Astrolojİ  Dergİsİ

 

 

  ANASAYFA

 

Astrolojiye Giriş

- Giriş-Gezegenler
- Burçlar
- Yükselen Burçlar
- Ay Burçları
- Evler
- Açılar

 

Yazılar ve Konular

- Makaleler 
-
Astroloji Tarihi
-
Mitolojik Astroloji
-
Astroloji ve Sağlık
-
Gezegen Döngüleri
-
Astronomi
 

 

Çeşitli

- Öyküler,Öğütler
-
Rüyalar - Semboller
-
Karikatürler
-
Çin Burçları
-
Doğum Günü Renkleri

 

Tablolar

- Burç Değişimi
- Enlem ve Boylam
- Yaz Saati
- Ay Fazları
- Gökgünlüğü
- Sembol Anahtarı  
  

 

Test

- 4 Element Testi

 

Linkler

- Astroloji Siteleri
-
Kitaplık
-
Barış İlhan Yayınevi

 

Haberler

- Haberler
-
Araştırma
-
Seminer-Eğitim


 

 

          Foto Galeri

      

Okuyucu Mektupları

 

 

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

 

TAROT DERGİSİ

 

 

          

URANÜS: BİLİNENDEN ÖZGÜRLEŞMEK -7

Jeffrey Wolf Green

Soru: Uranüs transitinin kendine yaptığı karşıtlıktan (oppozisyon) bahseder misiniz?

Elbette. Bu transit pek çok insanda deneyimlenen meşhur orta yaş krizi ile bağlantılıdır. Genellikle, 38 ve 42 yaşları arasında meydana gelir. İnsanlar neden bunu bir kriz olarak deneyimlerler? Bu kriz neyle ilgilidir? Bu duruma olumlu ve yapıcı olarak cevap vermenin en iyi yolları nelerdir ve nasıl olmalıdır? 84 Yıllık Uranüs döngüsünün bütünü içinde bu dönem ne anlama gelir? Her şeyi belli bir bağlam içinde yorumlamamız gerektiğinden ve Satürn her zaman kişinin yapısal gerçekliğinin ana fikrinin tümüyle ilişkili olduğundan, Satürn’ün transit döngüsü ile kesişen Uranüs transit döngüsünü nasıl yorumlamalıyız? Uranüs kendisine karşıtlık yaptığında, kişide psikolojik ve fizyolojik etkilere sebep olan yapısal oluşumu anlayabilmek için incelememiz gereken ilk dinamik veya arketip, Uranüs ve Satürn arasındaki karşılıklı bağlantıdır. Uranüs 84 yıllık bir döngüye sahiptir, Satürn’ün döngüsü ise 28 yıl sürer. Üç tam Satürn döngüsü bir tam Uranüs döngüsüne eşittir. 360° olan zodyaktaki temel yatay ve dikey hatlardan dolayı, arketipsel olarak Satürn kendisiyle, her yedi yılda bir, yapısal gerçeklik gerginliklerine sebep olur yani; 7, 14, 21, 28, 35, 42, 49, 56, 63, 70, 77 ve 84 yaşlarında. Uranüs ise , özgür olma ihtiyacını, bilinenden kurtulma ihtiyacını 21, 42, 63 ve 84 yaşlarında tetikler. İlginçtir ki, Uranüs üzerinde yapılan ayrıntılı incelemeler sonunda gezegendeki mevsimlerin 21 yıllık döngülerden oluştuğu ortaya çıkmıştır.

Kişi 21 yaşındayken, Uranüs kendine ilk dördün kare açısını yapar, 42 yaşındayken karşıtlık oluşturur, son dördün karesini 63 yaşındayken gerçekleştirir ve döngüyü 84 yaşındayken tamamlar. Satürn ise 21 yaşındayken son dördün karesini yapar, 42 yaşında kendisine karşıtlık oluşturur, 63 yaşında ilk dördün kareye başlar ve 84 yaşında üçüncü döngüsünü tamamlamış olur. Böylece, Uranüs ile Satürn arasındaki kesişme, kişisel, sosyal veya grupsal bağlamı ne olursa olsun, tüm insanların yaşamlarında bulunan doğal geçiş (değişim) noktalarıyla ilintilidir. Sorunuzu cevaplamanın en iyi yolu, bu doğal geçiş kavşaklarındaki ARKETİPLERİ tanımlamak olacaktır.

