|
ANASAYFA
|
|
|
Transitlere ve
Progresyonlara Psikolojik Tanımlama
Liz Greene
Aşağıdaki
makale, 8 Haziran 1996 tarihinde, Regents Koleji’nde, Psikolojik
Astroloji Merkezi’nin bahar dönemi seminer programı kapsamında
düzenlenmiş bir çalışmadan alınmıştır. Seminer notları CPA Press
tarafından 1997 sonbaharında, The Horoscope in Manifestation
başlığı altında yayınlanmıştır. (Vol 9, CPA Press Seminar Series)
Öngörünün Doğası
Psikolojik
açıdan transitleri ve progresyonları nasıl yorumlarız? Başlamadan önce,
araştırmamızın temelini psikoloji oluştursa da, hiçbir zaman
astrolojideki öngörü çalışmalarının değerini ve uzun geçmişini inkar
etmediğimi belirtmek isterim. Ancak ikisi birbirinden tamamen bağımsız
değildir. ‘Psikolojik’ sadece ‘içsel’ demek değildir. Çoğumuz, adeta
içsel dünya ile alakası olmayan pek çok kesin tahmin duymuşuzdur veya
bazı durumlarda bazı olayları tahmin etmenin imkansızlığını görmüşüzdür.
Seneler önce,
Wrekin Trust firması için bir seminer vermiştim. Daha sonra bu seminer
bir kitaba dönüştürüldü, The Outer Planets and Their Cycles (Dış
gezegenler ve Döngüleri). O esnada, Sovyetler Birliği’nin doğum
haritasını incelerken, geleceği için bir tahmin yaptım. O zamanlar,
dünyasal astrolojinin detayları hakkında çok fazla bilgim olmadığı için
bu tahmin öylesine bir şeydi. Benim saf tahminim, Pluto’nun Sovyetler
Birliği’nin natal Güneş’ine yedi yıl sonra kavuşum yapacağı bilgisine
dayanıyordu. Akrep’te yer alan bu natal Güneş’e ne zaman kuvvetli bir
transit gelse, Sovyetlerin lider değiştirdiğini gözlemlemiştim. Dünyasal
astrolojiye göre bu çok basit ve bariz bir çıkarımdı, çünkü bir devletin
Güneş’i, diğer konuların yanında, liderini de temsil eder.
Her zamanki
gibi tipik bir kargaşadan ziyade, bir çöküş olacağını ise Pluto’nun
etkisinin tüm diğer dış gezegenlerden fazla olduğunu düşünerek
bekliyordum. Pluto her şeyi siler ve hiçbir şey orijinal halinde ve
yapısında kalmaz. Başka transitler de vardı, örneğin,
Uranüs-Neptün-Satürn kavuşumu Oğlak’ın birinci dekanında gerçekleşiyor
ve Sovyetler Birliği’nin 4. evindeki Venüs’e yaklaşıyordu. Bu durum da
çöküşün adeta bir evlilik ayrılması gibi olabileceğini gösteriyordu.
Dıştan ziyade, içten gelen bir ayrılma söz konusuydu ve tüm uydu ülkeler
boşanma talebinde bulunacaklardı. O zamanlar bu yorumu yapmıştım ve
1982’de gelecek olaylarla ilgili en ufak bir işaret yoktu. Yeni bir
lider kesinlikle bekleniyordu, ancak komple bir çöküş düşünülemezdi
bile. O yüzden sonraki senelerde bu tahminimi düşünmedim, ta ki herşey
tahminim doğrultusunda gerçekleşene kadar.... Dünyevi veya kişisel,
astrologların doğru tahmin edebilecekleri pekçok olay vardır...
Ancak,
astrolojinin sadece tahmin yönüne bakmak, bir doktorun, kişinin bütününe
ve onun bedeni ile ruhunun ilişkisine bakmadan sadece bedensel
semptomlarına bakmasına benzer. Yıllar boyunca, transitler ve
progresyonlar kanalıyla kabul ettiğimiz kaderimizin, aslında kader
olmadığına inandım – bilinçaltımızın çalışmasının işbaşında olduğunu
farkettim. Bireyler ve toplum olarak farkında olmadan katkıda
bulunuyoruz, yaratıyoruz veya içsel temalarımızı tetikleyen olaylara
doğru çekiliyoruz – bunlar ya geçmişte gözardı ettiğimiz konular veya
sadece doğru zamanı gelmiş, olgunlaşmış temalar oluyor.
Tüm yaşamsal
olayların kişinin kendi yarattığı olaylar olduğuna inanmak çok aptalca
olur, çünkü pek çoğu öyle değildir. Hiçkimse, altı milyon Yahudi’nin
özel bir transiti ve progresyonu olduğu söyleyerek toplama kamplarına
gittiğini söyleyemez. Böyle bir fikri iddia etmek, kitlesel düzeyde bir
vahşet olayı yaşandığında bilinçsiz danışıklı döğüşümüzü gözardı etmenin
yanısıra, deliliktir. Kolektif hareketlerin yanı sıra, bireysel
seçimleri, dinamikleri ve iradeyi bastırabilen, deprem ve su baskınları
gibi ‘doğal’ felaketler vardır. Benim yorumlayamayacak bir durumda
olduğum daha başka ve derin spiritüel faktörler de olabilir.
