dir.
Evrenin bizim için belli amaçları olduğuna inandığımdan bu yana
danışanlarımın kaderlerini kontrol etmelerine veya bozmalarına yardım
etmeyi canım hiç istemiyor. Daha çok onların bundan öğrenmelerine
yardımcı olmakla ilgileniyorum. Bundan dolayı, ahlaki değerlerim danışanlarıma
transitlerden yararlanıp kişisel kâr ve kazanç elde etmeleri
tavsiyesinde bulunmaktan beni alıkoyuyor. Onlara bir şeyleri ne zaman
yapıp ne zaman yapmamaları gerektiğini söyleyemem. Mesela ne zaman
evlenmeleri, iş kurmaları, işten ayrılmaları, boşanmaları veya
seyahate çıkmaları gibi - Her ne kadar birey neyi deneyimlerse
deneyimlesin bunun her zaman transitlerin doğasıyla uygun olduğunu gözlemliyor
olsam bile... O zaman öylesine derin, bilgili ve açık bir şekilde
maksatlı olan kozmosu gereğinden fazla şişirmeye ne gerek var? Bu tür
konuları arap saçına çevirirken belli bir gurur söz konusu değil mi?
Bu soru 1988'de Nancy Reagan ve Beyaz Saray'ı saran gerginliğin başlarında
çok göze batan bir konumdaydı. Görünüşe göre ülkedeki tüm
gazeteler yazmak için "Bayan Reagan'ın her zaman, birer astrolog
olan Jeane Dixon, Carol Righter ve Joan Quigley'in kendisi ve kocasının
kariyeri hakkındaki öngörülerini göze alarak hareket etmesi"
konusunu seçmişlerdi. Aslında Reagan'lar daha çok astrolojinin
onlara ne zaman konferanslara katılmaları, uçağa binmeleri, politik
toplantılar yapmaları ve ülkenin tüm genel işleri gibi olayların
zamanını en doğru ţekilde belirlemede nasıl yardımcı olabileceğiyle
ilgileniyorlardı. Beyaz Saray'ın yaveri Donald Reagan'a göre
"Benim dönemimde, Beyaz Saray'ın sakinleri olarak Reagan'lar tarafından
verilen her önemli karar ve her önemli atılım gezegenlerin destekler
konumda olup olmadığından emin olmak için San Fransisco'daki bir kadın
(Joan Quigley) tarafından çizilen horoskoplar göz önüne alınarak
kararlaştırılıyordu." Tüm bunlar yeterince doğal görünüyordu.
Nancy'nin karar vermede Quigley'e bu kadar bağımlı olması Reagan'ın
da dediği gibi "Beyaz Saray'ın işlerine tam anlamıyla balta
vurdu." Hikaye ortaya çıktığında bir çoğumuz astrolojinin
medyada tanımlanış biçiminden çok rahatsızdık. Lance Morrow
astrolojiyle Time dergisinde şu sözlerle alay ediyordu; "Belki de
Reagan'ların astrolojisi yalnızca tatlı fasulyelerinin metaforik karşılığıdır."
Herkes fikir birliğine varmıştı; bizler aptallar veya hilekârlardık.
Oysa bizler birer astrolog olarak biliyoruz ki astroloji olayların
tahminini doğru olarak yapabilir, ve böyle bir bilgi yarar sağlayabilir,
öyle değil mi? Öyleyse sorun ne?
Astrolojiye inanmak ya da inanmamak sorusu bir kenara, onun doğru
kullanımını çevreleyen spekülasyonlar bir diğer konudur.
Astrolojinin medya tarafından hangi şekilde yansıtıldığının altında
yatan en büyük sorun, işte bu konudur. Donald Reagan'ın First Lady için
söylediği şeyler, onun sinirli, tedbirli ve kontrol eden bir kadın
olduğu ve hayal edilebilecek tüm afetlerden Ronnie'yi korumaya çalıştığıydı.
Ona göre San Fransisco'da bulunan Quigley'e danışılmadan bir karar
vermek olası değildi. Nancy yolunu bulamadığında onu bundan
dolayı eleştiren insanlara sızlanabilir, bağırabilir, gözdağı
verebilir ya da tamamen çevresinden uzaklaştırabilirdi. Hiper göz açıklığı
ve Ronnie' ye -dolayısıyla da kendisine- her an bir şey olabileceği
konusundaki endişeli beklentileri, Nancy'nin "genel endişe hastalığı"ndan
acı çeken tipik insanlardan olduğunun göstergesidir. Bu tip insanlar
devamlı olarak "uçlarda" bulunurlar, sabırsızdırlar ve çok
çabuk sinirlenirler. Nancy de Reagan'ın ve kızkardeşi de dahil olmak
üzere sayısız birçok insanın tanımladığı gibi böyle birisidir.
