Astrolojİ  Dergİsİ

 

 

  ANASAYFA

 

Astrolojiye Giriş

- Giriş-Gezegenler
- Burçlar
- Yükselen Burçlar
- Ay Burçları
- Evler
- Açılar

 

Yazılar ve Konular

- Makaleler 
-
Astroloji Tarihi
-
Mitolojik Astroloji
-
Astroloji ve Sağlık
-
Gezegen Döngüleri
-
Astronomi
 

 

Çeşitli

- Öyküler,Öğütler
-
Rüyalar - Semboller
-
Karikatürler
-
Çin Burçları
-
Doğum Günü Renkleri

 

Tablolar

- Burç Değişimi
- Enlem ve Boylam
- Yaz Saati
- Ay Fazları
- Gökgünlüğü
- Sembol Anahtarı  
  

 

Test

- 4 Element Testi

 

Linkler

- Astroloji Siteleri
-
Kitaplık
-
Barış İlhan Yayınevi

 

Haberler

- Haberler
-
Araştırma
-
Seminer-Eğitim


 

 

          Foto Galeri

      

Okuyucu Mektupları

 

 

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

 

TAROT DERGİSİ

 

 

TAHMİNSEL ASTROLOJİ YERİNE

 

PSİKOLOJİK ASTROLOJİ

Glenn Perry

Astrolojinin gerçek değeri anlamını nerede bulur? "İnsan davranışlarının içyüzünü anlamada" mı, yoksa "geleceği tahmin etmekte" mi? Bu soru bırkaç yıl önce AFAN Haber Bülteni editörü Gloria Star tarafından tartışmaya açıldığında, üyelere fikirleri konusunda danışıldı. Bir astrolog ve aynı zamanda da psikoterapist olduğum için 'insan davranışlarının içyüzünü anlamak' seçeneğini kendime daha yakın bulmam pek de şaşırtıcı olmamalı. Diğer yandan, burada Tahminsel Astroloji'den gerek spiritüel olarak gelişmede, gerekse psikolojik açıdan bir şeyin içyüzünü anlamada yararlanılabileceğinin de iyi anlaşılması gerekir.

Psikolojik Astroloji ile Tahminsel Astroloji arasındaki ayrım kesin olmamakla birlikte ben astrolojinin gerçek değerini "insan davranışlarının içyüzünü anlamada" bulduğuna inanıyorum. İçyüzünü kelimesiyle de bir bireyi ortaya çıkaran bilgiyi  1- Onun temel ihtiyaçlarını ve öz inançlarını daha derin olarak anlaması, 2- Düşünmenin, hissetmenin alışılagelmiş yollarını ve bu derin konuları yüzeye çıkaran davranış biçimlerini, demek istiyorum. Fakat bu bilgiler transitlerden ve progresyonlardan elde edilecek bilgilerle ve gelişim için sağladıkları birçok fırsatlarla birleştirilebilir.

Astrolojinin nasıl kullanılıp nasıl kullanılmaması gerektiği konusunda belirgin bir görüntü oluşturabilmek için sanırım evrenin doğası konusundaki temel metapsişik konuları ele almaya başlamamız gerekir. Benim kişisel inancım, bir birey olarak bilinçliliğimizin, evrenin büyük bilinci içerisinde vücut bulduğu ve türediğidir. Bir başka deyişle, evrenin bu büyük bilincinin doğuştan getirdiğimiz kapasiteyi ortaya koymada bize her zaman yardım ettiğidir -önceden olduğu gibi bizi yetiştirir, eğitir  böylelikle gerçek kimliğimiz konusunda daha bilinçli hale geliriz. İnanıyorum ki yaşamın amacı, bu esaslı bilinçle olan birliğimizin en sonunda farkına varana dek, adım adım ilerleyerek daha derin ve daha geniş bir bağlantı kurmaktır. Bu inançlara sahip olduğumdan beridir, astroloji ile bireylere yardım edip onların bu son hedeflerinin farkına varmalarına ve hazır olmalarına yardımcı olmak için ilgilenmekteyim. Benim için geleceği tahmin etmek, bu bilgiyi danışanın gelişimini daha elverişli hale getirmek için kullanmaktır. İş belirli bir dönemin anlamına veya herhangi bir şeyden şüphe duymaya geldiğinde, danışanla bunu konuşabilirim ya da transitlere özgü gelişen olayları veya fırsatları tartışabilirim. Herşey bir kenara, burada sorulacak en önemli soru bireyin kendini evrenin amaçlarıyla en iyi şekilde nasıl uyumlu kılabileceğidir.

