Astrolojİ  Dergİsİ

 

 

   ANASAYFA

 

Astrolojiye Giriş

- Giriş-Gezegenler
- Burçlar
- Yükselen Burçlar
- Ay Burçları
- Evler
- Açılar

 

Yazılar ve Konular

- Makaleler 
-
Astroloji Tarihi
-
Mitolojik Astroloji
-
Astroloji ve Sağlık
-
Gezegen Döngüleri
-
Astronomi
 

 

Çeşitli

- Öyküler,Öğütler
-
Rüyalar - Semboller
-
Karikatürler
-
Çin Burçları
-
Doğum Günü Renkleri

 

Tablolar

- Burç Değişimi
- Enlem ve Boylam
- Yaz Saati
- Ay Fazları
- Gökgünlüğü
- Sembol Anahtarı  
  

 

Test

- 4 Element Testi

 

Linkler

- Astroloji Siteleri
-
Kitaplık
-
Barış İlhan Yayınevi

 

Haberler

- Haberler
-
Araştırma
-
Seminer-Eğitim


 

 

          Foto Galeri

      

Okuyucu Mektupları

 

 

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

 

TAROT DERGİSİ

 

 

          

URANÜS: BİLİNENDEN ÖZGÜRLEŞMEK -2

Jeffrey Wolf Green

Burada söz konusu ettiğimiz şey, kendi duyguları, hisleri ve içinde bulunduğu halleri gözlemleyip sınayarak, kendi tekliğini bulmaya çalışan bir grup insandır. Bunu yapmakla bu kişiler, az önce bahsettiğimiz durumlar tarafından kontrol edilmeyi değil, onlardan kurtulmayı amaçlamaktadırlar. Islah edilen benlik, esas doğası veya kimliğini keşfettiğinde, kendini duygusal beden aracılığıyla ifade eder.  İçsel güvenlik, kendini besleme ve kendi gerçek kimliğini kabul etme dersleri kendini gösterdiğinde, acaba bu durum, bu kişilerin nasıl birer ebeveyin olacağını etkilemez mi? Bir grup olarak bu insanlar kendi anne ve babalarından farklı ve "yeni" birer ebeveyin davranışı sergilemezler mi? Doğal olarak, doğuştan itibaren anne ve babalarının ıslah ediciliğini sorgulayan ve açıkca buna isyan edip bunu topluma yayan bir grup olarak bu insanlar kendi çocuklarının tekliğini savunup onları kendileri olmaları için yüreklendirir mi? "Her kimsen, O ol" mesajı, çocuklarına vermeleri gereken en önemli mesajdır, öyle değil mi? Bu insanların çocuklarını etkileyen gezegenin uzun vadedeki gerçek niyeti, aslında, "büyüyüp kendileri birer ebeveyin olduklarında çocukları ve kendileri için yeni bir sosyal ve bireysel kimlik kazanmak için mücadele etme" olarak kendini ifade eder. Uranüs Yengeç burcunda herhangi bir toplumun yapısıyla tanımlanan kristal yapının kırılmasına yardım eder.  İnsan organizmasının evrimleşen büyüme oranını ve gerçekliğini ve onun aile, toplum, ve uygarlık isimleriyle tanımlanan sosyal sistemlerinin evrimini hızlandırır. Bu insanlar tıpkı rüzgarla yol alan bir tohum gibi en uygun yerde büyüyüp serpilmek ve gerekli değişimi gerçekleştirmek üzere birer "tohum insan" olarak Uranüs’ün ışığını içlerinde taşırlar.

Tabii, bu Yengeç’teki Uranüs’ün genel anlamıdır. Peki, Uranüs/Yengeç birlikteliğinin ortaya koyduğu arketip bir insanda kendini nasıl ifade eder? Resmi daha iyi kavrayabilmek için Uranüs’ü 9. Ev’deki Yengeç Burcu’na yerleştirelim. Bu konuda herhangi bir fikri olan var mı?

Cevap: Dini bir gurupta güvenlik aramak.  Eski veya yeni dini öğretileri kendi çocuklarına öğreten kişi. Yolculuk yaparak aydınlanmaya çalışmak. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç etmek. Kültürel bariyerlerin yıkılması. Kültürel köprüler inşa etmek. Felsefenin kültürel motiflerini yıkmak. Dinin kültürel motiflerini yıkıp yerine yükselen bir bilinç inşa etmek.