21 YAŞ: İlk kare açı, eylemde kriz oluşumuyla ilgilidir. Rudhyar’a göre son kare açı, bilinçte; inançlarda bir kriz oluşumuyla bağlantılıdır. Buna göre , Satürn ile Uranüs kesişmesinin, her birimizin içinde bulunan kendi inançlarımızı belirleme ihtiyacı ile ilişkisi vardır ki, bunun sonucunda kendimizi içinde bulduğumuz dünyanın ve sosyal çevrenin taşıdığı genel koşullar dahilinde tüm yaşam biçimimizi, yönümüzü ve var olma biçimimizi belirleriz. Bu arketipsel ihtiyaç, yaşamın bu döneminde ilk defa doruğa çıkar. İnanç duygularımız, büyük ölçüde ebeveynlerimiz, bölgesel- milli çevre- ve koşullar ve bu döneme kadar yaşanan ömrün bilinçaltı anıları ile şartlandırılmıştır. Bir insanın inandığı şeyler değerlerini, yaşamı genel olarak nasıl gördüğünü ve yargıladığını, aynı görüşü paylaşan veya paylaşmayan diğer insanlarla nasıl ilişki kurduğunu belirler ve esasında kişinin amaçlarının, tutkularının doğası ve yaşamda var olma biçimi ile yakından ilgilidir. Bu evrimsel kavşakta kişi, yeni inançlar belirleyebilmek adına, inançlarını şekillendiren tüm şartlandırmaları ayrıştırma ya da onlara isyan etme ihtiyacı hisseder. Yeni inançları, sürmekte olan BİREYLEŞMENİN (Uranüs) evrimsel ilerlemesini ve yaşam için GEREKLİ olan amacını gerçekleştirmesini kolaylaştıracak inançları yansıtacaktır.

Satürn’ün ZAMAN ve MEKAN ile olan ilişkisini düşünürsek, bu kavşak hepimizdeki duygusal ve sosyal olgunlaşma sürecinin hızlanmasını da temsil eder. Soy ailemizden (Satürn/Ay) ayrılışımız (çekiliş, Uranüs) hızlanır. Kendi inançlarımızı belirlemek için ortaya çıkan gelişimsel kriz ve ihtiyaç sonucunda, yaşamın bu döneminde hangi yöne gittiğimiz ile ilgili kriz de yoğunlaşır. Böylece, 21 yaşındayken deneyimlediğimiz bu çekiliş ve huzursuzluk, geriye adım atmamıza ve daha önce nerede bulunduğumuz (çocukluğumuz) ve buradan nereye gitmek istediğimiz üzerine kafa yormamıza yol açar. Bu bizim KENDİ yaşam yönergelerimizi belirleyecek kararlar verebilmemiz ve gerçekten neye inanıp, nelere değer verdiğimizi belirleyebilmemiz için karşımıza çıkan ilk fırsattır. Şimdi üzerinde karar verdiğimiz inanç ve değerler gelecek uzun yıllar boyunca var olma şartlarımızı ve yapısal realitemizi şekillendirecektir.

Bunu anlamak çok önemlidir çünkü insanların çoğu ( % 70 gibi) bu dönemde bireyleşMEZler (Uranüs). Pek çoğu etkin olan akran guruba ve gurubun (Satürn ve Uranüs) ortak inançları ve değer yargılarına göre kendini bireysel olarak tanımlama peşinde olur. Bu yüzde yetmişlik gurup bireyleştiğini düşünür, çünkü en azından yeni fikirler, hayata değişik bakış açıları, yaşamın içinde farklı bir biçimde yer alma yolları deneyimleyerek, ebeveynlerinin hayat tarzları, inançları ve değerlerine çeşitli derecelerde isyan ediyorlardır. Ancak, aslında gerçekten inandıkları ve değer verdikleri şeylerin neler olduğunu bağımsız ve benzersiz şekilde tanımlayabilecek noktaya kadar kendilerini sorgulamazlar. Bu yüzden, yaşam yönlenmeleri, amaçları ve hayat tarzları hakkında verdikleri kararlar etkin akran gurubun ustalıkla uyarlanmış, mükemmel uzantıları olur.

