URANÜS: BİLİNENDEN ÖZGÜRLEŞMEK
-9
Jeffrey Wolf Green
KOMPOZİT VE SİNASTRİ
HARİTALARINDA URANÜS
Soru:
İnsanlar arasında, ilişkilerde Uranüs’ün rolü nedir? Bunu açıklayabilir
misiniz?
Elbette. Uranüs, her şeyden
önce, çeşitli arzular (etkiler/heyecanlar) yaratabilir, böylece iki insan
arasındaki ilişkilerde (sinastri veya kompozit) etki yapar. Sinastri haritaları,
iki insan arasında bireysel bazda işleyen dinamiklerle bağlantılıdır. Kompozit
haritalar ise, iki insanı bir çift (bütün) olarak ele alan dinamiklerle
bağlantılıdır. İki insanın, aralarındaki dinamiğe nasıl tepki gösterdiklerinin
doğası, tek tek her birinin doğası tarafından belirlenir. Belirli bir bireysel
veya ilişkisel koşul her ne olursa olsun, tüm durumlarda Uranüs’ün arketipsel
niyeti, bireyleşmeye ve statüko realitelerinden bağımsızlaşmaya ivme
kazandırmaktır. Uranüs’ün doğal hızlandırıcı etkisine bağlı olarak, iki insanın
hangi hayat alanında hızlı biçimde birlikte büyümeyi en fazla kılabilecekleriyle
bağlantılıdır. Uranüs’ün bireyleşmiş bilinçdışıyla, yani bilinçaltıyla,
bağlantısı nedeniyle, bu durum, iki insan arasında bir dip akıntısını harekete
geçirerek, ikisinin dizginlerini de mütemadiyen çeker. Çoğu insan bu dip
akıntısının farkına varmaz veya onu yaşam tarzıyla bütünleştirmez (Satürn).
Böyle olduğunda, Uranüs, iki insan arasında bir huzursuzluk, tahmin edilemeyene,
kontrol edilemeyene dayanan bir rahatsızlık şeklinde deneyimlenir. Bunun sonucu
olarak, Satürn, Uranüs'e özgü dip akıntısını bastırmayı, kontrol etmeyi ya da en
azından görmezden gelmeyi deneyecektir.
Bu durumun, iki insan arasında
veya onların iç dünyalarında harekete geçirdiği dinamik gerilim, eğer her ikisi
de, statüko realitesini, bu her ne ise, muhafaza etmeye yatırım yapmışlarsa
kontrol edilebilirdir. Statükoyu tehdit eden dip akıntısı, bazı şeyleri
sorgulamamak üzere açıkça ifade edilmiş veya edilmemiş bir anlaşma yaparak,
örtülü olarak bırakılır. Ancak, iki kişi arasında öngörülemeyen düşünceler,
durumlar ya da patlamalar şeklinde deneyimlenir. Buna karşın, statükoyu devam
ettirmeye yönelik anlaşma nedeniyle, her ne olay olursa olsun gerçekleşmenin
hemen ardından, bu öngörülemez olayların gitmesine izin verilir. Böylece, Uranüs
arketipi gelişmemiş veya azgelişmiş olarak bırakılır.
Diğer durumlarda, kişilerden
biri diğerine yönelik bir otorite konumuna hakim olmak, bunu tanımlamak veya
etkilemek isteyebilir. Fakat Uranüs'e özgü dip akıntısı nedeniyle diğerinin
kendisine karşı başlatacağı isyanla karşılaşacaktır. Satürn''e özgü tepki, diğer
kişinin doğasının Uranüs'e özgü yönü tarafından, bir şekilde tehdit edilme
duygusundan kaynaklanmaktadır. Ancak, diğer kişi kendi doğasının Uranüs'e özgü
yönünü geliştirmeyi arzu ederse, bu durumda, isyan,
kişinin Satürn''e özgü tepki verdiği şeklinde görünecektir.