Bu birlikteliğin temel arketipsel niyeti öncelikle özgür bir düşünür olmaktır. Soyut ve kavramsal düzlemde (9. Ev) bu birlikteliğin niyeti bireyleri kendi doğalarını keşfetmekten alıkoyan yasaklayıcı inanç sisteminden kurtarmaktır. Bu yüzden, eğer, kozmolojik gerçekliği araştıran birey, özgür düşünceyi besleyip destekleyen bir kültür içinde yaşamıyorsa, bu kadar bağlayıcı ve sınırlayıcı olan felsefi gerçekliği karşısına alarak isyan bayrağını çekecektir. İçsel düzlemde bu arketip, bireyin bir çok hayat boyunca topladığı aşırı bilgilerin ayıklanmasını ve gereksiz olan fazlalıklardan kurtulmayı temsil etmektedir. Birey eğer bunu yaparsa Yengeç’in güvensizliği kendini ortaya çıkara bilir, çünkü Yengeç arketipi çoğunlukla güvenliği hali hazırda varolan dışsal yapılarda arar. Yengeç rahimle ilgilidir. RAHİMden ayrılmak güvenliği yitirmek anlamına gelir. Bu yüzden bireyin öncelikle yapması gereken şey, "kendini keşfetmenin İÇSEL RAHİMine terfi etmek" için kozmolojok bir felsefe (deneysel olarak, kozmolojik ve metafiziksel açıdan güvenlik duygusunu tanımlayıp genişletmesine izin veren bir felsefe) keşfetmeye yönlendirmelidir. Yani, kendi inançlarının doğası tarafından sınırlanmayan bir felsefe keşfetmek. Burada ihtiyaç duyulan felsefe, koşulsuz ve yasaksız bir şekilde kişisel genişlemeye izin veren bir felsefedir.

Eğer birey bu arketipe olumlu yaklaşırsa, eklektik bir düşünür olmakla suçlanacaktır. Eklektik düşünür, kendi öz doğasına dayandırdığı düşünceleri ve felsefeleriyle, toplumun temel düşüncelerini yansıtan ve yapay güvenlik duygusu aşılayan felsefelerini tehdit eder. Böylelikle, birey kristalleşmiş temel toplum inançlarının yasaklayıcılığına karşı isyan ettiğinde ya da ailenin dini inançlarına başkaldırdığında, aynı şekilde toplum da ona ve inançlarına baş kaldıran kişiye savaş açacaktır. Bu kesinlikle olacaktır, çünkü birey aile veya toplum tarafından (varolan inançların sağladığı güvenlik ve bağımlılığa karşı çıkan) bir tehdit unsuru olarak algılanacaktır. Aile veya toplumun genel görüşünü oluşturan insanlar tarafından felsefi açıdan soyutlanan kişi, Yengeç’e ait olan "anlaşılmama, fark edilmeme ve beslenip korunmama" duygularla karşı karşıya kalacaktır. Toplumun ihtiyaç duyduğu şeylerin toplum tarafından ortaya konulan temel düşünce ve felsefelerle elde edilemeyeceğini fark eden birey, kendisi adına duyduğu bu ihtiyacı doyurmak için gittikçe daha içe yönelerek felsefi ve duygusal ihtiyaçlarını keşfe çıkacaktır. Böylelikle içsel güvenliğe doğru giden yolda ilk adım atılıp ilk ders öğrenilmeye başlanacaktır. Çünkü, bu şekilde davranan insanlar için en uç noktadaki etki, yalnızca kendi kozmolojik kimliklerini kökünden değiştirmek değil, herhangi bir köktenci sistemin ortaya koyduğu kristalleşmiş ve gelişime engel olan inançları da kırmaya yardım etmektir. Bu insanlar, doğuştan getirdikleri veya sonradan geliştirdikleri yeteneklerini başkalarına öğretirken, yalnızca kendi doğalarını (Yengeç) nasıl kazanacaklarını anlatmak için değil, ayrıca kendi inanç sistemlerinin doğasını ve bu sistemlerin onların kişisel kimlik duygularına ve genel gerçekliğe nasıl katkıda bulunduğunu da anlatmaları gerekir. Ancak öğrenilmesi gereken bir diğer ders de tüm bunları diğer insanlara aktarırken onları konuya yabancılaştırıp isyan ettirmeden (9. Ev), kendi dönüşümlerine ihtiyaç duydukları noktalarda kendilerini anlamalarına yardım etmektir.