Bu noktada genellikle, insanların yüzde otuzu, akran gurubun baskısından bağımsız bir şekilde, kendilerinin kim ve ne olduğu hakkındaki sezgilerini dikkate alarak inanç ve değer sistemlerini belirlemeye teşebbüs eder. Çoğunlukla, bu insanlar, tüm sosyolojik düşünceler dizisinin geniş bir alanını yansıtan çeşitli fikirleri, felsefeleri, yaşam deneyimlerini ve farklı insan tiplerini analiz eder. Aslında, bu gurup zaten yaşam ve yaşamın ne olduğu hakkında açık fikirlidir. Yaşamlarının bu dönemlerinde, sabitleşmiş değerler ve inançların üzerine, hazıra konmayı istemezler. Bu kavşağa gelen bu gurup, çoğunlukla ne OLMADIĞININ farkındadır.

42 Yaş: Bu kavşakta hem Uranüs hem Satürn kendilerine karşıt açıda transit yaparlar. Buradaki sembolizmin arketipsel maksadı geriye çekilip daha önceden gelen ve kişiyi bu noktaya getiren herşeyi analiz etmektir. Karşıt açı döneminin en önemli arketipi ANLAM, UYGUNLUK ve BÜTÜNLENME ihtiyacı ile ilintilidir. Meşhur orta yaş krizi, işte bu kavşakta kendini gösterir. Gerçekte neye inandığını ve neye değer verdiğini bağımsız bir şekilde sorgulamayan yaklaşık yüzde yetmişlik gurup için, orta yaş krizi iki temel dinamiğe dayanır:

1- Kişi aniden ve beklenmedik bir şekilde kendini yapısal realitesini oluşturan her şeyden, esaslı bir geri çekilme içinde bulur. Bu geri çekiliş, gittikçe artan bir huzursuzluk ve sinirlilik durumuna, kişinin var olan zorunluluk ve görevlerinden kurtulma arzusuna ve de bu zorunluluk ve görevlerin mahiyeti YÜZÜNDEN, yaşamında en çok yoğunlaşan ve bastırılan bölümleri değiştirme isteğine sebep olur. Onlarınki, aniden akran grubun uzantıları olan inanç ve değer yargıları içinde bir yaşamı sürdürdüklerinin farkındalığına varmaları sonucunda karşılaştıkları anlam, uyum kaybı ve bıkkınlıktır. Durum bu olduğunda, inanç ve değerleri köklü bir şekilde, yeniden tanımlama ihtiyacı doğar. Bundan sonra kişinin kimlik kavramını değiştirme gereksinimi ortaya çıkar. Kimlik kavramını değiştirmek yaşam yönergelerini, amaçları ve genel yaşam tarzını değiştirme ihtiyacına neden olur. Bu arketipsel ihtiyaç kişiye bu yaşamda, kendini yoğun bir şekilde sorgulama ve kendi üzerine kafa yorma fırsatı sunar. Bunun sonucunda, Uranyen bireyleşme güdüsü kendini gösterir. Bu güdü bizim şartlı realitemizden (kimlik) kurtulmamıza çalışır.

2- Yaşlanma psikolojisi ve fizyolojisine hız kazandırır. Satürn hipofiz bezinin yöneticilerinden biridir. Bu bez, sistemin kademeli bozulması veya yaşlanması da dahil tüm organizmanın fonksiyonlarını düzenler. Bu kavşakta, artık orta yaşta olduğumuzun, gençlik dönemimizin uzaklaştığının, yaşayacak zamanımızın gittikçe azaldığının ve ölümsüzlüğümüzün tam bir avuntudan başka bir şey olmadığının acı bir şekilde farkına varırız. Kadınlarda yaşlanma süreciyle menopoz başlangıcı ilk ‘sinyallerini’ verir, erkeklerde ise cinsel enerji ve isteklerde azalma olur. Bu gelişmeler hiç şüphesiz pek çok kişide orta yaş krizine sebep olur.

Yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı pek çok insanda orta yaş krizi ortaya çıksa da, çoğunluğu bunu bastırır ve yaşamlarını kendi paylarına düşene veya kaderlerine, adeta seslerini çıkarmadan teslim olarak boyun eğerler (Satürn). Çoğumuzun sahip olduğu zorunluluklar, bağlar ve görevler göz önüne alınırsa, hayatlarımızın bu döneminde, yaşamlarımızı köklü bir şekilde değiştirmek çok ciddi (Satürn) bir karşı durmayı (Uranüs ve Satürn) gerektirir . Yine de bu kriz, yaşamları akran grupların koşullarına göre tanımlanmış olan bu yüzde yetmişlik gurupta, hayatlarının bu devresinde, nasıl ve neden bu noktaya vardıkları konusunda, her ne kadar huzursuzluk verse de, en azından bir farkındalık oluşturur. Bu bireylerin küçük bir yüzdesi, kendi gerçek kimliklerini yansıtmayan her türlü tanımlama ya da şartlanmalardan özgürleşme ve kurtulma cesaretini gösterecektir. Bu durum, öncelikle kişinin NE OLMADIĞI konusunda farkındalığının gittikçe artması yoluyla olur. Bu farkındalık , yeni düşünceleri ve deneyimleri tecrübe etme arzusunu ve statükonun (Satürn) dışında bulunan realiteyi temsil eden insanları yaşamlarına getirecektir. Deneyimlerin belli bir noktaya erişmesi, uygun düşüncelerin/felsefelerin, değerlerin ve bireyin gerçekte olduğu veya oluşturmaya devam ettiği kişiliği yani; şartsız benliği temsil eden ve yansıtan bir yaşam tarzının yavaş yavaş oluşmasına yol açacaktır.

Bu kavşak, daha önceden statükonun haricinde kendini tanımlamaya çalışan yüzde otuz kadarlık gurup için de, mevcut yaşamın gerekliliklerinden uzaklaşma ihtiyacını oluşturur. Huzursuzluk ve yaşamın şartlarından uzaklaşmaya duyulan dayanılmaz istek bu gurubun çoğunluğunda görülen bir durumdur ve bu psikolojik semptomlar, ölümlü olmanın farkındalığının bir yansımasıdır. Ölümlü olmanın farkındalığı, zamanın kısıtlama/daralma özelliğinin (Satürn) yansımasıdır. Bu farkındalık, kişinin mevcut yaşamının şartlanmalarından uzaklaşma isteğini, bu şartlanmalara kafa yormasını sağlamak amacıyla tetikler. Uzaklaşma ihtiyacı huzursuzluk yaratır. Kişinin yaşamı üzerinde düşünme ihtiyacı, geleceğini (Uranüs) sınırlayan (Satürn) her türlü durumu düzeltme, başkalaştırma veya kökten değiştirme ihtiyacı ile bağlantılıdır. Zamanın ve ölümlü olmanın artmakta olan sınırlayıcılığı ile tetiklenen orta yaş krizi, yaşamın gerekli alanlarında gidişatı değiştirme ihtiyacını ortaya çıkarır.

63 Yaş: Bu kavşakta, Uranüs transiti kendisine son dördün kare açıyı oluşturuyorken, Satürn de 56 yaşlarında oluşturduğu ikinci Satürn döngüsünü tamamladıktan sonra, kendisine ilk dördün açıyı oluşturacaktır. Burada yine eylemde krizle (ilk dördün kare açı) bağlantılı olan bir bilinç krizinin (son dördün kare açı) arketipsel temasını görüyoruz. Bu kavşak, tüm gurupların, bu yaşamdaki görevler ve zorunluluklardan ; yani dünyevi yükümlülüklerden tümüyle UZAKLAŞMAK için duydukları aşkın arketipsel ihtiyacı temsil eder. Uranüs’ün bilinenden özgürleşme veya kurtulma deneyimi bu kavşakta şu yolla yaşanacaktır; Bu ihtiyaç aslında, insan organizmasında RNA ve DNA üzerinde programlanmıştır; yani genetik kodlamadan bahsediyoruz. Bu yüzden, organizma sadece yaşlanmayı hızlandıran değil aynı zamanda bilincin içinde bu yaşamla bağlantılı zaman ve mekandan yavaş yavaş çekiliş aşamasını oluşturan hormonları ve enzimleri üretir. Böylece bu psiko/fizyolojik arketip son ve ilk dördün karelerle bağlantılı krizi tetikler. Bu kriz yüzde yetmişlik grubun çoğunda yaşanır, çünkü zamanlarının genel dürtüleri yani kendi nesillerindeki akran gurup tarafından yakalanmış ve şekillendirilmişlerdir. Kişinin hızla geçen zamanın içinde, günlük yaşamında kendini tanımlama şekli ki, bu tanımlama akran gurubun inanç ve değerlerini yansıtmaktadır, bu kavşakta artık değişmeye başlar.