Astroloji Nancy Reagan gibi birisine nasıl yardımcı olabilir?
Ona"Bugün konferans vermek için iyi bir gün değil, evde kal
!" denilen bilgiyi destekleyerek mi? Eğer danışanlara yardım etme
biçimimiz bu ise büyük bir ihtimalle iyileştirmekten çok hasta
ediyoruz demektir. Birçok atılım için "iyi" ve "kötü"
günler tayin etmek yalnızca başlangıçtaki korkuları güçlendirebilir
ve bu Nancy'yi yardım arayışı içine iten konulara motive eden
durumları kontrol etmek olur. Bu durumda astroloji Nancy için çözümden
çok, sorunun bir parçası haline gelir.
Bu, geleneksel "olay-kökenli" astroloji ile yeni yeni öne
çıkmaya başlayan "psikolojik astroloji" arasındaki eski bir
tartışmadır. Nihayetinde hepimiz bir seçim yapma durumundayız; ya danışanlara
acı veren ve manipule eden durumlardan kurtarmak için yardım edeceğiz,
böylelikle de kontrol ihtiyaçları baş gösterecek (Tahminsel
Astroloji) ya da gelişim göstermeleri ve bir içgörü oluşturmaları için
olayları ve fırsatları görmelerine yardımcı olup bunları kararlılık
ve ağır başlılıkla benimsemelerini sağlayacağız (Psikolojik
Astroloji). BENİMSEMEK sözüyle anlatmak istediğim şey insana dair seçme
özgürlüğünü kendi kendilerine deneyimlemeleridir. İnsanlar yalnızca
amaç edindikleri şeyi yapmak için özgür değil, aynı zamanda onları
alaşağı eden olaylara nasıl tepki gösterecekleri konusunda da bir seçme
özgürlüğüne sahiptirler. Seçimlerin kişinin değerleriyle,
idealleriyle ve sezgileriyle yönlendirilmesi gerekir, kötü niyetli ve
sebatsız bir kader korkusuyla değil! Kişi deneyimleyerek öğrendiği sürece
bir sonraki deneyim bir başka biçime sokulabilir. Bu da sorumluluğu kişinin
kendisine yükler. Belki de 20. YY. astrolojisinin bize sağladığı en büyük
katkı şu basit düşüncede yatar: KARAKTER KADERDİR VE EĞER KARAKTERİMİZİ
DEĞİŞTİREBİLİRSEK KADERİMİZİ DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ!
Bana öyle geliyor ki olay kökenli "tahminsel" astroloji danışanın
nevrotik ihtiyaçlarının hizmetindedir. Nevrozun özü korku ve sonuçları
kontrol etmek için peşpeşe gelen dürtülerdir. Nevrotik insanlar Nancy
Reagan gibi manipüle etmeye eğilimlidirler. Tümüyle belirsiz ve düşmanca
algılanan dünyayı anlamada aradıkları çıkış noktası için şiddetli
bir bilgi arzu ederler. Kendilerine ve bir bütün olarak doğaya karşı
inançsızdırlar. Tamamen güvensiz ve endişeli olan bu tip kişiler
Tahminsel Astrolojiden medet umarlar.
Astrolojinin medyada ele alınan tarafı daha çok bu acınası yönleri
yansıtmaya yöneliktir. Astrologlar danışanlarının nevrotik ihtiyaçlarına
göz yuman ve onları kapılarına getirmek için korkularını körükleyen
insanlar olarak tasvir edilmektedirler. Şüphe yok ki, bizi hor görmenin
ve aptallığın abidesi olarak düşünüyorlar. Ne yazık ki, söz
konusu durum Bn. Reagan için onu psikolojik ilaçlar kullanmaya itmenin
ötesinde üzücü bir ironidir. First Lady bir sonraki astroloji seansını
şiddetle arzularken belki de Donald Reagan ona "Sadece hayır
de" demeliydi. Astrolojide tahmin etmenin kesinlikle bir yeri vardır,
fakat inanıyorum ki bir transitin anlamını belirten tahmin psikolojik
olarak aydınlatılmalı ve transitin belirttiği anlam, sakınılması
gereken bir olaydan çok, öğrenilmesi gereken bir fırsat olarak açıklanmalıdır.
Aynı şekilde astrolojinin iş, finans ve hatta danışanın manipülatif
eğilimlerinin ve önemsiz korkularının doyurulmasına gerek duyulmayan
politikada bile uygulama alanları vardır. Benim tahminlere tamamen karşı
olmadığımı şöyle gösterebilirim: Nevrotik olarak hafifletilmeye müsait
olan geleneksel korkularımızdan ne kadar kurtulursak, medya astrolojinin
ve bizim hak ettiğimiz saygıyı bize göstermeye o kadar hazır olacaktır.