Bu enteresan bir dinamiktir. Çünkü farklı bir çok nedeni ve tetikleyici
unsuru olabilir. Örnekler verelim: Bir kişi diğerinin ne denli koşullanmış ve
sınırlanmış olduğunu anlayıp, özgürleştirmek amacıyla diğerini Uranüs'e özgü
mesajlarla zorlayabilir. Ancak, aşırı koşullanmış ve sınırlanmış olan kişi bu
durumu muhafaza etmeyi isterse, o zaman, isyan, diğerinin gönderdiği Uranüs'e
özgü mesajlara yönelir. Uranüs'e özgü mesajları gönderen kişi, diğeri
tarafından otorite konumu arzuluyor şeklinde algılanır (Uranüs, Satürn
vasıtasıyla yansıtılmaktadır). Kişinin veya mesajların, esrarengiz, garip,
radikal veya tuhaf (Uranüs) olduğuna hükmedilir (Satürn). Mevcut koşulları
devam ettirme arzusuna dayalı bu isyan, kendisini Satürn vasıtasıyla yansıtan
Uranüs olarak ortaya koyan bireyin kendisiyle bağlantılıdır (İçsel varoluş
durumunu, dışsal gerçeklik koşullarına yansıtmıştır). Aslında diğer kişiye
yönelik görünen bu isyan, gerçekte kişinin kendisine yöneliktir. Fakat, elbette,
bu dinamiği bu şekilde anlayan kişi nadir (Uranüs) bir kişidir.
Kişinin dışsal koşullarının, kendi
içsel varlığını yansıtamaması bunun nedenidir. Çünkü toplumsal veya kültürel
koşullama modelinde böyle bir kültürel norm (anlayış) bulunmamaktadır.
Koşullama modeline bu durum böyle akseder.
Ya da kişilerden biri,
diğerindeki Uranüs'e özgü bireyleşmeyi bastırmanın bir aracı olarak otorite
konumuna hakim olmak, kuralları belirleyip etkilemek isteyebilir.
Fakat nihayetinde, diğerinin kendi kendisine yönelik olarak aynı şeyi yaptığını
keşfedecektir. Bu durum karşılıklı bir isyan veya reddediş yaratabilir. Ya da
iki insan birlikte oldukları başka zamanlarla (Uranüs’ün Satürn ile bağlantılı
olduğu) bağlantılı olan bilinçaltı hatıralardan (Uranüs) kaynaklanan ani bir
hoşlanmayış (Uranüs) yaşayabilirler. Bu tepki, birinden birinin veya her
ikisinin birden ağır Satürn rolünü oynamış olmasından kaynaklanabilir. Şimdi bu
Satürn''e özgü geçmiş vasıtasıyla Uranüs'e özgü tepki oluşturulmaktadır. Bundan
başka, ‘diğer’ kişi, şimdi, birinci kişinin isyan ve koşullanmalardan bilinçli
olarak kurtulma yoluyla halihazırda bireyleştiği bir kişilik tipini veya
realiteyi sembolize ediyor olabilir. Bu durum, diğeriyle işinin bitmiş olduğunu
yansıtan düşünceyi harekete geçirebilir.
Uranüs'e özgü bağlantı son
derece olumlu da olabilir. Sinastride ve kompozit haritalarda iki insanın nasıl
ve hangi alanda birbirine mentör olma işlevi göreceğini sembolize edebilir. Bir
mentör diğerini koşulsuz olarak kabul eden kişidir. Ancak böyle olunduğunda
diğerinin kim olduğu nesnel olarak fark edilebilir. Çünkü, bu
farkındalık,diğerine yönelik herhangi bir koşullu tepki ile çarpıtılmamıştır.