Bu kriz, kişinin şimdiye kadarki yaşamını oluşturan şeylerden, genetik olarak programlanmış olan geri çekilişine duyulan psikolojik direnişi de içerir. Bu direniş, kişinin yaşlanıyor (Satürn) olduğuna dair içten ve dıştan gelen bilgiye karşı duyduğu psikolojik isyana dayanır. Dış dünyasında, kişinin dünyevi pozisyonu ve otoritesi (Satürn) kendisinden genç insanlar tarafından sarsılır veya ele geçirilir. Kariyer açısından bakarsak, pek çok durumda, çağdaş batı kültürlerinde bunu zorunlu emeklilik şeklinde ortaya çıktığını görürüz ve artık çocukları bu dönemde kendilerine yeten yetişkinler olduğundan ebeveynlik rolü de ortadan kalkacaktır. Normalde kişi bu dönemde, ya torun sahibi olur veya çoktan olmuştur. Bu türden otorite kayıpları, şimdiye kadar yaşam dedikleri şeyden geri çekilişlerini güçlendirir. Bu eylem krizi, artık bu güne kadar sahip oldukları kariyer, aile, görev, zorunluluklar ve şimdiye dek kendilerine eşlik eden kişisel kimlik duygusuyla bağdaşmayan, çok farklı (Uranüs) yaşam yönergeleri ve hedefleri planlama ihtiyacını ortaya çıkarır. Bu plan ve yönergeler kişinin hızla azalan yaşam süresi hakkında yoğunlaşan farkındalığını da içerir.

Bu kriz, inançlarda ya da bilinçteki krizle de karşılıklı bağlantılıdır. Bu bağlantı oluşur çünkü, arketipsel geri çekilme ihtiyacı ile ilintili kayıplar, aynı zamanda kişinin iç ve dış dünyasını farklı bir biçimde ( Satürn’le bağlantılı Uranüs) deneyimlemesine sebep olur. Geri çekilme yaşamın şimdiye kadar olduğu şeklinden uzaklaşmasını sağlar veya kişiyi buna zorlar. Bu da, kişinin yaşamını teşkil eden, özellikle de değer ve inançlarını oluşturan tüm dinamikler üzerine düşünmeye yönlendirir veya zorlar. Kişinin dünyadan kendini çekmesi ya da yaşanan kayıpların sonucu olarak, ‘Yaşamım neyi amaçlıyordu, anlamı neydi, şimdi, bundan sonra ne yapmalıyım?’ gibi arketipsel olarak tetiklenen soruları sormasına neden olur. Bu sorular, kişinin varlığını şimdiye kadar oluşanlardan soyutlaması ve kozmolojik bakış açısına göre kendi yaşamını anlayabilmesi ve buna dahil olabilmek için başvuru kaynakları konusundaki bilinç sistemini felsefi olarak genişletebilmesi amacıyla evrensel ( Uranüs’ün 84 yaşında kendiyle kavuşum yapmaya doğru hızla ilerlediği son dördün karesi) bir farkındalığı oluşturabilmesini amaçlayan arketipsel bir niyet taşırlar. Kişinin bilincindeki bu odak kayması, modern zamanlarda yaşayan herkeste görülecektir. Bilinçteki bu odak kayması, yavaş yavaş kişinin zamanı farklı bir biçimde (bu kavşakta Satürn Uranüs’le bağlantıdadır) deneyimlemesi sonucunu yaratacaktır. Kişi git gide, bu yaşamın aciliyetlerinden geri çekilip uzaklaştıkça, daha felsefik ve ilham verici olacak; ivedilik gerektiren durumlara karşı, daha az endişeli ve tepkili davranacaktır.