Bana öyle geliyor ki tahminsel ve psikolojik astroloji arasındaki
fark "Neden buradayız?" sorusuna indirgenebilir. Psikolojik
astroloji açısından baktığımızda, cevap şöyle görünüyor: İnsan
potansiyelinin daha çok farkına varmak için! Buna karşın, tahminsel
astroloji ise kişinin kaderinin az ya da çok sabit olduğunu ve yapılacak
en iyi şeyin acıdan kaçmaya ve hazzı artırmaya yönelik olduğunu
ileri sürer. Öyle ki, psikolojik astroloji kişilere kendi kaderlerini
nasıl yaratacaklarını keşfetmekte yardımcı olurken, tahminsel
astroloji kaderi insanın iç psikolojisinden ayrı olarak tanımlamaktadır.
Bu bakış açısıyla, olayların "iyi" ya da "kötü"
olmanın ötesinde bir anlamı kalmamaktadır. Bunların bize geçmiş
hayatlardan kalan birer "karma" olduklarını söyleyerek acıya
maruz kalmak ve tahammül etmek -belki de kozmik olarak bilgilendirilmiş
bir astroloğun terapisinden kaçarak bunu yapıyoruz- inançların şimdi
ve burada, yapıcı bir şekilde yaşanmasına çok az katkıda bulunur.
İnanıyorum ki kader içsel iyileşme ve bütünleşme yoluyla dönüştürülebilir.
Gerçekte, olaylar kişinin değişime en çok ihtiyaç duyduğu alanlarda
etkili olmaktadırlar.
Son zamanlarda yeni çağın Piri olarak anılan Hindu, Budist ve batı
düşüncesini quantum fiziğindeki en son araştırmalarla birleştiren
Depaak Chopra ile yapılan bir röportaj okudum. Röportajda şöyle
diyordu: "Tüm bio-kimyasal aktiviteleri ölçtüğümde, bir saniye
içerisinde vücutta yaklaşık 300 milyon aktivite oluyor... Her hücre
ne yaptığını biliyor gibi gözüküyor... Eğer öyle olmasaydı vücut
aktivitelerini kontrol edemezdi... aynı zamanda vücut yıldızların
aktivitelerini de gözler. Biyolojik aktiviteler gezegen hareketlerinin
bir sonucudur; mevsimsel, bio-ritimsel... Evrende olayların sonsuz akışını
organize eden ve nesneleri birbiriyle bağlayan bir akıl yatmaktadır..."
Eğer bu doğruysa ve bunun doğru olduğunu kanıtlayan bilimsel bir
kanıt yığını ve spiritüel delil varsa, tabii ki evren hayatımı
tanrısal bir plana göre yönetiyordur. Chopra evrendeki sonsuz şeyleri
organize eden bir aklın olduğunu iddia etmektedir. Bir astrolog olarak
buna inanmak zor değil. Bir filozof olan Manly Hall astroloji için kısaca
"Tanrının psikolojisi ve vücudun çalışma alanıdır"
diyor. Bu hayret verici akıl perdenin ardında iş görürken gerçekten
de danışanlara "Şunu şöyle yapın, bunu da böyle" diye bir
tavsiyede bulunmaya gerek var mı? En üst düzeydeki varoluşumuzun gelişimine
rehberlik eden ve birbiriyle iliţkisini kuran 300 milyon ţeyi
bilmemiz sözkonusu olabilir mi?
Geçenlerde birisi danışmanlık servisi için bana geldi. Köklü bir
şirkette iyi bir işi vardı ve burada uzun süreden beri çalışmaktaydı.
Her nasılsa yeni bir şirket ona hiç beklemediği ilginç ve kârlı bir
pozisyon teklif etmişti. Ama bu yeni şirketin kayda değer bir geçmişi
yoktu ve geleceği de belirsizdi. Eğer eski işini bırakırsa ve bu şirket
de iflas ederse kararından dolayı pişman olabilirdi. Tedirgin bir şekilde
"Ne yapmalıyım?" diye sordu. Yeni şirket başarılı olacak mı?
Başarabilecek miyim? Transitlerim bu konuda ne diyor?"