Astroloji
dünyasında pek çok insan karmaya inanır. Ben inanmıyor değilim. Ama
vaktiyle birisinin dediği gibi ‘ding-dong teorisinden’ (geçmiş hayatta
iyi veya kötü oluşuna göre bu hayatta cezalandırılma veya
ödüllendirilme) çok daha komplike olduğunu hissediyorum. Maneviyat çok
öznel ve göreceli bir kavram olduğu için tin alemine bu denli basit
yaklaşımlara çok değer vermiyorum. Ancak bir enkarnasyonun ötesinde
devam eden bir şey olabilir, her yaşadığımız hayatta “maddeye” dönüşür
ve deneyimlerimizi mıknatıs gibi çekebiliriz. Bu, sadece bir yaşama
sığmayan çabaları ve bilinci aşan bir faktör olabilir. Bir de
kontrolümüzün dışında olan aile mirasının da etkisi olabilir. Her ne
kadar adaletsiz görünürse görünsün, nesiller boyu kristalleşen aile
çatışmalarının mirasçısıyız ve bunlar genellikle kader gibi karşımıza
çıkarlar. Eğer bu çatışmaların büyük kısmı çözülmemiş ise, bazı olayları
farklı seçme veya onlardan sakınma esnekliğine sahip olamayız. Ve ağır
bir psikolojik yük mirasına sahip olmayan bir bireyin kesinlikle daha
özgürce seçim yapma imkanı olabilir.
O halde
transitlerin ve progresyonların nasıl ifade edileceğini saptayan,
kişisel bilinçten başka, pek çok faktör vardır. Yine de, bireyin bilinci
bir kez gerçekliği deneyimlediğimiz seviyeyi genişletirse,
öngörülebileceğini varsayabileceğimiz pek çok şey tahmin edilemez hale
gelebilir. Bu nedenle, transitlerimizle ve progresyonlarımızla
psikolojik seviyede çalışma özgürlüğüne sahipmişiz gibi yaşayamayı
denememiz gerekir. Ancak bu şekilde gelecek olayları değiştirme
imkanımız olabilir veya bilinçaltının dinamikleriyle yaratığımız
olaylarla daha yaratıcı bir şekilde baş edebiliriz. Değiştiremeyeceğimiz
olaylara gelince, onları kısa sürede ayırt etmeyi ve daha dingin bir ruh
haliyle onları kabullenmeyi ve onlarla yaşamayı öğrenebiliriz.
Bu konuyu
araştırmadaki amaçlarımdan bir tanesi, farkında olmadığımız seviyelerde
zannettiğimizden daha fazla özgürlüğe sahip olduğumuzu ortaya koymaktır.
Eğere gezegenlerin hareketlerini daha fazla içgörüyle ve daha az
kelimesi kelimesine -“Uranüs şu noktadan geçiyor, dolayısıyla
şöyle-böyle olacak”- görmeyi öğrenirsek, Pico della Mirandola’nın
insanların Tanrı’yla beraber yaradılışa katkıda bulunduğu sözünü
anlayabiliriz. Olaysal bakış açısı biz astrologların gerçek değerini
göstermez, bilakis, yıpratıcı etkisi bile olabilir. Çünkü tahminlerimiz
kişisel komplekslerimiz ile gölgelenir, transitleri ve progresyonları,
neleri ifade edebilecekleri açısından değil, komplekslerimizin,
inançlarımızın empoze ettiği şekilde, nelere “yol açabilecekleri” (somut
olaylar) şeklinde yorumlarız. En sadık “geleneksel” astrolog bile
olayları tahmin etme sürecinde gerçekten tarafsız olamaz. Aslında
kişinin olup biteni nasıl ve ne zaman kaydettiğine bağlı olduğu için,
bir “olayın” gerçekten ne olduğundan da emin olamayız. Gelecek
hakkındaki yorumlarımız, bugün ile ilgili varsayımlarımız kadar, kendi
psişemizle de renklenir.
Transit ve
progresyonlara psikolojik yaklaşım klasik bir yorumdan daha zordur,
çünkü bir doğum haritasındaki konfigürasyonun neyi sembolize ettiğinin
sorumluluğunu da almaktır. Ayrıca, geleneksel tahmin metodlarını
öğrenmeyi ve onlarla pek çok seviyede çalışmayı gerektirir. Bu, gezegen
hareketlerinin maddesel düzeyde somut olarak nasıl tezahür
edebileceklerini yorumlamaya çalışmayı değersizleştirmek demek değildir.
Hayatın bu alanını görmezden gelmek, psişeyi görmezden gelmek kadar
aptalcadır. Eğer, birisinin progres Güneş’i 2. evde bulunan ve transit
Satürn’ün kavuşum yaptığı natal Neptün’e kare yapıyorsa, o kişinin
hakkında fazla bilgisi olmadığı birisi ile iş ortaklığına girmesi çok
iyi bir fikir olmayabilir. Astrolojinin somut prensiplerinin çok değeri
vardır. Ancak, psikolojik tabandan yoksun olaysal bir yorum, çoğu zaman,
bize kendi kaderimizi yarattırabilir, tahminlerimizin gerçekleşmesi için
elimizden geleni yaparız ve aslında hiç de gerekli olmayan yoğun bir acı
içinde kendimizi bulabiliriz.
İfade
Seviyeleri
1. Anlam veya
Teleoloji
Şimdi
transitlerin ve progresyonların ifade edilebilecekleri farklı seviyeleri
incelemek istiyorum. Gezegen haraketleri üç ana seviyede işlev görür.
Bazılarınız üçten fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Genel olarak, bu
bölünmenin gayet kullanışlı olduğunu buldum. Birinci seviye daha
spiritüel yaklaşıma sahip astrologların ilgisini çeker – bir transitin
veya progresyonun derin anlamı. “Anlam” kelimesi ile onun teleolojisine
gönderme yapıyorum, kişiliğin, ruhun veya her ikisinin birden evriminin
en temel amacını kastediyorum. Dinsel veya spiritüel inancı olanlar
evrenin bir amacı olduğuna, bireyin kişisel yaşamındaki deneyimlerin de
anlam içerdiğine inanırlar. Dolayısıyla olayların gizli öğretileri
vardır ve yaşadıklarımız sayesinde bir şeyler öğrenmişsek, bizden büyük,
spiritüel bir planı gerçekleştirmiş oluruz.