Şimdi, Uranüs’ü Yengeç Burcu’nda ve 9. Ev’de doğan insanların yalnızca 1/3’ünün (haritalarında bu davranışı ifade etmelerini gerektiren açı olduğu halde) bunu yukarıda anlattığımız şekilde kullanacağını her zaman hatırlamalıyız. Geriye kalanların 1/3’ü kişisel ve sosyal açıdan kendilerini güvenlikte hissetmek için –çoğunlukla birlikte akabilmek için- kozmolojik gerçekliğin evrimleşmekte olan ve baskın çıkan genel kanısına kendilerini uyduracaktır. Bu tipler, sosyal ve aile sistemlerinin geliştiği ölçüde, kendilerini geliştirecek, genişletecek ve evrimleşecektir. Bu insanlar genellikle yeni düşünce, inanç ve fikirlere açıktır –en azından bunları tartışmaya açıktır. Ancak güvende hissedebilmek için diğerlerinin REVAÇTA OLANLA ilgilendiği kadar.

Geriye kalanlar ise içinde yaşadıkları kültürde veya kültürün geçmişinde varolan geleneksel ve tarikatçı inançlara doğru yönelerek, güvende hissedebilmek için fanatik bir şekilde diğer insanları kendileri gibi düşünmeye ve dinlerini değiştirmeye (9. Ev) zorlarlar veya aynı sebeple "dış" dünyanın etkilerinden izole etmeye çalışırlar. Bu durum bireysel veya grup izolasyonu olabilir.

Soru: Bu durum Terazi’deki Satürn’ü/Neptün’ü, Yengeç’teki Uranüs’e kare yapan günümüz (Uranüs’ü Yengeç’te olan) kuşağı tarafından keskinleştirilmez miydi?

Evet. Dokuzuncu Ev ve Yengeç’te bulunan Uranüs genellikle 12. Evdeki Satürn/Neptün/Terazi birlikteliğine kare yapar -bu nedenle her tür felsefi kültteki potansiyel olguları keskinleştirir -EST, Moonies (dalgın, hülyalı), Scientoloji, birbirinden farklı bir çok Psişik Enstütü, aydınlanmanın veya yanılsamanın farklı mertebelerinde bulunan ve kendi kendini o göreve tayin eden "gurular" da dahil olmak üzere çeşitli "meydan okuyucu" gruplar… . Bu semboller, söz konusu potansiyel olayları şiddetlendirir, çünkü bu insanların içindeki diğer gruplar veya aynı fikirdeki insanlarla kendini ifade etme veya ilişki oluşturma ihtiyacından kaynaklanır. Bu, güvenlikte hissetmek için yapılır (grup ilişkilerinin rahmi ya da aynı düşünceyi paylaşan diğer insanlarla kurulan bireysel ilişkilerin rahmi). Bu semboller ayrıca bireyi "çabuk" aydınlanma arayışına ve çeşitli pop felsefelerine, gruplarına veya gerekli altyapı (Saturn) çalışmasını yapmadan gelişim vaad eden öğretmenlere götürebilir. Eğer gerekli altyapı çalışması yapılmazsa, hangi metod, teknik ve öğretiye başvurulursa başvurulsun kişi sonunda psişik sabitsizlik, kendi hakkında yanılsamanın en uç noktaları, belli derecede içsel suçluluk hissettiren bilgi yetersizliği, bütün dinlere, felsefelere başkaldırı ya da "gerçeklere" isyan etme konularıyla karşı karşıya kalacaktır –kişisel kimliğin, dolayısıyla da güvenliğin üzerinde etki eden inanç kriteri.

Buna benzer Uranyen prensiplerin ve bağlantıların kendilerini nasıl ifade ettiklerini görmek için Uranüs’ü bir diğer burçta örneklemek ister miydiniz?

Cevap: Evet… .

Peki. O zaman bu workshopta bulunan birçok kişide bulunan bir birlikteliğe, yani İkizler Burcu’ndaki Uranüs’e ne dersiniz? Öyleyse tamam. Başlayalım. Uranüs İkizler Burcu’nda olduğu zaman arketipsel niyeti nedir acaba? Bir fikri olan var mı?