Bu doğuştan gelen ve doğal arketip, yaşlı insanların modern ve karmaşık batı dünyasının toplumları dışındaki kültürel toplumlarda neden hürmet duyulan insanlar olduğunu gösterir. Bu arketipe sahip olan kültürler, böylece, yaşlı insanların kendilerini önemli, yararlı ve hala önemli bir ailevi ve sosyal fonksiyon olarak hissetmelerini sağlar. Bu sayede, kabul edilmiş yaşlılar olarak bu insanlar, sadece yaşamışlıktan gelen doğal bilgeliklerini paylaşma imkanı bulurlar. Bu kavşakta gerçekleşen bilincin evrenselleşmesi, bu bireylerin genç insanlara evrensel rehberlik ve bilgeliklerini aktarmasını sağlar. Bu rol ve fonksiyon her kültür ve her devir için önemlidir. Kültürün kendisi tarafından desteklendikçe, kişinin yaşlandıkça kriz duygusu azalır, buna paralel olarak yaşlanmaya karşı duyulan isyan duygusu da şiddetini kaybeder.

Bu kavşakla ilgili kriz çoğunlukla, günümüzdeki karmaşık kozmopolit Batı kültürleri ve toplumlarıyla ilişkili modern bir fenomendir. Son zamanlarda bu kültürlerde, yaşlıların rolü gittikçe azalmaktadır. Bu yüzden bu kültürlerin, çocuklarına öğretecekleri, yaşlıların rolünü içeren hiç bir gelenekleri (Satürn) kalmamıştır. Bu gelenek, modern Batı kültürlerinin dışındaki pek çok kültürde, büyük ebeveynler ve yaşlı akrabalar ya da kabile üyelerinin gerçek rol modelleriyle; sayılan ve danışılan büyükler olarak sahip oldukları mevkilerin mahiyetiyle, sonraki kuşaklara aktarılarak bu güne kadar yaşadı ve halen devam ediyor.

Bugün Batı kültürlerinde bu yapılmadığından, isyan, karmaşa ve kriz meydana gelir, çünkü birey kültürel olarak buna hazırlıklı değildir. Bu yüzden, pek çok kişinin, bu kavşağa gelene kadar ne yapıyorlarsa , onu devam ettirmeye, mesela kariyerlerini sürdürmeye çalıştığını görebiliriz. Bu modern Batı sorununun şu anda görülen üzücü örneklerinden biri, Ronald Reagan’ın durumu ve son zamanlara kadar Kremlin’de bulunan yaşlı adamlardır. Modern batı kültürleri bu kavşağın doğal arketipine uyum sağlayamadığı için, ileri yaştaki insanları yaşlı evleri ya da bakım evlerinde depolama hayali ile de karşılaşıyoruz. Arketipin ihlali, gitgide daha fazla yaşlı insanın deneyimlediği günümüzdeki problemleri ortaya çıkarmıştır: mesela, Alzheimer hastalığı, güçsüzlük, keskin ve yaralayıcı alaycılık, felç, kalp krizi, umutsuzluk, depresyon, duygusal uzaklaşma ya da özel biri olarak kabul edilme ihtiyacını yansıtan çocuksu veya diktatör benzeri davranışlar.

Bu fenomen gittikçe daha da büyüyecek, ta ki insanlar, yaşlıların olması gereken konuma gelmelerine izin verecek olan doğal arketipi yeniden uygulayacak şekilde, tekrarlayan mesajları veya sinyalleri dikkate alana kadar. Bu kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşecektir ama kimlikleri, inançları ve değerleri, akran grupların bireysel bir uzantısı olan yüzde yetmişlik grubun bu ihtiyaç karşısındaki büyük uyanışı sayesinde değil. Finansal zorunluluk yüzünden gerçekleşecektir. 84 kadar yılda bir kendileriyle kavuşum yapan Saturn ve Uranüs döngüsünden bahsettiğimizde açıklayacağımız gibi, materyalistliğin gittikçe arttığı zamanlarda yaşıyoruz. Bu yüzden, maddi ve finansal nedenlerle bu ‘depolama’ etkisi sona erecek. Buna sebep olacak spesifik koşullardan biri de, modern Batı kültürlerindeki nüfusun büyük bir çoğunluğunun otuz-kırk yıl içinde ‘yaşlı vatandaşlar’ olacağı gerçeğidir.

Daha önce kendilerini kurulu düzenin dışında tanımlamayı tercih eden ya da 42 yaş döneminde kendi statükosunu gerektiği gibi yeniden oluşturan yüzde otuzluk gurup içinse, bu kavşak, arketipin hedeflediği şekilde yanıt bulacaktır.