Mentörler, diğer kişinin gerçekten neye ihtiyacı olduğunun tarafsız ve nesnel
değerlendirmesi yoluyla, onun bireysel gelişimini kolaylaştırmaya yardım
edebilirler. Böylece Uranüs'e özgü sembol, sinastri ve kompozit haritalar
sayesinde, iki insanın hangi hayat alanında aynı bakış açısına ve oldukça benzer
zihne sahip olduklarının bağlantısını verir. İki insanın, bilinenden ve kendi
içsel varlıklarının ve dışsal koşullarının statükocu gerçekliklerinden
özgürleşmek için birbirlerine hangi alanda yardım edeceklerini gösterebilir. Bu
yardımı bir çift (bütün) olarak, nerede ve nasıl birlikte kazanılabileceklerini
gösterir. Bu alanlar ve konular, her ikisinin de bireysel ve müşterek yaşam
amaçlarıyla ilgili olarak en fazlayı nasıl ve nerede hızlandırılmış biçimde elde
edebileceklerini gösterir. Uranüs'e özgü bağlantı, koşullanmalardan ve
statükodan özgürleşmeye bağlı olarak, ‘yeni’ yollarla (Uranüs’ün yerleşiminin
sembolize ettiği dinamiklere özel yeni yollarla) deneyimlemeyle ilişkilidir. Bu
tür deneyimler, her bireyin gerçek doğasını en fazla yansıtan yöntemlerin
tedricen geliştirilip yerleştirilmesini hesaba katacaktır. Sinastride Uranüs'e
özgü yerleşimler, iki kişinin de çekildiği konularla bağlantıları gösterir.
Böylece her birinin o zamana kadar yönelimlerini belirlemiş olup, koşullama
modellerinden özgürleştirilmeyi bekleyen içsel dinamikleriyle bağlantı kurar. Bu
nedenle, diğer kişi, bir seviyede (daha çok farkında olmadan) bu gelişimsel
ihtiyaca yardım edebilme yeteneğine sahip bir kişi olarak algılanır. Çapraz
harita sinastrisinde ve kompozit haritalardaki Uranüs'e özgü yerleşimler, her
birinin diğerine bireysel yüksek zihinleri vasıtasıyla hangi alanda ve ne
şekilde en fazla uyumlanmış olduğunu gösterir.
Olumlu yönden, Satürn’e, Uranüs'e özgü dinamikleri,
bireylerin ve ilişkilerin çerçevesine, toplam doğa ve realite bakımından entegre
etmeye yardımcı olmak üzere işlev kazandırılabilir. Satürn’ün gerçek doğası,
herhangi bir şeyi tanımlayıp ona form vermektir. Sinastride ve kompozit
haritalarda Satürn’ün fonksiyonu, tanımlayıp form vermek ve böylece Uranüs'e
özgü düşünce, dürtü, amaç ve yönlere
gerçeklik kazandırmaktır. Satürn, içimizde ve ilişkilerimizde Uranüs'e özgü
bireyleşme sürecini ortama göre nasıl meydana çıkarıp uygular ve
gerçekleştirebilirizin farkındalığını ortaya çıkarır. Çünkü, içinde yaşadığımız
toplum veya kültürün dışsal doğası olan gelenek, norm, kural, prosedür, tabu ve
yasalarla bağlantılıdır.
Sinastri haritalarında, Satürn
dinamikleri, içinde bulundukları ev, burç ve diğer gezegenlere olan açıları
tarafından sembolize edilen hayat alanlarına odaklanmıştır. Uranüs’ün dip
akıntısı veya bilinçli olarak geliştirilmesi, bulunduğu eve, burca ve kompozit
haritaya yansıtılır. Deneyimler yoluyla söyleyebileceğim fark şudur: Sinastride
bu prensipler, iki insana bireysel bazda yansıtılır. Kompozit haritada ise, bu
ilkeler, iki insanın içselleştirdikleri çift olma bilincine yansıtılır.
Bireysel ve kompozit haritalar
elbette devingendir. Bir kişinin natal haritasında Uranüs’ün ilerlediği hayat
alanı ve bununla bağlantılı konular, kişinin partnerini etkileyecektir. Bunun
terside doğrudur. Uranüs transiti aynı zamanda kompozit haritayı da etkiliyor
olacaktır. Her iki durumda da bireyin veya ilişkinin ihtiyaçlarına artık
uymayan, faydası dokunmayan mevcut koşulları değiştirmekle bağlantılı olarak
ivme kazanmış bir büyüme gerçekleşebilir. Partnerlerin birinde veya her ikisinde
birden, Satürn fonksiyonuna direnç, inkar veya bastırma işin içindeyse, o zaman
‘beklenmeyen’, ‘aniden’ ortaya çıkarak her ikisini de öyle veya böyle
değiştirir. Transitlerle ilgili bölüme bakılırsa, mesajların dinamiği anlaşılır.