Cevap: Düşünce ve zihin özgürlüğü. Jack Kerouac, Yolda, Beat kuşağı, profesyonel veya sonsuz öğrenci, özellikle son on derecede olduğunda hiçbir zaman ölmeyen bir zihin, iletişimde yeni biçimler, yeni tedavi yöntemleri, sezgiler, yeni çocuk yetiştirme biçimleri, eğitimde devrim.

Eğitimde devrim mi? Evet, konudan bir dakika ayrılmama izin verirseniz bir şey anlatmak ıstiyorum. 1800’lerin başında Uranüs Yay Burcu’nda iken, Almanya’da ana okulu açılması gündeme geldi. Anaokulu konusundaki orijinal fikirler olağanüstüydü. Bu fikri geliştiren kişi (Yay) her çocuğu bir çiçek gibi görüyordu –her biri farklı renklere sahip ve hepsi de kendine göre biraz daha ışık, su, oksijen ve nitrojen isteyen birçok çiçek. Bu fikir başlangıçta genel toplum görüşünü savunan insanlar tarafından tepkiyle karşılandı, çünkü böyle bir şeyi hayata geçirmek, genel toplum görüşünün ortaya koyduğu öğreti ve kurallardan ayrılmak anlamına geliyordu –önceleri "alternatif" bir eğitim biçimiydi. Bu "tohum fikir" yıllar sonra birçok kültürün eğitim politikasında "yer alınca" (Saturn) toplu eğitimden bireysel eğitime doğru dönüşen yeni düzen dejenere olup eski sisteme tekrar dönüldü. Bu kez Uranüs 1800’lü yılların ortasında İkizler Burcu’na geçince, Yay Burcu’nda olduğu dönemde ortaya çıkan "yeni" fikirler toplumda kendilerine tekrar yer buldu. Uranüs tekrar Yay Burcu’na geldiğinde kurulu düzen dejenerasyonla sonuçlanır – eğitim sistemiyle ilgili yeni "tohum fikirler" kavramsal olarak ortaya çıkar. Hepimiz de şu anda yaşayıp görüyoruz; Yay Burcu’ndaki Uranüs "alternatif" okullar için bir rönesans değil midir? Toplum bütünlüğü içinde 3 temel felsefi dala ayırdığımız her 3 grup da çocuklarına daha iyi bir eğitim sağlayabilmek için özel okullara akın etmiyor mu? Her iki olay da Neptün’ün Yay Burcu’nda olduğu dönemde başladı ve Uranüs’ün Yay Burcu’na girmesiyle hız kazandı.

Neptün 1980’lerin başında Oğlak Burcu’na girdiğinde alternatif özel ortaokullar ve liseler gelişimci sosyal dinamik içinde kendini ifade etmeye başladı. Uranüs Oğlak Burcu’na girdiğinde dinamik kendini, şu anda özel/alternatif okullarda bulunan birçok çocuğun daha yaşlı (Oğlak) olacağı gerçeğini göz önüne alarak hızlandıracaktır. Böylelikle şu anda var olan bir çok özel/alternatif küçük okul öğrenci nüfusunun olgunlaşması ihtiyacını ortaya koyacaktır. Burada söz konusu olan tehlike tabii ki devlet okullarının dejenerasyonudur, çünkü ailesi özel okul masrafını karşılayabilen bir çok çocuk özel okullara hücum edecektir –Pluto Akrep’te. Tarihi kökene sahip olan bir diğer tehlike de eğitim felsefesi ve metodunu kendi kendine geliştiren köktenci ve dini topluluklar olacaktır; mezhep kurallarına uygun olmayan herhangi bir fikrin, düşüncenin veya prensibin dışlanması. Bu tür hataları ve trajedileri barındıran birçok tarihi olay arasında en önemlilerinden birisi de 4. Y.Y.’ın son yarısında muhteşem İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılmasıdır. Bu trajik dönemde Uranüs neredeydi, tahmin edin bakalım! Uranüs Oğlak Burcunda Satürn ile kavuşum halinde idi. Köhne ve çok dar bir açıya sahip olan Hıristiyan köktenciler bu olayın arkasındaydı. Bu tür kutuplaşmalar şu anda dünyanın birçok yerinde devam etmektedir. Bu durum Neptün’ün Oğlak Burcu’na girmesiyle başlar ve Uranüs’ün Oğlak Burcu’na girmesiyle hızlanır. Bu tür karşıtlıklar daha sonraları bir yetişkin olacak olan çocuğun bireysel ve sosyal durumunu uzun vadede nasıl etkiler? Bu durum, Uranüs’ün Yay Burcu’na gelip bu tür bir grup bilinci oluşturarak bize öğretmeye çalıştığı şeyin ta kendisidir. Ümit verici bir biçimde, bu bilinçlilik gerekli olan eğitimsel simgeleri oluşturmak ve ebeveyinler, eğitmenler ve idareciler tarafından TÜM grubun ihtiyaçlarını temin etmek üzere baskın çıkacaktır: örneğin, herkes için (Pluto Akrep’te) çeşitlilik (Yay) içeren ve kulanılabilir olanda birleşmek (Neptün). Bireysel ve kolektif trajediye yol açabilen aynı sembollerin bu yanıltıcılığı, aynılıkta birleşmek fikrine dayandırılabilirdi. Ve tabii ki bu temalar bireysel ve kolektif olarak yaşantımızın diğer bütün alanlarına yansır.