84 Yaş: Bu noktada, hem Uranüs, hem de Satürn doğum (natal) pozisyonlarına dönmüş olurlar. Satürn tam üç döngüyü tamamlamıştır. Üç sayısı yaradılışı, yaradılmış olanı devam ettirmeyi ve yaradılmış olanın ölümünü; yani kutsal üçlemeyi (trinity) temsil eder. Böylelikle Satürn döngüsü, tam bir Uranüs döngüsü ile birleşerek, bir yaşam döngüsünün sembolik tamamlanışını simgeler. Bu yaşamın gerekliliklerinden geri çekilme süreci Satürn’ün natal pozisyonuna ikinci dönüşüyle ilintili bir şekilde, fiili olarak 56 yaşında başlar ve 63 yaşında Uranüs etkisiyle hızlanır. Çünkü, bu dönemde 63 yaşını geçmiş herkesin bilincinde zincirleme bir MUTASYON (dönüşüm) vuku bulmaktadır. Dönüşüm, Uranüs’ün son dördün kareden kendisiyle yaptığı balzamik kavuşuma doğru meydana gelen hareketi ile sembolize edilir. Balzamik fazın arketipi mutasyon ve tüm bir döngünün tamamlanmasıdır.

Bilincin mutasyonu, bir varoluş biçiminin başka bir varoluş biçimine, bir bilinç durumunun bir başkasına dönüşmesi anlamına gelir. Bu da, her bir yaşamın görevlerinin, zorunluluklarının, dünyevi sorumluluklarının vb. gerektirdiklerinden, programlı olarak geri çekilişi yoluyla kolaylaştırılır. Bu geri çekiliş, git gide artan, farklı bir zaman ve mekan duygusu geliştirir. Bilincin mutasyonu bilinçte, bu yaşamla özdeşleşmek ve ona kendini adamaktan farklı bir yöne doğru, gittikçe artan bir odak kaymasını meydana getirir. Odak kayması bilinçte, bir SONSUZLUK farkındalığına yol açar. Bu nedenle, kişi zamanın bu noktasında, neredeyse tamamen içine dönük olarak yaşar.

Daha önce altmış üç yıl kavşağında bahsettiğimiz çeşitli psikolojik rahatsızlıklardan etkilenmemiş olanlar için bu zaman, hem bu yaşamda olan ve hem de bu yaşamdan tamamen ayrıştırılmış olanı birebir yansıtan saf bir bilinci deneyimleyeceği bir zaman olabilir; yani bilinçliliğinin farkında olan bir bilince sahip olabilir. Uranüs’ün HER ZAMAN, TÜM İNSANLARDA gerçekleştirmeye çalıştığı durum budur. Bu kavşakta, bazı insanlar geçmişleri ne olursa olsun bunu deneyimlerler. Bu kavşağın arketipsel amacı kişiyi yaşamın bütününden ÖZGÜRLEŞTİRMEK ve KOŞULSUZ hale getirmektir. Bir diğer deyişle mutasyona uğratmaktır. Bu mutasyon, bir sonraki yaşamda zuhur edecek yeni koşullanma eğilimlerinin oluşturulmasına olanak sağlayacaktır.

Bazı bireyler bu dönemde , belki de uzun yıllar daha oldukça faal ve üretken olacaktır. Bu faaliyet, her ne olursa olsun, yukarıda bahsettiğimiz dinamik ve arketiplerle ilintili olarak farklı olarak deneyimlenecektir. Bu bireylerin bazıları, diğer insanlara ilham veren ve benzemeye çalışılan bir İKON olarak hizmette bulunacaktır. Uranüs ve Satürn’ün balzamik kavuşumdan uzaklaşmaya başladığı zaman, 84 yılı aşkın bir süredir yaşayanlar için, gelecek yaşamın tohumları bu yaşamda şimdiden ekilmeye başlayacaktır.

 

Transitler devam    

Çeviren: Serap Şengöz

Jeffrey Wolf Green yirmi beş yıldan bu yana Seattle'da profesyonel astrologluk yapmaktadır. Pluto:The Evolutionary Journey of the Soul, Cilt 1-Cilt 2'nin yazarıdır. Ayrıca Evrimsel Astroloji Okulunun kurucusudur.

Başa Dön

© 2008, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.