O bölümde önerilen yöntemle, mesajlara bütünlük içinde kulak verip uygulamak
ilişki için önemlidir. Bu yolla Satürn’ün olumlu yönleri, gereken değişimleri
saptayıp entegre etmek üzere kumandayı ele alabilir. Öyle ki, bireyler ve ilişki
yapısal olarak büyür.
URANÜS: DİĞER DÜŞÜNCELER
Bugünlük yaklaşık 30 dakikamız
kaldı. Uranüs’le ilgili ne bilmek istiyorsanız sorabilirsiniz.
Soru:
Uranüs’ün kanallıkla bir ilgisi var mıdır?
Jane Robert’in Seth ile
bağlantısına benzer bir anlamı mı kastediyorsunuz?
Yanıt:
Evet.
Hayır. Seth olgusunun
yansıttığı gerçek kanallık, Neptün ve Plüton tarafından sembolize edilir. Gerçek
kanallık, bireyin ruhuna (Plüton) başka bir ruhsal varlığın veya spiritin
(Neptün, Plüton) girmesidir. Ego merkezli bilinçlilikte tamamen veya tamama
yakın bir kayıp söz konusu olur. Fizyolojik olarak, kalp atış oranında ve
solunum biçiminde değişiklik, cildin renklenmesi, gözbebeklerinin yuvalarının
içinde dönmesi, konuşma tarzında farklı bir tonlama ve fiziksel bedenin
normalden daha hızlı biçimde tükenmesi bu duruma eşlik eder. Kanal olan birey,
normal ego-merkezli kişiliğinin sınırları dahilinde bilmesi mümkün olmayan
gerçekleri ve yasaları metafiziksel olarak anlatır, aydınlatır veya öğretir.
Bugünlerde, kanal bilgisi
olarak nitelenen veya öyle olduğu iddia edilen pek çok bilgi, Neptün’ün Yay
burcundan geçişini yansıtır. Bu geçiş, Uranüs’ün geçişine göre hızlandırılmış
bir geçiştir. Aslında bu durum, kollektifi (Neptün, Uranüs, Yay), dolayısıyla
bireysel zihni genişletmeye ihtiyaç duyulmuş olması ve bunun ortaya çıkması
demektir. Bu, Batı toplumlarında artan sayıda insanın bilinenin ötesine giderek,
hayatı farklı ve ‘yeni’ vasıtalarla idrak etmesi anlamına gelir. Yeni vasıtalar,
kozmolojik, metafiziksel, felsefi veya dini yönelimlerle karşılıklı ilişki
içindedir. Çünkü bunlar insan farkındalığının (zodyak) toplam tayfı dahilinde
Yay burcu ile bağlantılıdır. Gezegenimizde bilinçlilik dairesindeki bu kolektif
ve bireyleşmiş ihtiyaç, böylece, Neptün ve Uranüs’ün Yay burcundaki hareketleri
tarafından psikolojiye yansıtılmış olmaktadır. Her birey, kendi bilinen
realitesinin mevcut parametrelerini genişletmek üzere, temelde inançlarla
bağlantılı (Uranüs Yay’da) aynı tür psikolojiye sahip olan benzer zihinsel
yapıdaki grupları ve insanları bulacaktır. Eğer tarihi araştırırsanız, Uranüs’ün
Yay burucunda ilerlediği her dönemde zihni genişletme ihtiyacının ortaya
çıktığını keşfedersiniz. Bu yüzyılın başında (ç.n. 20.
yüzyıl) Uranüs’ün Yay burcunda olduğu en son dönemde bu ihtiyaç
belirmiştir. O tarihte, Doğu düşünce ve felsefelerine Batının ilgisi çok artmış,
Doğunun bir çok inanç ve düşüncesi Batıda yer bulmuştur. Yay, bir arketip olarak
sentezle bağlantılıdır. Doğal kutupsallığı İkizler’dir. Bir düşünceler
sentezidir. Uranüs, 1800’lerin başlarında yine Neptün’le beraber Yay’dayken,
diyalektik düşünce felsefesi yükselmişti. Karşıt düşüncelerin sentezi, olgusal
varoluşu yorumlamanın (Yay) ‘yeni’ bir yolunu buldurmuştu. Böylece, bizler, son
olarak, ‘yeni’ düşünce ve inançların Doğudan Batıya taşınmasına şahit olduk.