Gelecek 9 ay boyunca Neptün'ün Güneş'ine kare açı yapacağını
ve üzerinden üç kez geçeceğini fark ettim. İlki yalnızca birkaç
hafta sonraydı. Açık bir şekilde transitin etkisindeydi ve büyük bir
olasılıkla cazip görünen işi seçerse boş bir hayal, onu işsiz bırakacak bir
çalkantı olabilirdi. Diğer yandan eski işine devam ederse Neptün onun
hayallerinde dolaşmayı bir kenara bırakacak fakat hali hazırda bu
transiti yaşamaya devam edecekti. Bu durumda eğer eski şirkette kalırsa
ne olacaktı? Şu andaki işinde giderek artan bir hayal kırıklığına
maruz kalıp, vicdan azabı çekip, altın fırsatın uçup gittiğini düşünüp
can sıkıcı, rutin ve tahmin edilebilir sonuçlar batağına saplandığından
dolayı pişman mı olacaktı?
Kişi transitlerin doğasını her iki şekilde de yorumlayabilir. İster
işine devam etsin , ister ayrılsın hayatının esas teması Neptün
Güneş karesi olacaktır -potansiyel yanılsama, akıl karışıklığı,
hayal kırıklığına maruz kalma; burada zor bir ilişki, bir kayıp,
veya bir çeşit sona erme sözkonusudur. Belki de şu anda çalışmakta
olduğu iş yeri ciddi bir düşüş yaşayacak, o da pozisyonundan
olacaktı. Diğer yandan eğer eski işini bırakırsa büyük bir
ihtimalle diğer işteki kaosların benzerlerini-iyi tanımlanmadan
verilmiş görevler, yardım alamama duygusu ve belirsizlik, belki de var
olamama veya etkisizlik duygusu- yaşayacaktı. Tabii ki bu açının
pozitif sonuçları da olabilir -iyi bir işi olduğundan dolayı iyi
hissetme duygusu, daha geniş bir kitleye hitap eden bir hizmette bulunma
veya kendini bir ideale adama. Buradaki konu her iki durumda da bu
transiti yaşayacağıdır.
Ne yapması gerektiğini söyleyemeyeceksem ona ne diyebilirim? Benim
yapabileceğim tek şey ona bu transitin niteliğinden ve fırsatlarından
bahsetmekti- sezgileri güçlendirme, en büyük hayalleri kurma, olası
limitsizlik duygusu ve potansiyel olarak spiritüel uyanış zamanı.
"..., fakat her ne olursa olsun herşeyi oluruna bırakabilir misin?
Ne olursa olsun evrene güvenebilir misin?" dedim. Bu onun yapması
gereken şeydi. Aynı zamanda şunu işaret etmek isterim ki böyle bir
transit sırasında olası bir kayıp her zaman vardır. Aynı zamanda kişinin
doğasını arıtma, yükseltme ve yumuşama fırsatı vardır- kişinin
egosunu aşkın hale dönüştürmesi ve inancını daha yüksek bir güçle
derinleştirmesi. Bu dönem kısaca "Kendini salma ve Tanrı'ya izin
verme" dönemidir. Şimdiki işini bırakması gerektiğini varsaysak
bile transitlerin öz anlamlarından birisi de sağladığı fırsatlar
olduğundan ona verebilecek bir cevabım yok -bu fırsatlar kişinin iç
bilincini ve güvenini güçlendirmesini gerektirir. Belirli bir davranış
biçimi önererek bunu ondan esirgersem ona hizmet etmiş olamam. Kendi
halinde yapacak olduğu seçimini ondan çalmış olurum. Bunu yapmak, şirketi
göz önüne alarak bir sonucu tahmin etmek için onun kaderine karışmak
olurdu. Önemli olan ne olacağı değil kaderini nasıl karşılayacağıdır
-eğer bu ona zor geliyorsa durumunu acı bir umutsuzluk içinde sızlanarak
karşılar mı? Job gibi "Tanrım neden ben?" diye bağıracak mıdır?
Veya durumunu cesaret ve ağır başlılıkla benimseyecek midir? Ben,
birer astrolog olarak bizlerin, insanların kendilerine ve sonsuz evrene güven
duymaları için onları cesaretlendirirken ne yapmaları gerektiği
konusunda ne kadar az yalan söylersek, değerimizin o kadar yükseleceğine
inanıyorum. Bu bana Max Ehrmann'ın oğluna yazmış olduğu mektubu hatırlattı;
"Seni ani bir talihsizlik anında sarmalayacak güçlü bir ruh
yetiştir, fakat kendini kara imgelerle sıkıntıya sokma. Birçok
korku yalnızlık ve sıkıntıdan doğar. Sen evrenin çocuğusun, ağaçlar
ve yıldızlardan eksik kalır bir yanın yok, en az onlar kadar
burada olmaya hakkın var. Ve senin için ister anlaşılır olsun ister
bulanık, şüphe yok ki evren olması gerektiği gib