Böyle bir
kozmik planın gerçekten var olup olmadığı tartışılabilir. Bu tür derin
bir modelin nesnel varlığından –ki bu da Tanrı’nın varlığını kabul etmek
oluyor– ne kadar emin olsak da, hiçbirimiz bunu ispat edecek durumda
değiliz. Bilakis çok kişisel görüşlerimizi ortaya koyabiliriz. Ancak
durum bu bile olsa, pek çok insan yaşamı derin bir anlamı olduğunu kabul
ederek yaşıyor. Bu inanç, ister kişisel yansıtma olsun ister olmasın,
yaşamı katlanılır kılıyor. Bilimsel olarak ‘gerçek’ olmasa bile,
psikolojik ve spiritüel olarak yaratıcıdır.
Transitleri
ve progresyonları bu açıdan incelersek, kendimize şu soruyu sorarız: “Bu
transit Satürn’ün Güneş’ime kavuşumundan ben ne öğrenmeliyim? Bu progres
Venüs Pluto’ma kare yapınca ne anlama gelecek? Transit Uranüs Ay’ıma
karşıt gelince neyi keşfedebilirim? Progres Mars Kayron ile 60 derece
yaptığında olumlu potansiyel ne olabilir?” Bu yaklaşım herhangi bir
transitin veya progres açının önemli bir boyutudur. ‘Spiritüel’
kelimesini kullandığım halde, bu yaklaşım aile kompleksini incelemek
kadar temel bir psikolojik çalışmadır, çünkü gezegenlerin hareketlerini
psişemizin gelişimi olarak kabul ediyoruz. Aslında kişiselliği aşan veya
arketipsel psikolojiye ait olduğunu düşünsek de netice de psikolojiktir.
Bu bakış açısı olmadan, astrolojiyi ve kendimizi, sadece mekanik bir
yapı olarak ele alırız.
Bazı
astrologlar sadece bu boyuta odaklanırlar ve diğer bakış açılarını çok
negatif veya maddesel bulurlar. Natal Kayron’a Pluto’nun tansit
yapmasına veya progres Venüs’ün Saturn’e kare yapmasına bakarlar ve
temel olarak bunların nasıl büyütücü olabilecekleri hakkında yorum
yaparlar. Örneğin, transit Satürn’ün bir kişinin 5. evde bulunan natal
Güneş’ine karşıtlık yapmasına bakalım. Eğer bu transite teleolojik
açıdan bakarsak, bireyin kim olduğuna dair bir duygu geliştirmesinden
bahsedebiliriz. Bu transit sayesinde, kişi kimliğini, amacını daha net
anlar ve yaratıcı yeteneklerinin farkına varır. Maddesel dünyanın
zorlukları acı verebilir, ancak sonunda belirli bir misyona taahhütte
bulunma olarak neticelenir. Ne kadar zor olursa olsun, her olay,
deneyim, kişinin kendisini daha fazla ‘anlamasına’ yardımcı olur.
Uyumlu
transit ve progresyonlarda teleolojik yorum genellikle yeterli olur,
örneğin, transit Jüpiter Ay’a üçgen açı veya progres Güneş Uranüs’e
60’lık açı yaptığında. Gezegenlerin uyumlu hareketlerini
deneyimlediğimizde, evrensel bir amaca ve iyiliğe bağlandığımızı
hissederiz ve bu tarz yorumlar o dönemdeki hislerimizle de uyumludurlar.
Daha az çekici gezegen hareketleri olduğu zaman da kişi benzer bir
şekilde bunları potansiyel olarak yorumlayabilir. Genellikle kargaşa,
stres ve acı dolu bir dönemde bu yaklaşım çok iyileştirici olabilir.
Kabus etkisi
yaratacak net bir gezegen hareketinin yaklaşmakta olduğunu görebiliriz
ve tüm bu stresin altında nasıl bir büyüme potansiyelin saklı olduğunu
kendimize sormalıyız. Bu yaklaşımı bırakmamalı ve bunu ifade
edebilmeliyiz. Ancak, anlam her ne kadar derin ve olumlu olursa olsun,
bu tarz transitleri ve progresyonları deneyimleyen bir kişinin, bu
gelişim olanaklarını dinleyemeyecek durumda olabileceğini de
unutmamalıyız. Özellikle yaşamı tamamen maddesel ve dışa dönük bir
şekilde gören pek çok kişi için, zorlu bir transitin veya progresyonun
derin anlamını görebilmek uzun bir zaman alabilir. Bu dönemi yaşarken
acıları ve çelişkileri dışında başka bir şeyin ne farkında varırlar, ne
de duyabilirler.
2. Duygusal
Konular
Transit ve
progres açıların aynı zamanda duygusal ifadeleri de vardır. Bu da
psikolojiktir, ancak hem hissediş düzeyinde hem de tetiklenen bilinçaltı
dinamiklerle alakalı olarak, daha ziyade kişinin tepkileriyle ilgilidir.
Genellikle geçmiş ve bugün işin içindedir. Transitler veya progresyonlar
esnasındaki duygusal tepkilerimiz çok karmaşıktır ve büyük oranda
kendimizi ne oranda tanımayı başarabildiğimizle, egonun ne derece güçlü
oluşuyla, tetiklenen duyguları ne kadar kontrol altına alabildiğimizle
ve ebeveynsel kompleksler hakkındaki bilgi seviyemizle alakalıdır.
Önemli bütün
transit veya progresyon açılarında, özellikle benzer açılar geçmişte de
yaşanmış ise, geçmiş deneyimler tetiklenir ve bu deneyimlerin
hatıralarını ve başka olaylarla ilişkilendirilmelerini incelemeliyiz.
Keza, ‘anlam’ açısından çok olumlu ve üretken olabilecek bir deneyim,
doğası gereği, sürecinin bir parçası olarak, çok acı verebilir. Tüm bu
faktörler duygusal boyutta yer alırlar, ve bu yüzden, bir transitin
duygusal tepkisi teleolojik açıya göre çok farklı olabilir.