Karşıt düşüncelerin bir sentezine; örneğin Doğunun içsel Tanrısına karşı Batının
dışsal Tanrısına ve daha başka karşıtlıkların sentezine.
Şimdi yine kollektif ve
bireysel zihni genişletme ihtiyacı gündemde. Bunun genel bir ihtiyaç olduğu
gerçeğinin ötesinde, genel ihtiyacı ateşleyen özel kültürel nedenler de mevcut.
Bu özel nedenler, genel ihtiyacı ateşleyen kültürel nedenleri şekillendiriyor,
ihtiyacın özel uygulamalarını şekillendiriyor. Bir örnek verelim: Ünlü Amerikan
Rüyası (rüyalar Neptün’le ilişkilidir) önceden buna yatırım yapmış olan bir
çokları için çökmekte. Bir çoğunun aradığı mana (Neptün) başka bir sahte rüyada
da bulunamayacak. Yani, zihni genişletmek, hayata farklı bakmak için artan bir
ihtiyaç söz konusu. Hayatın ve realitenin doğasıyla ilgili bugün bu denli çok
düşünce, inanç ve kitap bulunmasının nedeni budur, insanlık tarihinin hiçbir
döneminde olmadığı kadar fazla sayıda. Bunun biçimlerinden birisi de güncel olan
kanallığa ilgi dalgasını kapsar. Maalesef, Neptün’ün şu anda Oğlak’ta olması
nedeniyle, kanal bilgisi diye aktarılanların çoğu kanal bilgisi değildir. Neptün
Yay’dayken, az sayıda kişiyle, başka varlıklar veya ruhlar tarafından
öğretilerini aktarmak üzere temasa geçildi. Bu öğretilerden bazılarının,
kitaplar ve benzerleri vasıtasıyla geniş sirkülasyona (Neptün Yay’da) sahip
olması amaçlanmıştır. Uranüs Yay’a ilerlediğinde, bu Neptün etkisi ivme
kazanmıştır. Bu durum pek çok kitaba yansıtılmış, bir çok kişi kanallığa
soyunarak gülünç duruma düşmüştür. Eğer eldeki malzemenin büyük bir kısmını
incelerseniz, bir kişi veya grubun kanal bilgilerinin diğer bir kişi veya grubun
kanal bilgileriyle çatıştığını ya da birbirini çürüttüğünü keşfedersiniz. Şimdi
bu ne anlama geliyor? Açıkçası, Neptün Oğlak’ta olduğu için, bu kanallık
iddialarının bir çoğunun doğru olmadığı anlamına geliyor. Bir çok insanın kendi
bilinçlerini açıp genişlettikleri anlamına geliyor. Yani bu insanlar kendi
yüksek zihinleriyle temasa geçiyorlar. Uranüs, yansıtılan yaradılışla
(ç.n. görünenin arkasındaki varoluşla) bağlantılı
olduğundan, bir çok insan daha yüksek gerçekleri, soyut olanı ve madde
düzlemindeki fiziksel yasaların temeli olan metafizik yasalarını seziyor (Uranüs
Yay’da). Aslında başka bir varlığa değil, kendilerine kanal oluyorlar.
Yansıtılan yaradılışın vasıtasının elektrik, görünen yaradılışın temel ilkesinin
de zeka olduğunu hatırlayın. Böylece, artan sayıda insan, kendi bilinçlerinin
parametrelerini genişleterek (Uranüs Yay’da), Evrensel zihne bağlanıyor.
Gerçekliğin karbon kopyasına, tüm yasaların temeline bağlanıyor. O yasalar ki,
belirmiş yaradılışı toptan açıklayıp düzenlemektedir. İnsan beyninin genişlemesi
ve evrimi altta yatan nedendir.
Oğlak’taki Neptün, bu açıdan
bakıldığında, kendilerine değil de daha yüksek varlıklara kanal olduğunu iddia
eden yanlış otoriteyle ve bu otoriteden medet umanlarla ilişkilidir. Elbette bu
durum Batı Dünyasındaki temel koşullama modellerinden birinin yansımasıdır.