Evrenin bizim için belli amaçları olduğuna inandığımdan bu yana danışanlarımın kaderlerini kontrol etmelerine veya bozmalarına yardım etmeyi canım hiç istemiyor. Daha çok onların bundan öğrenmelerine yardımcı olmakla ilgileniyorum. Bundan dolayı, ahlaki değerlerim danışanlarıma transitlerden yararlanıp kişisel kâr ve kazanç elde etmeleri tavsiyesinde bulunmaktan beni alıkoyuyor. Onlara bir şeyleri ne zaman yapıp ne zaman yapmamaları gerektiğini söyleyemem. Mesela ne zaman evlenmeleri, iş kurmaları, işten ayrılmaları, boşanmaları veya seyahate çıkmaları gibi - Her ne kadar birey neyi deneyimlerse deneyimlesin bunun her zaman transitlerin doğasıyla uygun olduğunu gözlemliyor olsam bile... O zaman öylesine derin, bilgili ve açık bir şekilde maksatlı olan kozmosu gereğinden fazla şişirmeye ne gerek var? Bu tür konuları arap saçına çevirirken belli bir gurur söz konusu değil mi?

Bu soru 1988'de Nancy Reagan ve Beyaz Saray'ı saran gerginliğin başlarında çok göze batan bir konumdaydı. Görünüşe göre ülkedeki tüm gazeteler yazmak için "Bayan Reagan'ın her zaman, birer astrolog olan Jeane Dixon, Carol Righter ve Joan Quigley'in kendisi ve kocasının kariyeri hakkındaki öngörülerini göze alarak hareket etmesi" konusunu seçmişlerdi. Aslında Reagan'lar daha çok astrolojinin onlara ne zaman konferanslara katılmaları, uçağa binmeleri, politik toplantılar yapmaları ve ülkenin tüm genel işleri gibi olayların zamanını en doğru ţekilde belirlemede nasıl yardımcı olabileceğiyle ilgileniyorlardı. Beyaz Saray'ın yaveri Donald Reagan'a göre "Benim dönemimde, Beyaz Saray'ın sakinleri olarak Reagan'lar tarafından verilen her önemli karar ve her önemli atılım gezegenlerin destekler konumda olup olmadığından emin olmak için San Fransisco'daki bir kadın (Joan Quigley) tarafından çizilen horoskoplar göz önüne alınarak kararlaştırılıyordu." Tüm bunlar yeterince doğal görünüyordu. Nancy'nin karar vermede Quigley'e bu kadar bağımlı olması Reagan'ın da dediği gibi "Beyaz Saray'ın işlerine tam anlamıyla balta vurdu." Hikaye ortaya çıktığında bir çoğumuz astrolojinin medyada tanımlanış biçiminden çok rahatsızdık. Lance Morrow astrolojiyle Time dergisinde şu sözlerle alay ediyordu; "Belki de Reagan'ların astrolojisi yalnızca tatlı fasulyelerinin metaforik karşılığıdır." Herkes fikir birliğine varmıştı; bizler aptallar veya hilekârlardık. Oysa bizler birer astrolog olarak biliyoruz ki astroloji olayların tahminini doğru olarak yapabilir, ve böyle bir bilgi yarar sağlayabilir, öyle değil mi? Öyleyse sorun ne?

Astrolojiye inanmak ya da inanmamak sorusu bir kenara, onun doğru kullanımını çevreleyen spekülasyonlar bir diğer konudur. Astrolojinin medya tarafından hangi şekilde yansıtıldığının altında yatan en büyük sorun, işte bu konudur. Donald Reagan'ın First Lady için söylediği şeyler, onun sinirli, tedbirli ve kontrol eden bir kadın olduğu ve hayal edilebilecek tüm afetlerden Ronnie'yi korumaya çalıştığıydı. Ona göre San Fransisco'da bulunan Quigley'e danışılmadan bir karar vermek olası değildi. Nancy yolunu bulamadığında onu bundan dolayı eleştiren insanlara sızlanabilir, bağırabilir, gözdağı verebilir ya da tamamen çevresinden uzaklaştırabilirdi. Hiper göz açıklığı ve Ronnie' ye -dolayısıyla da kendisine- her an bir şey olabileceği  konusundaki endişeli beklentileri, Nancy'nin "genel endişe hastalığı"ndan acı çeken tipik insanlardan olduğunun göstergesidir. Bu tip insanlar devamlı olarak "uçlarda" bulunurlar, sabırsızdırlar ve çok çabuk sinirlenirler. Nancy de Reagan'ın ve kızkardeşi de dahil olmak üzere sayısız birçok insanın tanımladığı gibi böyle birisidir.

Astroloji Nancy Reagan gibi birisine nasıl yardımcı olabilir? Ona"Bugün konferans vermek için iyi bir gün değil, evde kal !" denilen bilgiyi destekleyerek mi? Eğer danışanlara yardım etme biçimimiz bu ise büyük bir ihtimalle iyileştirmekten çok hasta ediyoruz demektir. Birçok atılım için "iyi" ve "kötü" günler tayin etmek yalnızca başlangıçtaki korkuları güçlendirebilir ve bu Nancy'yi yardım arayışı içine iten konulara motive eden durumları kontrol etmek olur. Bu durumda astroloji Nancy için çözümden çok, sorunun bir parçası haline gelir.

Bu, geleneksel "olay-kökenli" astroloji ile yeni yeni öne çıkmaya başlayan "psikolojik astroloji" arasındaki eski bir tartışmadır. Nihayetinde hepimiz bir seçim yapma durumundayız; ya danışanlara acı veren ve manipule eden durumlardan kurtarmak için yardım edeceğiz, böylelikle de kontrol ihtiyaçları baş gösterecek (Tahminsel Astroloji) ya da gelişim göstermeleri ve bir içgörü oluşturmaları için olayları ve fırsatları görmelerine yardımcı olup bunları kararlılık ve ağır başlılıkla benimsemelerini sağlayacağız (Psikolojik Astroloji). BENİMSEMEK sözüyle anlatmak istediğim şey insana dair seçme özgürlüğünü kendi kendilerine deneyimlemeleridir. İnsanlar yalnızca amaç edindikleri şeyi yapmak için özgür değil, aynı zamanda onları alaşağı eden olaylara nasıl tepki gösterecekleri konusunda da bir seçme özgürlüğüne sahiptirler. Seçimlerin kişinin değerleriyle, idealleriyle ve sezgileriyle yönlendirilmesi gerekir, kötü niyetli ve sebatsız bir kader korkusuyla değil! Kişi deneyimleyerek öğrendiği sürece bir sonraki deneyim bir başka biçime sokulabilir. Bu da sorumluluğu kişinin kendisine yükler. Belki de 20. YY. astrolojisinin bize sağladığı en büyük katkı şu basit düşüncede yatar: KARAKTER KADERDİR VE EĞER KARAKTERİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRSEK KADERİMİZİ DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ!

Bana öyle geliyor ki olay kökenli "tahminsel" astroloji danışanın nevrotik ihtiyaçlarının hizmetindedir. Nevrozun özü korku ve sonuçları kontrol etmek için peşpeşe gelen dürtülerdir. Nevrotik insanlar Nancy Reagan gibi manipüle etmeye eğilimlidirler. Tümüyle belirsiz ve düşmanca algılanan dünyayı anlamada aradıkları çıkış noktası için şiddetli bir bilgi arzu ederler. Kendilerine ve bir bütün olarak doğaya karşı inançsızdırlar. Tamamen güvensiz ve endişeli olan bu tip kişiler Tahminsel Astrolojiden medet umarlar.

Astrolojinin medyada ele alınan tarafı daha çok bu acınası yönleri yansıtmaya yöneliktir. Astrologlar danışanlarının nevrotik ihtiyaçlarına göz yuman ve onları kapılarına getirmek için korkularını körükleyen insanlar olarak tasvir edilmektedirler. Şüphe yok ki, bizi hor görmenin ve aptallığın abidesi olarak düşünüyorlar. Ne yazık ki, söz konusu durum Bn. Reagan için onu psikolojik ilaçlar kullanmaya itmenin ötesinde üzücü bir ironidir. First Lady bir sonraki astroloji seansını şiddetle arzularken belki de Donald Reagan ona "Sadece hayır de" demeliydi. Astrolojide tahmin etmenin kesinlikle bir yeri vardır, fakat inanıyorum ki bir transitin anlamını belirten tahmin psikolojik olarak aydınlatılmalı ve transitin belirttiği anlam, sakınılması gereken bir olaydan çok, öğrenilmesi gereken bir fırsat olarak açıklanmalıdır. Aynı şekilde astrolojinin iş, finans ve hatta danışanın manipülatif eğilimlerinin ve önemsiz korkularının doyurulmasına gerek duyulmayan politikada bile uygulama alanları vardır. Benim tahminlere tamamen karşı olmadığımı şöyle gösterebilirim: Nevrotik olarak hafifletilmeye müsait olan geleneksel korkularımızdan ne kadar kurtulursak, medya astrolojinin ve bizim hak ettiğimiz saygıyı bize göstermeye o kadar hazır olacaktır. 

Bana öyle geliyor ki tahminsel ve psikolojik astroloji arasındaki fark "Neden buradayız?" sorusuna indirgenebilir. Psikolojik astroloji açısından baktığımızda, cevap şöyle görünüyor: İnsan potansiyelinin daha çok farkına varmak için! Buna karşın, tahminsel astroloji ise kişinin kaderinin az ya da çok sabit olduğunu ve yapılacak en iyi şeyin acıdan kaçmaya ve hazzı artırmaya yönelik olduğunu ileri sürer. Öyle ki, psikolojik astroloji kişilere kendi kaderlerini nasıl yaratacaklarını keşfetmekte yardımcı olurken, tahminsel astroloji kaderi insanın iç psikolojisinden ayrı olarak tanımlamaktadır. Bu bakış açısıyla, olayların "iyi" ya da "kötü" olmanın ötesinde bir anlamı kalmamaktadır. Bunların bize geçmiş hayatlardan kalan birer "karma" olduklarını söyleyerek acıya maruz kalmak ve tahammül etmek -belki de kozmik olarak bilgilendirilmiş bir astroloğun terapisinden kaçarak bunu yapıyoruz- inançların şimdi ve burada, yapıcı bir şekilde yaşanmasına çok az katkıda bulunur. İnanıyorum ki kader içsel iyileşme ve bütünleşme yoluyla dönüştürülebilir. Gerçekte, olaylar kişinin değişime en çok ihtiyaç duyduğu alanlarda etkili olmaktadırlar. 

Son zamanlarda yeni çağın Piri olarak anılan Hindu, Budist ve batı düşüncesini quantum fiziğindeki en son araştırmalarla birleştiren Depaak Chopra ile yapılan bir röportaj okudum. Röportajda şöyle diyordu: "Tüm bio-kimyasal aktiviteleri ölçtüğümde, bir saniye içerisinde vücutta yaklaşık 300 milyon aktivite oluyor... Her hücre ne yaptığını biliyor gibi gözüküyor... Eğer öyle olmasaydı vücut aktivitelerini kontrol edemezdi... aynı zamanda vücut yıldızların aktivitelerini de gözler. Biyolojik aktiviteler gezegen hareketlerinin bir sonucudur; mevsimsel, bio-ritimsel... Evrende olayların sonsuz akışını organize eden ve nesneleri birbiriyle bağlayan bir akıl yatmaktadır..." 