Bir transitin
veya progresyonun anlamı ile kişinin o dönemde hissettiklerinin ve
yaptıklarının arasında hiçbir ilişki yok gibi görünebilir. Astrolog ve
özellikle danışan bu konuda bayağı şaşırabilirler. Hiç hoş olmayan
Jüpiter transitleri gördüm. Genellikle oturup, ümitle Jüpiteri bekleriz,
“Ay ne hoş, Jüpiter Güneş’im ile kavuştuğunda çok hoş bir şey olacak”
diye bekleriz. Gerçekten de teleolojik açıdan çok muhteşem bir şey
gerçekleşebilir, ancak gerçek hayatta hissedilen duygusal bir kabus
olabilir.
Örneğin,
Boğa’da pek çok gezegeni ve kuvvetli bir Satürn’ü olan çok maddiyatçı
bir adamı ele alalım. Sağlam bir yapı ve düzen ihtiyacı çok kuvvetlidir.
Bu kişinin 23 yıllık, sadakatle geçen bir evliliği, 2 çocuğu, iki
arabası, güvenilir bir işi ve düzenli ödemelerini yapabildiği büyük bir
evi olduğunu farz edin. Progres Venüs’ü 5. evdeki natal Jüpiter’e
geldiğinde duygusal ve maddesel düzeyde onun için pek harika şeyler
yaşanmayabilir. Astrologlar olarak biliriz ki, böyle bir progresyonun
yaratacağı kalp açılımı, bu kişinin ihtiyacı olan tek şey olabilir.
Ancak bu arada, erkek karısına ne diyecek? Mahkeme masraflarını nasıl
karşılayacak?
Her şey
kişinin nasıl yaşadığıyla alakalıdır ve doğum haritasındaki farklı
oluşumların farkında olup olmamasına bağlıdır. Hiçbirimiz içimizdeki her
şeyin farkında olduğumuzu söyleyemeyiz. Dolayısıyla bu bilinçdışının
derecesine göre değişir. Eğer bir kişi güvenlik ve sosyallik adına erken
bir evlilik yapmış ise ve 5. evdeki Jüpiter’in aşırılıkları acımasızca
bastırılmışsa, bu tarz bir progres büyük çapta bir çelişkiyi ve acıyı
ortaya çıkartır. Bu kişi eşinin dışında bir kişiye aşık olabilir ve
bunun sonuçlarıyla yüzyüze gelmek zorunda kalabilir. Bazen Jüpiter’in
ipleri koparmasını eş temsil eder. Bu tür aşikar yansıtmaları
danışanların haritasında görmek çok olasıdır. Birisi beyaz atlı prensini
veya rüyalarının prensesini beklerken, transit Uranüs natal Venüs’ün
üstünden geçer ve onun yerine, kişinin eşi onu terkeder. Bilinçdışı
psişenin bir transitin veya progresyonun ifade ediliş tarzını ne kadar
güçlü etkilediğini anlamak konusunda niçin bu kadar gönülsüzüz?
Bazen de
mutlu bir transit esnasında büyük bir depresyon yaşanabilir. Benefikler
işin içinde olduğu zaman ben bunları çok gördüm. Jüpiter natal Güneş’e
gelebilir veya progres Güneş Venüs ile kavuşum yapabilir ve astrolog
mutluluk ve doyum zamanının geldiğini farzeder. Onun yerine kişi kara
deliğe düşebilir. Mutlu bir deneyim suçlulukla dolu, ebeveynlerle
bağlantılı derinlere gömülmüş duyguları yansıtan bir çelişkiyi
tetikleyebilir. Veya Jüpiter başarısızlık duygusunu şiddetlendiren bir
tarzda kullanmadığımız potansiyellerimizin farkına varmamızı işaret
edebilir. Gelecekteki olanaklara açılan tüm köprüleri yıkmış, katı bir
yapının içine kendimizi gömmüşsek, kendimize şunu sorabiliriz: “yaşamın
amacı nedir?”. Jüpiter potansiyelimiz ile şimdiki koşullarımız
arasındaki uçurumu bize farkettirdiği için bizi depresyona sokabilir ve
bu uçurum hayatımızı nasıl harcadığımızı düşündürterek bizi utanç içinde
bırakabilir.
Dolayısıyla,
bir transite veya progresyona verilen duygusal tepki, anlamından çok
farklı olabilir. Teleojik anlamından çok farklı olan duygusal durumları,
danışanlarımıza çok iyi bir şekilde anlatmak zorundayız. Gezegenin
hareketinin anlamıyla çok meşgul olduğumuz zaman, kişinin o şekilde
hissetmeyebileceğini unutabiliriz. Teleolojik açıdan dönüşüm olsa bile,
kişi başına gelenler yüzünden çok korku içinde olabilir. Sonucun olumlu
olacağını biz bilebiliriz, ama danışan hissedemeyebilir. Eğer danışanın
o anki duygusallığını anlamazsak ve onun farkındalığa ulaşmasına
yardımcı olacak herhangi kişisel, psikolojik bir noktaya ulaşamazsak,
tüm yaratıcı tahminlerimiz onun gözünde saçmalamakla eş hale gelir.
Bir düzey
olmadan öteki düzey eksik kalır. Zor transitler esnasında kişilerin
nasıl hissettiklerini anlamak çok önemlidir. Pek çok transit acı doludur
ve öyle olmadıklarını iddia etmek veya kişiyi olumlu hissetmeye zorlamak
körlük ve aptallıktır. Eğer birisinin progres Venüs’ü natal Kayron’a
kare yapıyorsa ve “ben üzgünüm” diyorsa, “saçmalık bunlar, olumlu ve
coşkulu hissetmen gerekir, çünkü bu iyileşme dönemidir” diyerek doğru
bir cevap vermiş olmayız. Kesinlikle iyileşme temasından bahsedebiliriz,
ancak odaklanmamız gereken bu dönemde olabilecek yalnızlık, dibe vurma
temalarından ve kişinin karşılaşabileceği adil olmayan davranışlardan da
konuşmamız gerekir. Bu şekilde neden üzgün hissettiği konusunda da
akılcı açıklamalar yapabiliriz. Keza, Kayron’un tetiklendiği önemli eski
transit ve progresyon zamanlarını da dikkate alarak, geçmiş hakkında da
konuşmamız gerekebilir. Derin iç değişimlere eşlik eden duygular
genellikle aşırı rahatsızlık verirler.
