boğa burcunda toplanacak. Böyle bir kavuşum yeni başlangıç
demektir ve çok önemlidir.
Boğa burcunda bu gezegenlerin
toplanması genel anlamıyla “Tanrıça’nın Dönüşü” ve “Baba Figürünün
Aniden Düşüşü” olarak kabul edilmektedir. Bu hareketle birlikte Toprak
Ana onunla ilgilenmemizi, dünyadaki kaynaklara özen göstermemizi,
maddi-manevi bu kaynakların doğru dağıtılmasını, dünyada yeni bir düzenin
kurulmasını, değerlerimizin gözden geçirilmesini isteyecektir. Finansal ve
çevresel faktörler öne çıkacaktır. Duygularımızı ve ruhumuzu ihmal
ederek sadece aklımızla belirlediğimiz hedefler arzuladığımız güven
duygusunu artık veremeyecektir. Dolayısıyla dış dünyadaki başarılara ve
kazançlara yönelik “erkeksi” yaşam tarzımızı içsel benliğimizle daha
fazla ilgilenen “kadınsı” yönümüzle dengelememiz gerekecektir. Devlet
“baba” ve “erkek” tanrı gücünü yitirecektir. Kendi ihtiyaçlarımızın
başkaları veya dış kaynaklar tarafından karşılanması beklentisi bir
kenara atılacak, içsel dünyamızı besleyerek güvence duygusu geliştirilecektir.
Eğer bu akışa kendimizi uyduramazsak ekonomide, devlet yönetiminde veya yer
hareketlerinde yaşanan olaylar katalizör rolü oynayabilirler.
Kuşkusuz bunlar sadece Türkiye
için geçerli değil. Bu nedenle 3 Mayıs’ta İstanbul’da deprem olacak
diye odaklanıp hayatımızı zehir etmemiz anlamsız. Birincisi, deprem olsa
bile, bunun Türkiye’de olacağı belli değil. İkincisi 3 Mayıs’ta olacağı
belli değil. İyisi mi siz şu andan itibaren Tanrıça’nın istediklerini
yapmaya başlayın. Toprak Ana’nın sevdiği çocuklar olarak bu sevgiye karşılık
verin. Boğa’nın temsil ettiği doğayla, sanatla ilgilenin. Sıcak
ortamlarda sevdiklerinizle huzur içinde yemek yiyin. Boğa gibi dünyanın
nimetlerinden faydalanın. Bu nimetleri koruyun, kollayın. Dünyada güvende
olduğunuzu hissedin. Paylaşmanız gerekenleri verin. Kendinizi açın,
sevdiklerinize sunun. Kaybetmekten korkmayın. Değerli olduğunuzu hissedin.
Sizi kısıtlayan yapıları bırakın. Hayalgücü ve inançla yeni gerçekliğinizi
yaratın.
(Nisan 2000'de Radikal 2'de
yayınlandı)