Eğer bu doğruysa ve bunun doğru olduğunu kanıtlayan bilimsel bir kanıt yığını ve spiritüel delil varsa, tabii ki evren hayatımı tanrısal bir plana göre yönetiyordur. Chopra evrendeki sonsuz şeyleri organize eden bir aklın olduğunu iddia etmektedir. Bir astrolog olarak buna inanmak zor değil. Bir filozof olan Manly Hall astroloji için kısaca "Tanrının psikolojisi ve vücudun çalışma alanıdır" diyor. Bu hayret verici akıl perdenin ardında iş görürken gerçekten de danışanlara "Şunu şöyle yapın, bunu da böyle" diye bir tavsiyede bulunmaya gerek var mı? En üst düzeydeki varoluşumuzun gelişimine rehberlik eden ve birbiriyle iliţkisini kuran 300 milyon ţeyi bilmemiz sözkonusu olabilir mi?

Geçenlerde birisi danışmanlık servisi için bana geldi. Köklü bir şirkette iyi bir işi vardı ve burada uzun süreden beri çalışmaktaydı. Her nasılsa yeni bir şirket ona hiç beklemediği ilginç ve kârlı bir pozisyon teklif etmişti. Ama bu yeni şirketin kayda değer bir geçmişi yoktu ve geleceği de belirsizdi. Eğer eski işini bırakırsa ve bu şirket de iflas ederse kararından dolayı pişman olabilirdi. Tedirgin bir şekilde "Ne yapmalıyım?" diye sordu. Yeni şirket başarılı olacak mı? Başarabilecek miyim? Transitlerim bu konuda ne diyor?"

Gelecek 9 ay boyunca Neptün'ün Güneş'ine kare açı yapacağını ve üzerinden üç kez geçeceğini fark ettim. İlki yalnızca birkaç hafta sonraydı. Açık bir şekilde transitin etkisindeydi ve büyük bir olasılıkla cazip görünen işi seçerse boş bir hayal, onu işsiz bırakacak bir çalkantı olabilirdi. Diğer yandan eski işine devam ederse Neptün onun hayallerinde dolaşmayı bir kenara bırakacak fakat hali hazırda bu transiti yaşamaya devam edecekti. Bu durumda eğer eski şirkette kalırsa ne olacaktı? Şu andaki işinde giderek artan bir hayal kırıklığına maruz kalıp, vicdan azabı çekip, altın fırsatın uçup gittiğini düşünüp can sıkıcı, rutin ve tahmin edilebilir sonuçlar batağına saplandığından dolayı pişman mı olacaktı?

Kişi transitlerin doğasını her iki şekilde de yorumlayabilir. İster işine devam etsin , ister ayrılsın hayatının esas teması Neptün Güneş karesi olacaktır -potansiyel yanılsama, akıl karışıklığı, hayal kırıklığına maruz kalma; burada zor bir ilişki, bir kayıp, veya bir çeşit sona erme sözkonusudur. Belki de şu anda çalışmakta olduğu iş yeri ciddi bir düşüş yaşayacak, o da pozisyonundan olacaktı. Diğer  yandan eğer eski işini bırakırsa büyük bir ihtimalle diğer işteki kaosların benzerlerini-iyi tanımlanmadan verilmiş görevler, yardım alamama duygusu ve belirsizlik, belki de var olamama veya etkisizlik duygusu- yaşayacaktı. Tabii ki bu açının pozitif sonuçları da olabilir -iyi bir işi olduğundan dolayı iyi hissetme duygusu, daha geniş bir kitleye hitap eden bir hizmette bulunma veya kendini bir ideale adama. Buradaki konu her iki durumda da bu transiti yaşayacağıdır.

Ne yapması gerektiğini söyleyemeyeceksem ona ne diyebilirim? Benim yapabileceğim tek şey ona bu transitin niteliğinden ve fırsatlarından bahsetmekti- sezgileri güçlendirme, en büyük hayalleri kurma, olası limitsizlik duygusu ve potansiyel olarak spiritüel uyanış zamanı. "..., fakat her ne olursa olsun herşeyi oluruna bırakabilir misin? Ne olursa olsun evrene güvenebilir misin?" dedim. Bu onun yapması gereken şeydi. Aynı zamanda şunu işaret etmek isterim ki böyle bir transit sırasında olası bir kayıp her zaman vardır. Aynı zamanda kişinin doğasını arıtma, yükseltme ve yumuşama fırsatı vardır- kişinin egosunu aşkın hale dönüştürmesi ve inancını daha yüksek bir güçle derinleştirmesi. Bu dönem kısaca "Kendini salma ve Tanrı'ya izin verme" dönemidir. Şimdiki işini bırakması gerektiğini varsaysak bile transitlerin öz anlamlarından birisi de sağladığı fırsatlar olduğundan ona verebilecek bir cevabım yok -bu fırsatlar kişinin iç bilincini ve güvenini güçlendirmesini gerektirir. Belirli bir davranış biçimi önererek bunu ondan esirgersem ona hizmet etmiş olamam. Kendi halinde yapacak olduğu seçimini ondan çalmış olurum. Bunu yapmak, şirketi göz önüne alarak bir sonucu tahmin etmek için onun kaderine karışmak olurdu. Önemli olan ne olacağı değil kaderini nasıl karşılayacağıdır -eğer bu ona zor geliyorsa durumunu acı bir umutsuzluk içinde sızlanarak  karşılar mı? Job gibi "Tanrım neden ben?" diye bağıracak mıdır? Veya durumunu cesaret ve ağır başlılıkla benimseyecek midir? Ben, birer astrolog olarak bizlerin, insanların kendilerine ve sonsuz evrene güven duymaları için onları cesaretlendirirken ne yapmaları gerektiği konusunda ne kadar az yalan söylersek, değerimizin o kadar yükseleceğine inanıyorum. Bu bana Max Ehrmann'ın oğluna yazmış olduğu mektubu hatırlattı;  

"Seni ani bir talihsizlik anında sarmalayacak güçlü bir ruh yetiştir,  fakat kendini kara imgelerle sıkıntıya sokma. Birçok korku yalnızlık ve sıkıntıdan doğar. Sen evrenin çocuğusun, ağaçlar ve yıldızlardan eksik kalır bir yanın yok,  en az onlar kadar burada olmaya hakkın var. Ve senin için ister anlaşılır olsun ister bulanık, şüphe yok ki evren olması gerektiği gibi sana açılacaktır. Bu yüzden Tanrı'yla -onu her ne şekilde idrak ediyorsan- barış içinde ol."

Eğer insanoğlunun özü evrenin nihai gerçekliğiyle benzeşiyorsa bu durumda öyle görünüyor ki hayattaki en büyük erdem bu gerçeğin farkedilmesinde yatar. Eğer kaderimize güvensek ve bizim için günlük yaşantımızı taciz eden önemsiz konuları aşkın bir şekilde anlamamız amacına hizmet ettiğinin  farkına varsak, önemsizce çekilen acıların önüne geçilebilirdi. İnanıyorum ki danışmanlığın hedefi asli doğalarına en derin güvenle ulaşmaları için insanlara yardım etmektir. Ama eğer insanların zevk veya kazançlarını artırmak ya da acı ve kayıplarını en alt düzeye indirgemek için gelecek tahmini yaparsam bu durumda kendilerine güvenmekten çok bana güvenmeleri gerekecektir. Böylesi bir iş evrenin kuvvetli itişine karşı çıkmak olabilir ve insanların kendilerini yönlendirmeleri için yaptıklarını izlemeye cesaretlendirebilir. Zorlu çalışmalarla kazanılan gelişim süreçlerini altüst edebilir ve danışanı astroloğun kapısına getiren ilk aşamadaki korku süreçlerini güçlendirebilir. İnsanların yalnızca kendilerini tanımalarına değil tüm potansiyellerini gerçekleştirme yönünde kendiliğinden işleyen sürece güven duymalarına da yardım etmek isterim. Son tahlilde evrene güvenmek kendine güvenmektir. İnsan ruhunun en derin köşelerinde kozmosun ulaştığı en uç noktada bulunan akıllı ve maksatlı bir sürece inanç beslemektir. Her ikisini de bir yerde toplamak! İşte olay bu. 

                               Çeviren: Mehmet Arap

 

Glenn Perry bir astrolog ve psikoterapisttir. Bu konulardaki danışmanlığının yanısıra Amerika genelinde astrolojinin psikoterapide ve danışmanlıkta kullanılması konusunda workshoplar düzenlemektedir. Psikolojik astroloji alanında dört kitabın yazarıdır.

Başa Dön

© 2008, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.