Bazı
açılardan, üç ifade düzeyinden en karışık olanı duygusallıktır, çünkü
kişinin bilinçliliğinin gizemi ile karşı karşıya kalırız. Duygusal
gerçeklik anlam ile maddesel boyutta tezahür etme seviyelerini birbirine
bağlayan ve, aynı zamanda, kişisel seçim özgürlüğümüzü
gösterebileceğimiz fırsatı sunan alandır. Somut olarak ifade edilmesini
gerektirecek kadar katılaşmış bir psikolojik meseleyle karşılaştığımız
zaman, sadece geleceği planlayabiliriz, ancak bugünün gerçekliği içine
örülmüş olan şeyleri iptal edemeyiz. Bu zemin, Jung’un ve Hillman’ın ruh
diye isimlendirdiği zemindir, ve madde ile tin arasındaki aracıdır.
Transit
Satürn natal Güneş’ine karşıt açı yapan birisi, teleolojik açıdan,
kişisel kimliğini anlaması konusunda çok büyük bir fırsata kavuşmuştur,
ancak o kendisini derin bir depresyonda ve güvensiz hissedebilir.
Kendini başarısız olarak görebilir, geçmiş başarılarını yok sayabilir.
Ebeveynleri, özellikle babası veya babalık kompleksiyle ilgili konular
su üstüne çıkabilir. Bu transitin mücadeleleri kurban olmak olarak
algılanabilir. Kişisel kimliğin temeli hakkında sorular ortaya çıkabilir
ve daha sağlıklı bir dünya görüşü geliştirebilmek için hayat hakkında
varolan pek çok davranışı ve varsayımı temizlemek gerekir. Eril
enerjiyle olan ilişkiler – gerek kendi içindeki gerekse hayatındaki
erkeklerle ilgili – komple bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Güneş’e karşıt yapan bir Satürn transitinde insan hoş olmayan pek çok
şey hissedebilir ve kötü hissetiği zaman da astroloğunun bu mutsuzluğu
farketmesini ve nedenini anlamasına yardımcı olmasını bekler.
Spiritüelliği güçlü bir astroloğun bu seviyede çalışabilmesi için
psikoterapi deneyimi kazanması gerekebilir.
3.
Maddeselleştirme
Transitlerin
ve progresyonların üçüncü düzeyi madde boyutudur. Hepsi olmasa bile,
çoğu astrolojik yaklaşım bu seviyeye odaklanmıştır. Bu seviyede çalışan
bir astrolog, belirli bir transit veya progres açısı meydana geldiği
zaman, öncelikle madde dünyasında neler olabileceğiyle ilgilidir. Bu
yaklaşım basit görünse de, aslında çok karmaşıktır. Bir gezegen
hareketinin somut olarak bir şey üretmesi veya nasıl üreteceği, içsel ve
dışsal bir çok konuya bağlıdır. Önemli bir unsur, kişinin, eğer çok
yüklenmişlerse ve ego bilincinden çok kopmuşlarsa, maddeselleşmeye
eğilimli olan, kompleksleridir. Eğer karma denen bir şey varsa o zaman o
da bir unsur olur. Genetik ve psikolojik aile mirası da önemlidir. Aynı
zamanda çevrenin önemini de unutmamalıyız, özellikle geçerli sosyal
davranışlar ve dünya görüşü, çünkü az ya da çok, insan her zaman parçası
olduğu kolektif bilinçten de etkilenir.
Her yaşamda
bir ömür döneminde, ruhun veya özbenliğin gerçekleştirmek istedigi bir
kader de var olabilir. Yunan felsefesine göre, kişiyi etkileyen iki
çeşit kader vardır, “erinyes” ve “daimon”. “Erinyes” kabaca ata mirasına
denk gelebilir ve “Daimon” da ruhun kişisel amacı veya kaderidir. Aynı
zamanda kolektif kader de olabilir –insan toplulukları veya milletler,
insan evrimi için özel bir amaca ve belirli bir ata mirasına sahip
olabilirler. Birey olarak bazen kendimizi, kendimizden büyük
hareketlerin içinde bulabiliriz, çünkü bizzat kendisi gezegenlerin
döngüleriyle bağlantılı büyük insanlığın parçasıyız. O halde, bu büyük
insanlığın kaderini de paylaşırız ve ırksal, dinsel ve sosyal arka
planımızın getirdiği psikolojik yükle de uğraşmamız gerekebilir.
Tüm bunlar,
hepinizin kendi kişisel inanç ve kararlarınızla cevap verdiğiniz felsefi
sorulardır. Transit ve progresyonların maddesel yorumlarının
parametreleri oldukları için onlardan bahsediyorum. Tüm bahsettiğim
alanlar içinde, sadece kendi bilinçaltımızla ilgili olan yerlerde etkin
olabiliriz. Onu tanıma, onunla çalışma, içindekileri anlama ve
değiştirme yeteneğimiz, eninde sonunda parçası olduğumuz kolektife de
yansıyacaktır. Hatta karmamıza bile etki edebilir. Herhangi bir olayı
öngörmenin temelinde hep bir kişi veya insan topluluğu vardır. Eninde
sonunda, olası olayların nedenini ve şeklini tahmin etmek için, kendi
bahçelerimize geri dönmeye ve orada yetişenleri seyretmeye mecbur
kalırız.
Bir olay Ne
Zaman Gerçekleşir?
Transitlerin
ve progresyonların maddeleştirilmesi ve olayların öngörülmesinde bir
başka önemli konu daha vardır. Ne “olacağını” düşünmeye başladığımız
andan itibaren, bir olayı meydana getiren gizemli ve kalabalık
parametrelerle dolu bir alana gireriz. Bu konunun ne kadar karışık
olabileceğini anlatan bir örnek vereceğim.
Yakın zamanda
bana ilk kez yıllar önce gelen bir müşterim ile ikinci bir görüşme
yaptım. Arada geçen yıllar boyunda onun hakkında hiçbirşey duymamıştım.
Transit Pluto’sunun 4.evde 5° Yay’da olan Kayron’una yaklaştığını
gözlemledim. Görüşme esnasında babası birkaç yıl önce öldüğünü öğrendim.
Müşterim, babasının ölümünün onun için hiçbirşey ifade etmediğini
söyledi. Bu, bariz şekilde onun için bir “olay” değildi. Onunla yakın
bir ilişkisi yoktu. Onun için pek bir şey hissetmediğine inanıyordu, o
yüzden ölümüne hiçbir şey olmamış gibi tepki veriyordu, çünkü en
başından beri onun için hiç var olmamıştı. Bu şekilde kendini ifade
etti. Birinci görüşmemizde babası ile ilişkisini konuşmuştuk ve o
zamandan beri algılaması değişmemişti. Kayron’un haritadaki yerinin
kişiye bir şey hissettirmediğine inanmaya eğilimli değilim. Ancak
müşterim buna inanmıştı ve bu noktada babası hakkındaki görüşmemiz de
noktalanmıştı.
Bayanın bana
ikinci kez gelişinin nedeni ise kayınbiraderinin hastalığı yüzünden çok
üzgün oluşuydu. Kayınbiraderinde sürekli kötü huylu tümörler oluşuyordu
ve ameliyatla alınmalarına rağmen sürekli ürüyorlardı. Müşterim onun
ölmesinden korkuyordu. Anlamadığı nokta şuydu, aslında kayınbiraderine
çok yakın olmamasına rağmen, onun ölmesi fikri onu dehşete düşürüyordu.
Herhangi başka birisinin ölümü, ki buna kocası da dahil (onu son
gördüğümden beri evlenmişti) daha önce bu denli ağır ve şiddetli bir
tepki yaratmamıştı.
Bir şekilde,
hayatında kayınbiraderinin oynadığı rol düşündüğünden çok daha
önemliydi. Onu çok seyrek görüyordu. Arkadaşça bir ilişkileri vardı,
ancak ne onunla evli olan kız kardeşine yakındı, ne de onunla ilgili
erotik fantezileri vardı. Bu yüzden, onun hayatından çıkacağı fikrinin
onu neden bu denli gerdiğini anlayamıyordu. Durumu “mantıksız saplantı”
olarak görüyordu, ki öyleydi. Gözardı etmememiz gereken başka bir nokta
da transit Pluto’nun Kayron’la kavuşum yapmasının yanı sıra, transit
Neptün’ün de natal Güneş’inin üzerinden geçip durmasıydı.
Adım adım
onda gerilim yaratan gerçek olayın aslında babasının ölümü olduğu ortaya
çıktı. Bu garip gelebilir, çünkü babası zaten ölmüştü, ancak
derinliklerinde aslında ölmemişti. Yas yoktu, duygusal ayrılık yoktu,
gerçek ölüm anında kayıp hissi de yoktu. Ancak 4.evdeki Kayron’un
varlığı, Güneş-Jüpiter üçgeni ile beraber, bu baba hakkında çok farklı
hisler olduğunu bana işaret ediyordu. Hem çok pozitif, ama aynı zamanda
çok acılı ve tamamiyle bastırılmış duygular. Bu bayan aslında tüm
duygularını bastırıyordu. Çok zeki olmasına rağmen, adeta bir yuvası
yokmuş gibi enteresan bir boşluğa sahipti.
Babasının 4-5
sene önceki ölümünden sonra, gerçek ölüm natal Kayron’a yaklaşan transit
Pluto ile kesişiyor gibiydi. Müşterimin kayınbiraderi onun babası rolünü
oynamıştı. Onun 22° Yengeç’teki Satürn’ü bayanın 22° Oğlak’taki natal
Güneş’ine tam karşıt yapıyordu,. Onu çok az görmesine rağmen,
kayınbirader müşterime karşı bir sorumluluk hissediyordu ve o da onun
Satürnyen özelliklerine adeta bir kız evlat gibi cevap veriyordu. Onu
garantiye almış, varlığını doğal olarak kabullenmişti, kayınbirader ise
onu güvende hissettiriyordu. Arka planda hep yanındaydı. Müşterim,
herhangi bir şekilde maddi veya duygusal olarak başı sıkışsa, ona
danışabileceğini biliyordu. Bunu hiç yapmamıştı, ancak gerekirse orada
olacağını biliyordu. Kayınbiraderine, inkar ettiği acılı ve karmaşık bir
ilişkiye sahip olduğu öz babası ile bağlantılı, bir tür çocukça ve
bilinçsiz duygularla bağlanmıştı.
Eğer 4.evdeki
Kayron’a Pluto transitini öngörmek isteseydik şöyle diyebilirdik: “Evini
değiştirecek veya başka bir yere göç edecek. Belki de boşanacak.” Biraz
daha cesursak şunu bile diyebiliriz: “Bu bir ebeveynin ölümünü gösterir
ve cok acı dolu ve karışık duyguları açığa çıkartır.” Bu transitin
yorumu, ki transit Neptün’ün natal Güneş’e kavuşum yaptığını da göz
önüne alırsak, büyük olasılıkla babanın ölümüdür. Ancak zaten ölmüş bir
baba bir kere daha nasıl ölebilir?
Müşterim
için, babasının ölümü şimdi gerçekleşiyor. Bu onun gerçekliği. Sizin
veya benim gerçekliğimiz böyle olmayabilir. Bu ölüm ve ölüme eşlik eden
acı duyguların kanlı canlı babasının bir tabuta konması ile bir alakası
yok. O şimdi, ilk defa, gerçek babası öldüğü zaman reddettiği korku,
panik ve acı ile karşı karşıya kalıyor. Aslında onun için hissetmediği
duyguları kayınbiraderine odaklıyor. Kayıbirader bir temsilci,
bilinçdışındaki baba kompleksi için bir kanca. Kayınbiraderin ölüp
ölmeyeceği transitte çok net değil. Bir anlamda önemli bile değil. Onun
sadece ‘ölüm ihtimali’ bu denli güçlü bir tepkiyi doğuruyor. Onun olası
ölümü, artık bilince çıkacak kadar olgunlaşmış olan baba kompleksi ile
eşzamanlı bir tema oluyor.
Bu tarz içsel
ve dışsal olayların farklı şekilde kendini göstermesi bizim “gerçeklik”
olarak tanımladığımız kavramı altüst ediyor. Bir olay, bir transiti veya
progresi temsil ederken, bizim düşündüğümüz gibi olmayabilir. Somut
olaylar, gerçekleştiklerii zaman, kişinin içinde olanları doğru
yansıtmayabilirler. Hayatımızdaki oluşumları tanımlamada kullandığımız
duygularımız aslında bir olayı gerçek hale getiriyorlar. Bize etkisi
olan şeyleri hatırlarız ve bu etki olaylar gerçekleştiği zaman
olmayabilir. Verdiğim kısa örnek az rastlanır değil. Olayların oluşum
zamanları, onların fiziksel oluşum zamanları ile her zaman aynı olmaz.
Bu nedenle haritada önemli bir transit ve progresyon beklerken, hiçbir
şey görünmezken bile bir olay maddeleşebilir ve kendini gösterir.
Bir başka
örnek olarak bir ilişkinin sonlanmasını inceleyelim. Bu, ne zaman olur?
İki kişi fiziksel olarak ayrıldığı zaman mı? Kuşkusuz, ayrılığa bir
tarafın ölümü neden olsa bile, durum her zaman böyle değildir. Pek çok
insan için, fiziksel ayrılıktan yıllar sonra bile, ilişki hâlâ canlı ve
güçlüdür. Bir taraf hâlâ kızgın, kindar ve kaybını atlatamamış olabilir.
Bu özellikle bir ebeveynin çocuğunu kaybetmesi durumunda çok trajiktir.
Çocuğun odası aynen bir müze gibi korunur, hiçbir şeyin yeri değişmez
veya kaldırılmaz, adeta her an dönecekmiş gibi beklenir. Bu boşanan
çiftlerde de görülebilir. Eski eşin resmi hâlâ duvarda asılıdır ve
hiçbir yeni sevgilinin eski eşin en sevdiği koltuğa oturmasına izin
verilmez.
Genellikle
kişiler bundan bihaberdir ve bazen yıllar sonra, eski eş yeniden
evlendiği zaman hissettikleri güçlü tepkilere şaşırırlar. Adeta patlayan
volkan gibi, ruhun gizli bir bölümünde saklanan eski eş ortaya çıkar.
Fiziksel olarak çoktan gitmesine rağmen, varlığı içsel olarak devam
etmiştir ve eski eş başka birisine taahhütte bulunduğu zaman, adeta
şimdi yaşanıyormuş gibi tüm acı kendini gösterir. Aslında, somut olarak
yıllar önce yaşanmasına rağmen, olay gerçekten şimdi olmuştur. Bunu,
progres Venüs Pluto’ya kavuşum yaptığında veya transit Satürn Venüs’e
geldiğinde veya transit Uranüs 7. evdeki Ay’a karşıt yaptığında görürüz.
İlişkiler
bittiğinde, bazen sadece tek taraf için bitebilir. Bazen de ilişkiler
göründüğünden çok önce de bitmiş olabilir. Bir çift beraber yaşamaya
devam ettikleri halde aslında ilişkileri iki, on veya otuz yıl önce
bitmiş olabilir. Fiziksel bir olay olmasa bile bunu ilgili transit veya
progres açısı ile görebiliriz. Haritadaki hareketler somut bir ayrılık
olmasa bile bir şeylerin bittiğine işaret edebilirler. Veya geçerli br
transit veya progres açısı herkesin “Aslında bu yıllar önce bitti”
demesinden yıllar sonra bir şeyin sonunu tamınlayabilir. Bitişler,
başlangıçlar gibi, hayli kişisel konulardır. Farklı kişiler olayları
hazmetmek için farklı sürelere ihtiyaç duyarlar. Bazı olaylar birisi
için anlamsızken, bir başkası için çok anlamlı olabilirler. Ölüm bile
farklı insanlara farklı hisler yaşatır. Bir kişi son dakikaya kadar
ölümü reddedip, korku ve kızgınlık duyarken, bir başkası vakti daha
gelmeden onun yeni bir döneme geçiş töreni olduğunu huzurla kabul eder.
Bir olayın
algılanması –zamanlaması, önemi ve onu yorumlamamız– eşzamanlı transit
veya progresyonlarla tanımlanır, dolayısıyla gezegen hareketleriyle
tanımlanan gerçek “olaylar” aslında psişemizde gerçekleşenlerdir. Dışsal
bir olay kişi için önemli olabilir veya olmayabilir. Eğer kişinin
kuvvetli bir transiti veya progresyonu varsa, bir olayın önemli bir
anlamı olabilir ve kişinin hayatını tamamiyle değiştirebilir. Ancak aynı
olay başka bir zaman tekrarlarsa, kuvvetli açılar olmadığı zaman, olayın
deneyimi tamamen farklı olabilir ve önemli bir olay olarak bile
nitelenmeyebilir.
Bunun
kavramasının zor olduğunu biliyorum, çünkü gerçekliği yorumlamaya
alışkın olduğumuz şekil genellikle “dışarıda olanı” nesnel olarak
almaktır. Fiziksel tezahür (ki bu da tartışmaya açıktır) nesnel
olabilir, ancak onu algılama şeklimiz değildir. “Dışarıda olanı”
algılarımızla nasıl renklendirdiğimizi araştırmak çok rahatsız edici
olabilir. Ve algılarımız horoskopun tanımladıklarıdır, buna transitler
ve progreslerin natal noktalara yaptığı açılar da dahildir. Transit
Satürn Ay’ın üzerindeyken, olayları transit Neptün’ün Ay’ın üzerinde
olduğundan daha gerçekçi ve olumsuz algılamaya ve yanıtlamaya meyilli
oluruz. Transit Uranüs Merkür’ün üzerinden geçerken gerçekleri Kayron’un
transitinden farklı olarak algılarız. Transit Jüpiter Venüs’ün üzerinden
geçerken insanları Pluto’nun geçişine göre çok farklı deneyimleriz.
Değişen insanlar mı, yoksa biz miyiz? Eğer insanlarsa, değişen
algılarımız hayatımıza çektiğimiz insan tiplerini ve onların bize
takındıkları tavırları etkilemiş olabilir mi?
Transit
Uranüs Venüs’e üçgen yaparken bir ayrılık olursa, transit Pluto Venüs
karşıtlığında gerçekleşen ayrılığa göre çok farklı hisler doğurur.
Başkalarının gözüne olay aynı görünebilir. Joe Bloggs karısını terk eder
ve onsekiz yaşındaki sekreteri ile kaçar. Ancak o anda Joe’nun karısı
Uranüs-Venüs üçgenini deneyimliyorsa, kocasından kurtulduğunu için derin
bir nefes alıp sonunda özgürleştiğini hissedebilir. Eğer Pluto-Venüs
karşıtlığını deneyimliyorsa, bu olayın en acı tarafı ihanettir. Eğer
progres Venüs Neptün’e karşıtlık yapıyorsa, kendini kurban gibi
görebilir. Eğer transit Satürn Venüs’e kare yapıyorsa, maddi
güvencesiyle meşgul olabilir ve utanç verici reddedilme karşısında
aşağılık duygusuna kapılabilir.
Olayların
sübjektif boyutunu da ihmal etmemeliyiz. Bir olayın nasıl hissettirdiği,
nasıl anlaşıldığı ve algılandığı ve bir gerçeklik olarak ne zaman
kaydedildiği, natal harita kadar hüküm süren astrolojik “hava durumuna”
göre de tamamen farklı olabilir, çünkü kişi olayları kişisel olarak
algılar. Bu, bir olayı neyin oluşturduğunu tanımlamamızı da zorlaştırır.
Düzey ve zamanlama büyük ölçüde değişebilir. Ve belirli bir gezegensel
hareketle yansıtılan bir durum fiziksel bir olayla bağlı olabilir veya
olmayabilir.
Ağır
gezegenleri dikkate aldığımız zaman olaylar daha da karmaşık hale gelir.
Bunlar doğum haritasında belirli açıları oluşturana kadar ileri, durağan
ve geri hareketlerle iki veya üç yıl, Pluto’nun durumunda ise daha da
uzun bir süre geçebilir. Bu dışsal gezegenlerin transitleri esnasında
birbirinden bağımsız gibi duran bir seri olay meydana gelebilir ve bu
olaylar tek bir transitin tonuyla renklenen bir mercek kanalıyla
algılanır. Dolayısıyla böyle bir dönemde olan tüm olaylar aynı anlamı
veya duyguyu taşıyor gibi görünür.
Eğer aynı
olaylar başka bir zaman diliminde gerçekleşselerdi, aynı şekilde
deneyimlenmezler ve gelişigüzel görülebilirlerdi. “Ah, burada babamın
iki sene önceki ölümü, işverenim ile geçen sene yaptığım kavga ve bu ay
başlayan aşk ilişkim arasında bir bağlantı var; hepsi aynı paketin
parçası.” demezdik. Bu uyuşma duygusunu sağlayan olaylar değil, transit
veya progresyonlardır. Genellikle peşpeşe olayları değil, hayatımızdaki
dönemleri hatırlarız ve bazı belirli olaylarla renklenen bu zaman
aralığı veya dönem duygusu çok sübjektiftir ve o dönemdeki transitlerle
ve progresyonlarla bağlantılıdır. Bir olayı tanımlarken çok dikkatli
olmalıyız, çünkü ne kadar yakından bakarsak o denli sübjektif oluruz.
Bir insanın ölümü esnasındaki açıları incelemek buna çarpıcı bir
örnektir. Bununla sadece ölen insanın haritasında olmakta olan açıları
kastetmiyorum, aynı zamanda ölenin yakınlarının haritalarındaki
transitlerden söz ediyorum Ölümün belirli bir anda gerçekleşen çok
belirgin bir olay olduğunu ve o an için bir harita çıkartabileceğimizi
düşünebiliriz. Ancak hiçbir astrolog tipik bir “ölüm imzası” saptamakta
başarılı olamamıştır –her haritada farklı görünür. Birkaç yıl yavaş
yavaş oluşan açılar o andaki açılar kadar etkin olabilirler. Bazen ölüm
içsel düzeyde gerçek ölüm olayından çok önce gerçekleşebilir ve kişinin
içinde bir şeyin “vazgeçtiğini, teslim olduğunu” yansıtabilir.
Transitlerin
ve progresyonların maddeleşmelerini anlamaya çalışırken, duygusal ve
teleolojik dahil, üç düzeyi de dikkate almalıyız. Duygusal ve teleolojik
düzeyler olayların gerçekleşmesi ve doğumuyla doğrudan alakalıdırlar.
Sadece üç seviyeyi incelemek yeterli değildir, her birininin çok
karmaşık parametreleri olduğunu da unutmamalıyız. Ancak olup bitenin
büyük resmini gördüğümüz zaman, sorumlu bir şekilde, “Şunların olma
olasılığı vardır” diyebiliriz. Bu çerçevelenmiş resim olmadan, adeta
dart tahtasına gözümüz kapalı atış yaparır. Hedefi tutturabiliriz, ama
aynı zamanda birisinin gözünü de çıkarabiliriz.
Çeviren: Şeniz
Ünal
|
Başa Dön
|