Şimdi Uranüs’ün İkizler’deki belirgin arketipsel niyetine geri dönelim. Uranüs İkizler’de olduğunda özgürleşme en derin seviyede nerede gerçekleşir? İkizler’deki Uranüs fikirlerden özgürleşme anlamına gelir. Fark her ne olursa olsun, içinde yaşadığımız gerçekler ve fikirler arasında çok net bir ayırım söz konusudur. Hepimiz de evrene bağlı bir Güneş Sistemi’nde yaşıyoruz. Bu ampirik bir gerçektir – İkizler. Bu durumu açıklamak için yaşama ait bir gerçek veya kanun (Yay) olmak zorundadır. Şimdi, özgürleşmenin nerede yattığını görebiliyor musunuz: fikirler arasındaki farkta; örneğin, doğru olduğunu düşündüğüm şey, entelekt açıdan benim kendi gerçekliğimi içinde bulunduğum gerçekliğe göre nasıl organize ettiğimle ilgilidir – İkizler; gerçekler, gerçekler, şu gerçek bir fikir elde etmek için bu gerçekle nasıl birleşir… .

Soru: Bu, İkizler’in fizik Yay’ın da metafizik olması gibi mi?

Tam demek istediğim şey. Yay ve İkizler’in buluştuğu nokta şudur: Yay "metafiziksel kanunun" temelidir, ve bu kanun da sizin "fiziksel kanun" (İkizler) dediğiniz şeyin temelidir. Uranüs’ün İkizler Burcu’nda yarattığı kuşak bu meydan okuyuşa sahiptir. İşte bu yüzden, bu kuşak olgunlaşmaya başladığında böyle bir rönesans ve metafiziksel, felsefi, bilimsel ve dini düşüncelerde bir genişleme yaşandı. Bu durum bizim diğer insanlarla nasıl ilişkiler kurduğumuzu etkiler ve etkilemektedir. İkizler'deki Uranyen özgürleşmenin bir diğer şekli de tepki gösterme ve cevap verme arasındaki farkı öğrenmektir. Ne zaman konuşup ne zaman susacağını bilmektir. Bu, çok enteresan bir kuşaktır çünkü, -Merkür, İkizler ve Uranüs- her üçü de sizin elektrik dediğiniz şeyle ilişkilidir. Evrenin temel prensibi veya sebebi ZEKAdır ve bu, elektrik vasıtasıyla yansıtılmıştır. Zeka, sınırsız bir çeşitliliğe sahiptir: form. Uranüs yansıyan yaradılışın kendisiyle, Merkür ve İkizler ise bu yansıyan yaradılışın aldığı belirgin çizgilerle ilişkilidir. Bunu şöyle anlatabilirim; Uranüs evrende var olan bağımsız elektriktir, İkizler ve Merkür ise bu elektriğin kablolara ve aygıtlara kanalize edilmiş halidir. Yansıyan yaradılışın formlarından bir diğeri ise insan beynidir.

devam edecek...

Çeviren: Mehmet Arap

Jeffrey Wolf Green yirmi beş yıldan bu yana Seattle'da profesyonel astrologluk yapmaktadır. Pluto:The Evolutionary Journey of the Soul, Cilt 1-Cilt 2'nin yazarıdır. Ayrıca Evrimsel Astroloji Okulunun kurucusudur.

Başa Dön

© 2008, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.