Tanrı tarikiyle özgürleşmenin bizim dışımızda olduğu koşullamasının. Bu yüzden,
çoğu insan dışsal otorite figürleri aramaya koşullanmıştır. Buna göre, Batıdaki
bu kanallık durumu, daha fazla takipçiyi cezbetmek beklentisiyle, ‘başka
varlıklar’a kanal olmakla ilişkilendirilmiştir. Eğer bu tür koşullamaların
bulunmadığı ülkelere giderseniz, bu kanallık olgusunun, dışsal otoriteyle
bağlantılı koşullama modellerinin bulunduğu ülkelerde temsil edildiği biçimde,
bu ülkelerde varolmadığını keşfedersiniz. Uranüs, Satürn’le birlikte
galaksimizin merkezine doğru ilerlerken, böyle bir koşullama modelinin bununla
kimlik bulan kişilerden özgürleştirilebilmesi önemlidir. Bu, dürüstlüğe (Yay) ve
‘sahte peygamberler’in gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılmasına (Neptün Oğlak’ta)
olanak verecektir.
Zihinlerinin ve bilinçlerinin yeni yollarla, yeni
bağlantılar ve anlayışlar kazanarak genişlediğini fark eden kişiler için,
alınacak ders, söylenenlerin ve sunulanların arkasındaki otoritenin
kendini-gerçekleştirme çıkışlı olduğunu kabullenerek, talepte bulunmaktır.
Bu çok çok önemlidir. Şuna dikkat edin: Gerçek bir
peygamber olan İsa’nın, konuşmaları, öğretisi ve hayatı, kendi zamanında çok
zulüm gördü. Niçin? Bir çok neden arasında, beklenen Mesih olduğunu iddia eden
peygamberlerin bolluğu da vardır. Açıktır ki pek çok insan, politik ve ekonomik
koşullar nedeniyle o dönemde kendi adlarına sorumluluk üstlenecek ilahi bir
iradeye inanma ihtiyacı duyuyorlardı. Bu ‘sahte peygamberler’, kişisel
gafletleri meydana çıkana dek yayılmayı sürdürdüler. Peygamber olduklarını öne
sürenler şüphe ile karşılandı. Şüphe havayı zehirledi. Böyle bir atmosferde
İsa’nın sözleri ve öğretileri yargılandı. Çarmıhta son buldu, öyle değil mi?
Benim işaret etmek istediğim nokta şu: Yüksek güçlere kanal olduklarını iddia
eden kişilerin (peygamberlerin?) bolluğu, kollektif atmosferi kendi iddialarının
ve sözlerinin içeriği yoluyla zehirleyebilir. Bu durum, sırasında gelenekçiler
tarafından (The Sanhedrin ? –
ç.n. İsa’yı mahkum eden Yahudi Yüksek Mahkemesi) kendi otorite ve görüşlerine
uymayanları infaz etmek için yakıt olarak kullanılabilir. Biz bu tür olayları,
şu anda Batıda, ‘Yeni Çağ’ hareketi bağlamında görüyoruz. Bir çok inanç,
düşünce, niyet veya gündem, muhafazakar dinciler tarafından hatalı biçimde itham
ediliyor. Peki, bu hatalı iddialar için ‘hedef’ olarak ne tür insanlar
gösteriliyor tahmin edin bakalım? İsa, Neptün Oğlak’tayken öldürülmüştü. Neptün,
şimdi yine Oğlak’ta. Uranüs, kısa bir süre onun yanında olacak, Satürn de öyle.
İsa, yeni bir çağın, Balık Çağı’nın yolunu açmıştı. Onunla yeni bir din ve yaşam
felsefesi doğmuştu. Yeni Çağ ruhunu izleyenler, sürdürmekte oldukları
otoritelerinin temelinin oyulduğu algısında olanlar tarafından daha başlangıçta
infaz edildi. Şimdi ise, Kova Çağı’na giriyoruz, yeni bir çağa. Bu döngüyü
tekrarlayacak mıyız, yoksa kırabilir miyiz? Eğer kıracaksak, bu nasıl
yapılabilir? Bu soruyu üzerinde düşünmeniz için size bırakıyorum.
Çeviren: